Ferhat KENTEL

Ne kadar saçma, ne kadar zor, ne kadar umut kırıcı… Ve ne kadar umut yaratan günler yaşıyoruz. Hep beraber bu kadar tepişmenin, bu kadar düşmanlaşmanın altında kalma riskini yaşıyoruz. Ve hep beraber siyasal kültürümüzün bu kadar sefilleşmiş halini gördükten sonra, ve yanı sıra yolsuzlukların bu raddeye geldiğini gördükten sonra herhalde artık başka bir aşamaya, daha iyi bir aşamaya geçeriz; biraz olsun kendimizle hesaplaşır, biraz olsun yüzleşiriz diye umutlar besliyoruz.
Evet, tabii umut her zaman var. Var ama siyasetin bu kadar öldürücü olduğu bir hale, bu kadar güçlü bir güvensizlik ve düşmanlık duygusuna nasıl geldik?
Düne kadar Gülen Cemaati’ne karşı laikçi çevrelerden gelen her türlü eleştiriyi anında reddeden aparaçikler nasıl olduysa âniden Gülen düşmanı kesildiler. Nasıl bir anda bu kadar güvenmez oldular? Ne değişti dünden bugüne? The “cemaat” düne kadar devlet içinde “örgütlü” değil miydi? Yoksa o zaman “bizim işlerimizi” gördüğü için çok da dert etmiyor muyduk?
Ya da bir anda “cemaatçi” kesilenler? “Müslümanların hakkına hukukuna saygı duyalım” diyen, “İslami hareketin demokratikleştirici özelliğine vurgu yapan her solcuyu, demokratı, liberali düne kadar her fırsatta “Fetocu”, “F tipi” diye yaftalayanlar, bugün nasıl oldu da “Cemaat”in polislerinin “AKP’nin yolsuzluğu ortaya çıkartma” faaliyetlerini güvenilir bulup üstüne atladılar?
Oysa şu son bir kaç yıl öncesine kadar bu memlekette siyaset güçlenmiş; siyaset alanı genişlemişti. Toplum belki de gerçekten doğru dürüst konuşmaya başlamıştı. Askeri vesayet gerilemiş, sokaklarda insanların durup dururken öldürülme tehlikesi, faili meçhule gitme riski neredeyse yok olmuştu.
Ama o günden beri bir şeyler oldu. Önce 12 Eylül 2010 referandumu, sonra 2011 seçimleriyle birlikte başka bir ruh haline geçti bu memleket Başbakanımız Erdoğan’la birlikte. Gerim gerim daha da çok gerildik o zamandan bu yana…
AKP iktidara geldiğinde 10 yaşında olan çocuklar AKP’nin “ustalık” döneminin (ya da “AKP devriminin ‘Thermidor’u.” Bkz. Taraf, 05.11.2011) gençleri oldular. Onlar ne 12 Eylül’ü, ne 28 Şubat’ı ne de AKP’yi ilk yıllarındaki devirme operasyonlarına doğru dürüst şahit olabildiler.
Ama “devrim oldu, yaptık işte; daha ne istiyorsunuz?” diyen ve bu şekilde ihtiyarlayan AKP ve etrafında hızla yükselen yeni sınıf mesela Gezi’yi hiç anlamadı. Bu gençleri hiç anlamadılar ve habire “eskiden yağ yoktu, gaz da yoktu, kuyruklar bile vardı; haddinizi bilin, şükredin” kıvamında fırça çektiler sağa sola. Türkiye’nin demokratikleşmesinde pili bitmekte olan bir AKP’ye yeni bir enerji ve atılım verecek olan Gezi hareketi şeytanlaştırmanın malzemesi oldu. 27 Mayıs’larda, 28 Şubat’larda her zaman bir takım şeytanlar bulunduğu gibi.
Sosyal medyada, sanal alemde toplu saldırılar; paranoya yaratıcı haberler… Bir zamanlar Erdoğan, Gül, başörtülüler hakkında uydurulan asparagas haberler “Geziciler” nezdinde bir düşman kategorisi yaratılarak, salvo ateşine girişildi.
