Ferhat KENTEL
Memleketimizde kadına yönelik şiddet uygulayan erkeklerin büyük çoğunluğu eşler, nişanlılar, ağabeyler, eski kocalar yani çok büyük bir çoğunlukla “aile içi fert” sıfatına sahip erkeklerden oluşuyor. Ve çok açık ki, bu adamlar ortalığa serilen vahşet görüntülerinden, vahşetin yarattığı tepkiden, özellikle kadınlardan çığlık çığlığa gelen duyarlılık çağrısından falan pek etkilenmiyorlar. Bu adamlar yaptıkları şeyin –yani kadın öldürmenin- bir tür ceza olduğunu ve buna hakları olduğunu söylüyorlar.
Bu adamlar mahkemeye düştükleri zaman da ilginç performanslar sergiliyorlar. Takım elbise-kravat takıp, hâkimden iyi hal indirimi koparmaya çalışıyorlar. Gerekçe olarak da “erkeklik gururumla oynadı”, “namusumu kurtardım” gibi zaten “herkesin kabul etmesi gerektiği” düşünülen bir takım gerekçeler üretiyorlar.
Yani işlediği cinayeti normalleştirip, cezadan kurtulmak istiyorlar, yargı organından af dileniyorlar; yani korkuyorlar aslında… Bütün erkeklik raconlarına rağmen, zavallılıkları sırıtıveriyor aradan.
Tabii bu arada Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk gibi hem kadın hem de otorite gibi görünen bazı şahsiyetler bu adamların eylemlerini görünmez kılacak siyasal demeçler veriyorlar. Bu bakan “Türkiye’nin kadına şiddette dünya ortalamasının altında olduğunu”, “şüpheli ölümlerin kadın cinayeti gibi yansıtıldığını” söyleyerek, katil (ve korkak) erkeklerin kendilerini saklayabilmelerine imkân sağlayacak bir gerekçe daha üretiyor.
Erkek maskeli Bakan, aslında bizi bilgilendirmiyor; inandırıldığı ve inandığı için, “ait olmaktan” ötürü inandığı için, bize de inanmamız için hazırlanmış bir “bilgi” sunuyor. Evet, tabii, her zaman her yerde bizim memlekettekine kıyasla daha kötü olan istatistikler bulunabilir. Ama mesele karşılaştırmak değil ki… Bu memlekette “kadınlar öldürülüyorlar”! Daha az veya daha çok olması önemli değil ki! Bu memlekette kadınlar “kadın oldukları için” öldürülüyorlar!
Bir inanç olarak erkeklik
Bakan ve Bakanın bakamadığı erkekler aslında bir şeye inanıyorlar. Bakan ait olduğu yere uygun, kendisine verilen rakamlar vasıtasıyla erkek egemenliğinin önemli olmadığına “inanıyor”. Çünkü o ayrıca “aile bakanı”; ailenin “kutsal” olduğuna inanıyor… “Güzel bir şey” olabileceğine değil, “kutsal” olduğuna inanıyor. Ailenin “cehennem” de olabileceğini görmek istemiyor. Çünkü katil erkeklerin çoğu “aile içinden” yani “cehenneme dönmüş” ailelerden… Yani bu adamların cinayetleri “ailenin kutsallığını” sorgulama riski taşıdığı için, ataerkil kurgunun ve ona duyulan inancın sorgulanmaması için, ait olduğu inanç dünyasının ürettiği bilgiyi kullanmakla ve bu bilginin tebliğini yapmakla yetiniyor.
Katil erkekler de “öldürme” eylemlerinin inandıkları düzenin “normali” olduğuna inanıyorlar. Öldürmenin binyıllardır, ne kadar büyük bir günah olarak kabul edildiği gibi bilgileri pas geçiyorlar. Öldürmenin, cezalandırmanın, kurban etmenin normallikler dünyasında erkek olarak kadınlar üzerinde tasarruf hakkına sahip olduklarına inanıyorlar. Kadınların nasıl giyineceklerine, erkeklere hayır diyemeyeceklerine, yemeği yakmamaları gerektiğine “inanıyorlar”. Ait oldukları erkeklik cemaatinin “ayetlerine” inanıyorlar.
Erkek egemenliği ve bunun türevi olarak kadına uygulanan şiddet adeta bir din gibi; bir inanç… Kadına baskı kurmayan erkekleri, kadını dövmeyen erkekleri adeta günahkâr gibi gören bir din…
Tüm insanlar tarih içinde kurdukları her türlü ilişkiye (siyaset, cinsiyet vb.) aslında din gibi inanıyorlar. Din için yaptıkları tapınaklar vasıtasıyla dine inandıkları için, siyasette partilerine ve liderlerine de “kutsal kurumlara / kutsal insanlara inanır gibi” inanıyorlar.
