Etyen MAHÇUPYAN
Aydın olma vasfının modernlikle hem ideolojik hem de tarihsel bir bağı var.
‘Aydın' kimliği ilk kez modernliğin içinde oluştu ve kendi bireysel hayatının sınırları dışına çıkarak kamusal olana konuşan, kamusal olanı etkilemeyi, giderek değiştirmeyi amaçlayan bir kişi ve tutumu ifade etti. Öte yandan aynı modernlik zihinsel sekülerleşmeyi ve özgürleşmeyi ‘birey' olmanın önkoşulu kıldığı ölçüde ‘aydın' kategorisini de modernleşmiş kişi olarak tanımlamaktaydı. Bu bakış dindar kesimlerden gelenlerin kategorik olarak ‘aydın' olamayacağını söylerken, laik kesimden gelenlerin de çoğu zaman kendiliğinden aydın oldukları sanısına kapılmalarına neden oldu. Eleştirel kültürün zayıf olduğu Türkiye'de ise bu yaklaşım neredeyse hiç sorgulanmayan bir kabule dönüştü ve uzun yıllar laik ve dindar kesimler arasındaki siyasi ve kültürel hiyerarşiye karşılık geldi.
Bugün laik kesimde yaşanan travmanın arka planında söz konusu hak edilmemiş ‘unvanın' korunması kaygısı da var. Laik aydınlar AKP iktidarı altında ve dindar çoğunluğun siyasete damgasını vurduğu, kendi entelektüel elitlerini ürettiği bir ortamda hâlâ esas ‘aydının' kendileri olduğunu gösterme çabası içindeler. Her durumda ‘doğruyu' söyleme, ‘tek başına kalınsa da' direnme, ödün vermeme türünden bir duruşla çaresizliği birleştiren bir pozisyon üretme eğilimindeler. Sanki karşımızda zamandan bağımsız olarak her daim mağdur, ama onurlu mücadelesini sürdüren, bu manevî yükü taşımaya adanmış bir hayatlar silsilesi var. Sol ideolojilerin fazlasıyla besledikleri bu bakışın sadece cemaatleşmeye yaradığını artık görmekte yarar var. Aydın olma kaygısı çoğu zaman siyasetin önünde doğrudan bir engel oluşturabiliyor. Bir yabancılaşmanın ve marjinalleşmenin yolunu açarken, kişiyi siyasetin seyircisi konumuna düşürebiliyor.
Türkiye'de bu durumun daha da kritik bir sonucu var: Laik kesim kendisine modernliği yakıştırdığı ölçüde, toplumsal dokunun ima ettiği talep ve tercihlerden bağımsız olarak ‘yapılması gerekenleri' yapmaya şartlanmış durumda. Dolayısıyla aydın kategorisine örneğin dindarlara kıyasla çok daha bağımlı. Dindarlar için ‘yapılması gereken' esasta veri bir inanç tarafından sunuluyor ama sayısız yorumun olasılığına karşın da rehberin peşinden gidiliyor ve söz konusu kişi ‘Allah rızası' için desteklenebiliyor. Oysa laik kesimde ‘yapılması gerekenin' bir ideolojik tercih içine yerleştirilmesi, ilkelerle tutarlı kılınması lazım. Diğer bir deyişle laik kesimin (özellikle dindarlar veya ‘sağ' karşısındaki ideolojik) siyaseti aydına muhtaç... Bu nedenle aydının siyaset dışı kaldığı dönemlerde laik kesimin siyaseti de savruluyor ve kendisine bugün olduğu gibi ‘topluma konuşabilen' bir liman arıyor. Bugün o liman ulusalcılığa işaret etmekte ve siyaset yolu da kategorik AKP karşıtlığına dayanmakta. Ulusalcılığın başarısı bu karşıtlığı bir eleştiri kıvamında kullanılabilir hale getirmekle yakından bağlantılı olacak. Bu ise, laik aydınların iktidar eleştirilerinin, onları dindarlarla ayrımlaştıracak bir kalıba dökülmesine bağlı...
Bugün laik kesimde demokratlar ile sol/liberal aydınlar arasındaki farklılaşmanın siyasi açıdan önemi burada. Çünkü iktidarı etkileme şansı olmayan bir eleştirinin, ister istemez kapılanacağı yer ulusalcılık olacaktır. Söz konusu aydınların tabii ki hiçbirinin ulusalcı olduğunu söyleyemeyiz... Ama siyaset bizim ne olduğumuz değil, kendi kimliğimizi taşıyan doğal sosyolojik çevrenin bizim sözümüzü nasıl işlevselleştirdiği ile ilişkili. Eğer eleştiri giderek bir ayrımlaşma anlamını taşımaya başlarsa, bir süre sonra o eleştirinin varlığı ne söylediğinden daha önemli hale gelir ve o zaman da sosyolojik tabana, yani laik cemaate hakim olan siyasi söyleme hizmet etmek durumunda kalır.
Bu gözlemi yaparken amacım sol/liberal aydınları mahkum etmek değil. Bir potansiyelin kaçırılmasına hayıflanmaktayım aslında... Görünen o ki bu aydınlar bir iktidara destek vermekle eleştirmek arasında bir ‘simetri' varsayıyorlar. ‘Doğru yaparlarsa desteklerim, yanlış yaparlarsa eleştiririm' tavrının kendi içinde anlamsız olduğunu söyleyemeyiz. Ne var ki burada bir simetri yok: Destekler hem hükümet açısından işlevsel, hem de psikolojik olarak İslamî kesimde ‘duyuluyor'. Eleştiriler ise tam tersine hem iktidarın dışlamasına hem de dindarların psikolojik olarak kulaklarını kapamalarına neden oluyor. Sorunun ‘bizde' değil dindarlarda olduğunu öne sürebiliriz elbette ve çoğunlukla haklı da olabiliriz. Ama sonuç değişmiyor: Laik kesim aydınları geniş bir toplumsal kesim üzerindeki potansiyel siyasi etkilerini kullanmamış oluyorlar. Çözüm eleştiri yapmamakta değil, adil olmakta... Bu da eleştiriyi bir bağlam içerisine oturtmayı, ‘evrensel' ilkelerle yetinmemeyi gerektiriyor. Demokratlar da eleştiriyor ama açık bir mesaj olarak bu hükümetin başarılı olmasını istiyorlar. Oysa sanki sol/liberal aydınlar hükümetin başarılı olmasından gocunacaklar duygusunu veriyorlar. Üstelik bu sadece bir duygu değil... Sivil topluma ve finansörlerine kadar yansıyan bir duruş... Ve de görünen bir duruş.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024