Esat KORKMAZ
Orgazm sırasında,
Söze söz verirsen eğer,
O sarhoştur,
Sarhoş gibi konuşur.
Düşünüyorumda: Bir şeyler bizden “gizlenmiş”, bir şeyler bize “yasaklanmış”; ama biz her şeyi “biliyoruz”gibi davranıyoruz; davranıyoruz davranmasına da hemen hepimiz, “bencil benlerimizin”yazıp sahneye koyduğu bir tiyatronun oyuncularıyız. Oyunda sergilemeye çalıştığımız “çıkarımız”;gittiğimiz yönde bir yere “gizlenmiş”durumda; “-Sobe!”,dediğimizde çıkıp önümüze atlayacaktır, bu kesin.Atladığında, kendi ağımıza düştüğümüzü anlayacağız ama çok geç olacak; bize, “geleceğimiz kapalı, yaşamımız bahane”, demek düşecek.
“İnsan olan yanlarımıza ağrı girmeye başladığında”, gerçek dediğimiz şey, mutlu ya da olanaklı olanın içinden mutsuzun ya da olanaksızın içine “kaçar”. Olanaksızın ya da mutsuzluğun içine kaçan gerçek, şimdiki zaman tarafından “satın alınamaz”: Satın alınamayan bu gerçek geleceğimizi “güvenceye” alır ve günün saldırısından bizi “korur”.
Mutsuzluğun ya da olanaksızlığın sesiyle “konuşma” yetisini yitiren insan, aklın çöllerinde “mahsur” kalır: Şimdinin mahkemesinde ceza yemiş, şimdinin “mahkûmudur” artık o: Ömrünü “geriye” ya da “ileriye” doğru uzatamaz; mutluluğa ve olanağa “insan biçimini” veremez ve mutluluk ya da olanak, geleceği kuran bir “işçi” olmaktan çıkar. Böylesi bir insan için “mutluluk” ya da“olanak” her şeyin “katilidir”. Yeri gelir “acıyı-sıkıntıyı” da öldürür: Öğretmensiz bırakır bizi; kendimizi “hakikate” hazırlayamayız; yaşam bizden yavaş yavaş “uzaklaşmaya başlar” ya da biz, yaşamın “açığına” düşeriz.
“Gerçekçi ol olanaksızı iste” ya da“gerçekçi ol mutsuzluğu dinle”, deriz: Sakınır da olanağın ya da mutluluğun sınırları içinde gezinirsek eğer geleceğimize “ayak bağı” oluruz; zulümle “ortaklık” kurmaya kapıyı aralarız; sıradan olmayanı “sıradan” yaparız; nefsin sırrını “edebe aykırı” bulmaya başlarız: Giderek olanak ya da mutluluk, “katilimiz” olup çıkar.
“-Ben öyle değilim”, demeyin; her birimiz biraz “şöyle” ya da “böyleyizdir.” Çünkü hepimiz uykudayız; “yaşarken dirildiğimizde” uyanırız: Her uyanışta kendimize baktığımızda, şöyle ya da böyle olduğumuza “tanı” koyarız. Tanının izinde, kendimizi “tedaviye” soktuğumuzda, gerçekçi olup “olanaksızı” isteriz ya da “mutsuzluğu” dinlemeyi öğreniriz.
Mutluluk ve olanak “katilimiz” olmaya başladığında, kendi kültür tarlamızda yetişmeyeni egemenden “ödünç” alıp sonra da “Bu benim kendi tarlamın ürünü”, diye pazarlamaya başlarız. “Ödünçleme” olanaklarla ya da mutlulukla bir bilinç yaratırız. Yarattığımız bu bilincin ne bir “oku” ne de bir “yayı” vardır. Oksuz-yaysız bu bilinçle, en iyi olasılıkla, egemenle taraf bilinç taşıyıcılarının “kıyısında” yürünebilir ancak: Bir “kenara itişmişlerle” yürümekten sakınılır. Geleceği doğurmaktan aciz “yaltaklanmanın” verdiği “vicdan acısını” örtmek için, seçeneksiz kendimizi abartıp, kendi gözümüze “sokarız”. Gözümüze soktuğumuz bilinç, bizim ezberimizdir. Ezber, “birikmiş sözümüzdür”;daha doğrusu “birikmiş canlı sözümüzdür”,başka anlatımla “ölü sözümüzdür”:Tıpkı, canlı emek, birikmiş emek(ölü emek)’te olduğu gibi.
Yabancılaşmayla birlikte nasıl birikmiş emek(ölü emek), yaratıcısından “uzaklaşır”,başkasının “güdümüne”girer, sonra gelip yaratıcısını “boğmaya”yeltenirse; biriktirdiğimiz söz(ölü söz) de “aynı yolu”izler. Bizden uzaklaşır, egemen yargı tarafından “satın”alınır, sonra da gelip boğazımıza “sarılır”.
Yabancılaşmış ezberimizi “kırmak”,ürettiğimiz saflıkta yeniden “kurmak”zorundayız: Bunu başarabilirsek hem kendimizi “tanıma”,hem de ütopyamızı “yorumlama”olanağını elde etmiş oluruz. Çünkü vicdanımızın dili “ilk ezberdir”ve ütopyamız“ilk ezber”üzerine kurulur.