Cinsiyet meselesinde de din gibi inanıyorlar. Kadın erkek ilişkisini kilise, imam ya da belediye başkanı vasıtasıyla kurumlaştırarak kutsallaştırıyorlar. Dolayısıyla, bu kadar “kutsal” bir damga ile ilişki kurulduğu zaman, bu ilişki halinde öngörülmeyen her durum “günah” gibi yaşanıyor. Cemaat haline gelmiş ve bireylerinin hata yapmasına tahammül edemeyen erkekler, dinselleşmiş cemaatlerini korumak, aidiyetlerini korumak, günahkâr konuma düşmemek için, günah olarak gördüklerine karşı “kutsal savaşlar” açıyorlar.
Yani katil erkekler (ya da o katilleri besleyen erkeklik hali), kadınlarla ilişkilerini savaş gibi görüyorlar: “ya ben ya kara toprak!” minvalinden…
Bu erkekler kadının kalbinden geçenlere, yani göremediklerine inanmıyorlar. Onlar için mutluluk, hüzün, hüsran, özgürlük gibi duygular, insanların kendi geleceklerine dair hayaller görünmez şeyler olduğu için, “inanılır” şeyler değiller. Onlar ancak görünür şeyler vasıtasıyla inanıyorlar. Evde sürekli oturulan koltuk, TV kumandasının kimde olduğu, iyi pişmiş ya da yanmış, tuzu normal ya da çok kaçmış yemek, çıkma teklifini reddeden, şort giymiş ya da kapalı giyinmiş genç kız… Bu şeyler vasıtasıyla hem kendi dinlerini hem de başkalarının (“öldürülecek kötü kadının”) dinini tanımlıyorlar.
Erkekler için cemaati korumak çok önemli, çünkü ait oldukları erkeklik dini onlara bu konuda her gün tonlarca “ayet” gönderiyor. “Kadın dediğin evde oturur; kadın dediğin erkeğinin önünde konuşmaz” gibi… Bu ayetimsi önermelerin iler tutar tarafı da olmak zorunda değildir. Bu erkeklik cemaatinin gözetleyicileri, peygamberleri, havarileri ya da her neyse, her duruma uygun kutsal sözleri her gerektiği zaman getirirler. Mesela İstanbul Sözleşmesi”nin “aslında eşcinsellik propagandası” yaptığını, yani aslında kadına şiddetin “gayet normal ve kutsal” olduğunu vazedebilirler.
Her yönden, toplumdaki başka anlam alanlarından ve dairelerinden de beslenen, yani siyasetin ve devletin dili şiddet dışı konuşmayı beceremediği için, “din gibi” yaşanan ataerkillik de, “erkeğe karşı gelecek” kadını ya da ona karşı mücadele edenleri de her zaman dindışı ve günahkâr olarak görür ve şiddete başvurur. Kendi dinini tek normallik, tek doğruluk olarak gören otorite sahipleri gibi…
Görülmeyene görünen vasıtasıyla inanmak
Aslında soyut bir fikre, duyguya, düşünceye inanmak zaten çok zor bir faaliyet… Böylesine bir faaliyet çok ciddi bir duygusal ve zihinsel bir yatırım ve sabır gerektiriyor. Hele zamanımızda giderek daha da hızlanan hayatın ritmi altında, derin tasavvufi istihareye yatacak insan türünü görmek pek de kolay değil. Geçmişte de, fakat bugün daha da çok olmak üzere, insanlar görmedikleri şeylere çok kolay inanamıyorlar. Görmeden inandıklarını söyledikleri “Tanrı / Allah / Manitu…” fikirlerine bile ancak görünür şeyler (tapınaklar, işaretler, semboller) vasıtasıyla inanıyorlar.
Mesela son yıllarda memleketimizde “inanmamız” için gereken faaliyetlere bakarsak, ne kadar çok inandırıcı performans sergilendiğini de görebiliriz. Erdoğan’ın şahsında temsil olan rejim ayakta durmak için sürekli popülist yöntemler uygulamak zorunda. Otoriter devlet, toplumdan gelen dönüşüm talepleri karşısında tüm kitleleri etkileyebilecek büyük görsel ve heyecan uyandıracak “olaylar” organize etmeye çalışıyor. Totaliter yapılarda sıkça rastladığımız türden, dinsel, milliyetçi seremoniler, dinsel-seküler tapınma ritüelleri geliştiriyor. Hukukun ve ortalama ahlakın derin bir erozyona uğradığı, COVID- 19’un da eklenmesiyle güvensizliğin had safhaya ulaştığı bir toplumda, “ulusal çıkarlar”, “milli-yerli değerler” adına, kutsallaştırılmış (görünür) bir lider etrafında rejim kendini yeniden üretmeye çalışıyor.
