Etyen MAHÇUPYAN
Gezi olayları bugünün AKP karşıtı aydınları için önemli bir göstergeydi. Zihinlerindeki kurgunun gerçekliğe ne denli uyum gösterdiğini sınamaları ve kendileri üzerine düşünmeleri için bir fırsattı. Hâlâ da öyle… Ama onlar tersini yaptılar. Gerçekliğin zihinlerdeki kurguya uyduğunu, onu doğruladığını, teorik olarak olması beklenen şeyin nihayet hayata geçtiğini sandılar. Ne önlerinde gerçekliğin sadece küçük bir kısmının durduğuna ne de bu gerçekliğin bile kendi içinde fazlasıyla karmaşık olduğuna önem verdiler. Yaşananlara mesafe almaktansa kendilerini o yaşananın içine attılar, etraflarında bir devrim hayal ettikleri ölçüde kendilerini de uzun zamandır beklenen devrimciliklerinin somutlaşmış hali olarak gördüler. Bu durum onların sağlıklı gözlem yapma ve yaşananı anlama yeteneğini büyük ölçüde yok etti. Bazıları tamamen körleşti. Diğerleri ise gördüğünü görmek istemediği için göz ardı etti.
Yaşananı anlamak kolay değildi, çünkü kendilerini onun içinde özneleştirme çabası baskındı. Bu özneleşmeyi o denli istediler ki, bir süre sonra orada yaratılmış olduğu varsayılan kimlikleşmenin ürettiği doğal aptallaşma haline mahkûm oldular. Böylece kendilerini özne sananların nesneleşmesine tanık olduk. Şimdi herhangi bir ciddi Gezi analizinin bu aydınları dışarıda bırakması mümkün değil. Onları bir kaotik kalkışma atmosferinin yüzergezer idolleri veya mayınları olarak ele almak epeyce gerçekçi bir yaklaşım olur.
Ama yine de özneleşmeye olan bu açlığa ve onun yarattığı göz boyayıcı acul tavra bir miktar hoşgörüyle yaklaşabiliriz. Bazı insanların kendilerini ideolojik olarak dolduruşa getirme becerilerini, bunun yarattığı psikolojik beklenti halini ve hayatın acımasız gerçekçiliği karşısında yaşanan yenilgiyle yüzleşme zorluğunu en azından hayal edebiliriz. Dolayısıyla hüzünlü olan bu aydınların Gezi sırasındaki tutum ve değerlendirmeleri değil. Gezi sonrasında ellerinde sadece AKP karşıtlığı kaldığında durumlarını idrak etme ve üzerine düşünme konusunda bu derece korkak olmaları.
Gezi devrimle sonuçlanacak olan bir solcu kalkışmanın kıvılcımı olarak tanımlanırken bu aydınların naifliğine gönderme yapmış oluyordu. Ancak solculuğun biraz kazınca altından çıkan ‘yaşam biçimi’ gerçek bir ideoloji takipçisi için epeyce uyarıcı olmalıydı. Böylesine hızla bir yaşam biçimine, dolayısıyla üretilmiş bir kültürel kimlikleşmeye indirgenmeye hazır olan bir ideolojinin içeriksizliği açık olmalı, en azından soru işaretleri yaratmalıydı. Gezi solun ‘laik’ yaşam biçimi altında ezilmişliğini, onun basit bir fasadı olduğunu ortaya koydu. Ne var ki kimlikleşmenin bir yaşam biçimi üzerinden üremesi, sadece buradaki aydınları cemaatleştirmekle ve zihni melekelerini iğdiş etmekle sonuçlanmadı. Bu kimlikleşmenin gerçek anlamda bir ideoloji, fikriyat veya siyaset üretme imkânı da yoktu, çünkü yaşam biçimi denen olgu kendi üzerine düşünme ihtiyacı duymayan bir var olma halinin kitleselleşmesine dayanmaktaydı. Biraz daha cesur olup, sadece kendi üzerine değil, hiçbir şey üzerine düşünme ihtiyacı duymayan da diyebiliriz. Dolayısıyla yaşam biçimi üzerinden yaşanan ve bu durumun uygun bir ideolojiyle beslenmesine dayanan kimlikleşmeler, ancak kendi karşıt kimlikleri üzerinden siyasallaşırlar. Gezi laik kesimin kendisine yapay bir ruh sağlığı edinme açısından İslami kimliğe ve somut olarak AKP’ye ne kadar muhtaç olduğunu ortaya koydu. Sol ve laik hayalin somutlaşma biçimi ancak AKP karşıtlığı üzerinden düşünülebildi.
AKP karşıtlığı kısa süre içerisinde söz konusu aydınları kuşatan, rahatlatan ve kendilerince aktörleştiren bir nitelik kazandı. Gezi’de nesneleşmeyi engelleyemeyen aydınlar AKP karşıtlığı zemininde yeniden özne olmaya çalıştılar ve halen de bu yönde büyük gayret gösteriyorlar. Ancak Gezi sürecinde bir laboratuvar ortamında yaşananlar şimdi hayatın içinde bir kez daha aynen ortaya çıkıyor. Bu aydınlar bir kez daha nesneleşiyor ve AKP etrafındaki çatışma atmosferinin kişiliklerini yitirmiş sembolik paravanları halinde boy gösteriyorlar. Düşünme yeteneklerinin olduğuna inanmak giderek güçleşiyor. Yüzeyselliğin korunaklı sularında aynı basit önermeleri tekrarlayarak emeklemeyi, kendilerini anlamlı bulmak için yeterli sayıyorlar.
Dramatik bir olay yaşıyoruz. Kendisinin farkında olmayanların özneleşme hayalleri maalesef nesneleşmeyle sonuçlanıyor. Belki de o hep sözü edilen ‘kapanan parantez’ bu aydınları da tarihin kapanan bir sayfasına paketleyip bırakıyor…
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (2)
25.10.2025 - Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (1)
25.10.2025 - Kürt ‘açılımı’nın nedeni Suriye değil, Türkiye!
15.03.2025 - Muhalefet için bir not: İktidar (sanılanın aksine) tutarlı ve başarılı!
20.02.2025 - İktidarın Kürt ‘açılımı’ üzerine bir not
15.10.2024 - Çocuklar anayasa yapabilir mi?
24.09.2024 - Mustafa Kemal’in büyümeyen çocukları
19.09.2024 - Nasıl bir ordu isterdiniz?
10.09.2024 - Yeni İttihatçılık havuzunun bilinçsiz balıkları
2.09.2024 - Seçimlerden kim kazançlı çıkacak?
13.04.2024
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları



























mehmet akbaş
katılıyorum size bu konular üstün körü yada alalacele uygulamaya koyulacak konularda değil aslında ne olması gerek oylama yerine hani referandum oluyo ya bazen işte öyle yapmaktansa o mecut konu hakkında bir A4kağıdı herkesten düşünce yazısı alınmalıdır böyle çok daha doğro yola ulaşılacaktır saygılar