Egemen boş durmaz: Yaltaklanmanın verdiği vicdan azabıyla kıvrananların “vicdanına seslenir”: Seslenir seslenmez “kötülük”, yaşanan ana-yere “çağrılır”; ortalıkta “kol gezmeye” başlar. Ezilmiş olan, bir kere daha ezilir ve diz çöker; “yukarıdan gelecek sese kulak kabartmaya başlar”.
Bu “yabancılaşma” batağından çıkabilmek için sıkıntının-derdin “dua etmeyi öğretmediğini bilmek”, sıkıntıyı-derdi yaratanların “adresine tanı koymak” ve dua yerine “kavgayı/mücadeleyi seçmek” durumundayız.
Bellek kayıtlarımızı bir kez daha gözden geçirelim ve “düşünülmemiş olanın olanağına-mutluluğuna” yolculuğa kendimizi hazırlayalım ve “en kötü” gelip çatmadan bu işin altından kalkalım, diyorum. Buna “önceden çıldırmak”, denir. Çıldırmanın kazanımlarıyla beslenen biri, mutlu birini gördüğünde, “yaşadığın mutluluğun mutsuzluğu nerede?”; olanak alanında “at oynatan” birini gördüğünde ise yaklaşıp, “yaşamını hizmetine verdiğin olanağın olanaksızı nerede?”, diye sorması gerekir.
Olumlu yanıt alması durumunda, mutluluk mutsuzluğun, olanak olanaksızlığın verdiği bir “ödül” olup çıkar. Daha doğrusu, mutsuzluk ve olanaksızlık döllenir; mutsuzluk ve olanaksızlık “inler”, mutluluk ve olanak “feryatlar” içinde doğar. İşte böylesi bir durum yakalandığında mutluluk ve olanak, “bozuk düzende doğruyu ihbar eder”. Tersi durumda, “katilimiz olup bizi ipe çeker.”
Boşuna dememişler; “Güzellikler dünyaya şölenle gelmez; annemiz inlemese, biz ağlamasak doğmayacaktık”, diye. Geleceği kuracak acı-sıkıntı, mutsuzluğun ve olanaksızlığın “dışa” vurumudur. “Bugün de mutsuzluğun ve olanaksızlığın pençesinde kıvranıyoruz, ama geleceği kuramıyoruz”, diyebilirsiniz: Sanki haklı bir itiraz. Yakından bakıldığında haklılığın “haksızlığı” anlaşılır. Olanak ile olanaksız, mutluluk ile mutsuzluk arasındaki ilişki “iptal” edildiğinden olanak ve mutluluk “katilimiz” olma yoluna girerken mutsuzluk ve olanaksızlık, geleceği kuracak “oğul” vermekten yoksun “kısır” duruma düşer.
Ne yapılması gerekir sorusunun izinde “vicdanımızı rehber” edinerek yürüyelim: Önce, acının-sıkıntının anası mutsuzluğu ve olanaksızlığı “yabancılaşmanın batağından” kurtaralım. Vicdanımızın evi “hiçliğimize” taşınalım ve dokuz on gün sonra, “geleceği kuracak” acılarımıza-sıkıntılarımıza binip “çığlıklar içinde” doğalım; olanaksızlığımız-mutsuzluğumuz “gebe” kalsın; doğan çocuğun, yani olanağın ve mutluluğun “hafızasını okuyalım”, bize koşan gelecekle “kucaklaşalım.”
Aslında hiçbirimiz, öldüğümüzde geçmişin “yığını” olmak istemeyiz; geleceğin “olanağı” ya da “mutluluğu” olmak hepimizin özlemidir. Bu özlem, geleceğe “tutunmamızı” sağlar; geçmiş ve şimdi, üzerimize “çökmez”, boğazımızı “sıkmaz.”
Bu nedenle yazmak ya da söz söylemek, ertelenen yaşamı “yazı” ya da“söz yapmaktır”. Erteleme, mutsuzluğu ve olanaksızlığı “doğuma” hazırlamak adına yapıldığında, “yazı” ya da“söz yaptığımız yaşam” şimdinin “puştu” olur. Yarın ölçü alındığında ise bu “puşt”, şimdinin hapishanesinden “firar etmiş”, özgür bir kimliktir artık.
Feuerbach’ın “İnsan, yediği şeydir” sözü, külâhımızda çivi(*) olup çıkar. Sözün özü, yediğimiz şey, içimiz olur da kanla beynimize akar ve “düşünce” denen materyale dönüşür; bu kez materyal kendini “yakar” ve bedeni “kurar”. Ara sıra kendimizi dinlemek için doğaya “-Sus!” ediğimizde, beynimize akan düşüncenin “şıpırtısını” ve yakarak bedenimizi kuran hiçliğimizin“çıtırtısını” duyarız: Bu ses aracılığıyla içimizde bedenimizi, bedenimizde içimizi “seyrederiz.”
(*) Akıl külahta bir çividir; yumruk vurmadan girmez(Arnavut atasözü)
Yazarlar
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.02.2016
28.11.2016
23.11.2016
16.11.2016
12.11.2016
4.01.2016
1.01.2016
12.08.2016
4.02.2016
29.07.2016