Aslında “inanmak” bilmek demek değildir. İnanmada ispat yoktur. Sadece “öyle olduğuna” inanırsınız. Ama inanmak gene de sadece “havada” ya da insanın ruhunda olan bir eylem değil; insanlar görmedikleri şeye inanmıyorlar. Kendileri ve inanılacak olan (“ulvi olan”) arasına “görülen” bir unsur katılıyor. En ulvi olan kerteyi gören olmasa bile, o ulvi kerte ile ilişkili olan bazı unsurlar mesela cinler, periler “görünür” olabilir… Ya da onları gören ve bize aktaracak birileri olabilir… Fakat en ulvi kertenin “inanılmazlığı”, insan aklının alamayacağı kadar “yüceliği” söz konusudur. Bu yücelik, sıradan insanlar tarafından (tanrı olamayacakları için) somut olarak bilinemez. İnsanlar, bilmedikleri için, bilinebilir somut şeylere tapıyorlar. Katedral, cami, heykel, put, führer, reis, bayrak gibi…
Mesela Ayasofya’nın anlamı da burada anlaşılabilir… Ayasofya, başka bir dinin tapınağı olmuş, dünya kültür mirası içinde çok zengin bir anlama sahip olan ama bu anlamı sıradan ve yüzeysel bir bakışa sunmayan bir değerdir. Ya da işin en derininden bakacak olursak, Allah’a ya da başka isme sahip bir ulvi kerteye inanmak için şu veya bu ölçülere, renge sahip bir bina şart değildir. Ama işte gene böyle elle tutulur bir şey (sembol, ritüel, andımız, bayrak, herhangi bir ideolojinin ikonografisi…) olmadan inanmak zordur. Ancak, o tapınak somut işaretleriyle “bizim tapınağımız” haline gelirse, bir anda inanmanın kendisi gerçekleşmiş olur. Aslında bu yüzden özellikle Ayasofya gibi insan elinden çıkma büyük eserler (Azteklerin ya da Mısırlıların piramitleri…) “büyük inanma eylemlerinin” gerçek olmasını sağlarlar. Aslında söz konusu olan şey “tanrıdan” ziyade, tapınağa tapmaktır… Çünkü tapınağın kendisi başlı başına bir kutsallıktır.
İnanmak değil, inandırmak
Türkiye siyasetinden örneklendirerek devam edersek, geçmişte AKP hükümetinin yaptığı en anlamlı ve başarılı çalışmanın medya alanında olduğu ve bunun önemi bugün daha iyi anlaşılıyor. Çünkü insanların inanabilecekleri bilgiler, görüntüler, işaretler ve semboller medya vasıtasıyla sunulabilirse, “inanmak” çok daha kolay olabilirdi ve bu sayede bütün medya organlarının olabildiğince satın alınarak ortak bir havuzda toplanmasıyla, rejime mutlak olarak inanacak bir kitle oluşturulmuş oldu. Bu kitle bugün alternatif bilgiye ulaşamıyor. Tesadüfen önüne gelse de bu bilgilere inanmıyor. Bugün görünürde AKP, MHP ve devletin ulusalcı kanadından oluşan koalisyonun en önemli silahlarından biri medya… Medya sayesinde kitleler için en uygun “hakikat” yazılıyor. Olmayan olaylar olmuş, olan olaylar olmamış gibi gösteriliyor. Yani kitle kontrolü ve manipülasyon mükemmel bir şekilde işliyor; giderek artık çok kolay olmasa da, en azından toplumun yarısına yakını için işliyor. Bu yüzden, tam olarak kontrol edilemeyen sosyal medya rejim için hayati bir anlam taşıyor ve tam olarak kontrol edilmeye çalışılıyor.
İnsanlar bilinmeyen şeyler karşısında endişe taşıyorlar, korkuyorlar; bilmiyorlar ama vesilelerle ve vasıtalarla inanıyorlar. İşaretler vasıtasıyla inanıyorlar. İşaretler kaybolduğu zaman, riske girdiği zaman her türlü şiddete de başvurabiliyorlar. İnsanların din adına verdikleri savaşlar ya da erkeklik adına verdikleri savaşlar (ve belki daha pek çok alanda) ve başvurdukları şiddet, varolan dengelerin sarsıldığını ve bu yüzden ait olduklarını düşündükleri cemaatlerin sarsılmasına dair inanılmaz korkular yaşadıklarını gösteriyor.
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020