Otoriter dil her yerde boca edilirken, Kemalistlerin vazgeçilmez referansı “karşı-devrim” teranelerini piyasaya sürdüler habire… Düne kadar jakoben devletin borazanları olan Çölaşan’ların, Özdil’lerin yerini alan yeni aparaçik yazarlar, tazelenen devletle eklemlenen yeni jakobenlerin borazanı oldular. Bunlar büyük bir kibir, bilgiçlik ve aşağılayıcı bir dille eskilerin yöntemlerini de (bel altı vurmalar vs.) sahiplendiler (Çölaşan sürekli “liboşlardan” bahsederdi mesela; şimdikilerin bazıları da aynı tarzla sürekli “liberallere” çakmaya çalışıyor). Aynı onlarınki gibi, damarlarına işlemiş Kemalist bakışla her şeyi bildiklerini düşünüyorlar.
Sürekli Gezi’nin arkasında komplo arayanlar, başta Erdoğan olmak üzere, bizzat kendileri “komplo” oldular. Gezicilerin ulusalcılarla, darbecilerle, Sözcü gibi gazetelerle yan yana düştüğünü söyleyip, Gezi’yi “karşı-devrim” ilan ettiler. Ama kendilerinin Yiğit Bulut gibi bir adamla, Akit gibi gazetelerle, “kahrolsun demokrasi” diye bağıran insanlarla aynı safa düştüklerini görmezden geldiler.
Nasırlaşmış vicdanlarının gözlüklerinden bakıp, “devrim adına”, devletle 20 yaşındaki genci aynı kefeye koydular. İktidarı her alanda toplumu dinlemeye çağıranları “steril” olmakla eleştirenler, steril muhalefet diline kızanlar muhalefetin steril olmasını istediler; muhalefetin tutarlı olmasını, aralarından pislikleri temizlemelerini, “bunu böyle, şunu şöyle yapmalarını” buyurdular.
Kendi savunduklarını herkesin savunmasını istediler. Farklı cümlelere tahammül edemediler. Mesela Kemalizm’i eleştirmeyi öğrendikleri adamlara hakaret ettiler. Bugün demokrasi benzeri bir hava kokluyorsak, “AKP’nin çok hoşumuza giden” demokrasi hamleleri olduysa, bunun Murat Belge gibilerinin (eksiğiyle gediğiyle) verdikleri mücadele sonucu olduğunu unutanlar Murat Belge’yi eleştirmek yerine Çölaşanvari biçimde aşağılamayı seçtiler.
Düne kadar şeytan olmadıklarını ispat etmeye çalışanlar, bugün 28 Şubatçıların mantığıyla, taktikleriyle hareket edip, şeytanlaştıran dili yeniden ürettiler.
Bunlar inanılmaz bir kibirle, 28 Şubat’ın Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinin, TV programcılarının edasını yüzlerine yapıştırmış, alenen 28 Şubat’ın paranoyasına benzer bir senaryo yazıyorlar: “AB fonlarından alınan destek vs. ile büyük bir kalkışma hazırlanıyor” Yani “kökü dışarıdalık” teorisi yeni zaman devrimcilerinin de söyleminin doğal bir parçası haline geliyor…
Ve şimdi bugün yükselen yeni sınıfın “devrim”indeki sorunlara bir iki laf etmeye çalışanları acilen “karşı-devrim” saflarına itmeye çalışan aparaçikler, bütün devrimlerin alfabelerini –kardeşleriyle birlikte- yeniden yazıyorlar: kendi kardeşlerini yiyorlar.
Üstelik ne yemek! Kıran kırana… Acımasızca… Beddualar, “inlerine gircez”ler gırla gidiyor.
Ve işte Cemaat-AKP kavgası diye görünen “olay”la bugüne geldik. Ve ortalıkta izan, edep diye bir şey kalmadı.
Evet bugün itibariyle devrim bitmiştir. Ama aparaçiklerin lafını ettikleri karşı-devrimin saldırısı karşısında biten bir devrim değil bu… Sovyetler’de “Beyazlara” karşı değil;Kronstadt Ayaklanması’na, Sakharov’lara, Soljenitsin’lere; Fransa’da Danton’a karşı; İran’da Halkın Mücahitleri’ne ve komünistlere karşı kazandığı anda biten bir devrim bu…
Yazarlar
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020