Ferhat KENTEL
Aslında “yeni Türkiye” çok önce başladı ve “yeni Türkiye” ölmedi aynen yaşıyor. İttihat Terakkicilerle başlamıştı zaten... Ve Osmanlı’dan sonra tekrar yenilenen Türkiye’de cumhuriyetimiz partiler açıp, sonra “yok, olmadı; bu fazla geldi” deyip aynı partileri kapattığı zamanlarda da “yeni Türkiye” vardı zaten. Darbelerde de vardı... Kenan Evren de aşırı derecede çok “yeni Türkiye”ydi zaten.. “Asmayalım da besleyelim mi?” derken çok yeniydi mesela...
Aslında “milli birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde” lâfı icat edildiği zamandan beri “yeni Türkiye”deyiz.
Yani her geçen gün “milli birlik ve beraberliğe” daha da çok ihtiyaç duyuyoruz...
Yani bu demektir ki, aslında her geçen gün “milli birlik ve beraberliğimiz” daha da çok darmadağın oluyor ve bu da “yeni Türkiye”ye tekabül ediyor...
Ve sanki bir ruh hali ya da bir zihniyet var ve bu halin bir bedenle birlikte yok olduğunu zannederken, bir bakıyoruz ki, aynı hal başka bedenlerde yıllar sonra aynen yaşamaya devam edebiliyor.
Bedenden bedene bulaşan bir korku ve linç arzusu
Hani Amerikan toplumunun çok ihtiyaç duyduğu “bir korku unsuru olarak öteki” teması üzerine yapılan sayısız filmin konusudur; uzaylı yaratıklar gelir ve çok sevdiğimiz komşumuzun bedenine girer ve biz saf saf onunla muhabbet etmeye devam ederiz... Halbuki o sırada uzaylılar yavaş yavaş bütün bedenleri ele geçirirler... Sonunda filmin kahramanları olayın sırlarını çözerler ve uzaylılar buharlaşırlar ve yok olurlar. Ama filmin son saniyesinde yönetmen bize bir işaret çakar; mesela mamasını yemekte olan şirin mi şirin bir yumurcak, ya da sokakta dilenmekte olan bir evsiz, kameraya yani bize bakarak hain bir sırıtış fırlatır... O an tüylerimiz ürperir... Çünkü tehlike sona ermemiştir, gene aramızdadırlar; uzaylılar ne yapıp edip, gene bir takım bedenlere sızmayı becermişlerdir...
Bu vesileyle Holywood, hem filmin devamını garanti altına almıştır hem de bizim korkularımızdan sıyrılmanın çok kolay olmadığı mesajını vermiştir. Çünkü tehlike aynen devam etmektedir.
Bizdeki durum da biraz böyle... Sürekli buharlaştığını zannettiğimiz bir takım ruhlar, ne yapıp edip farklı bedenler altında tekrar hayatımıza “cöö!” diyerek dalıveriyorlar.
Ama Holywood’un kahraman Amerikalılarına ve uzaylılarına kıyasla burada bir fark var... Bizde, “içimizdeki hainler, yabancılar, düşmanlar, tehlikeler!” diyerek korku senaryoları yazanlar bizzat uzaylı gibi bedenden bedene gezenler... Hem yıllardır bedenden bedene dolaşıyorlar; hem de “hainler içimizde!” diyerek, henüz ele geçirilememiş bedenleri hedef gösteriyorlar...
Bugünlerde bu ruh yüce Meclis’imizin çatısı altında yeniden dolaşmaya başladı.
“Allah’tan başka kimseye teslim olmadığına” dair görüntü vermesine rağmen, her türlü güç, iktidar ve devlet ezberine ve de kutsallığına teslim olmuş; sürekli olarak “hain” arayan ve kendilerinden başka kimseye tahammül edemeyen bir takım ruhlar geçtiğimiz günlerde gene kendilerini gösterdiler...
Adalet Partisi’ndeki “yeni Türkiye” ruhu
Şu etiket veya bu etiketin önemli olmadığı bedene sadece taşıyıcı görevi yükleyen ruhların en meşhur hikayesi 1968’de Çetin Altan’a yaptıklarıdır. Meclis kürsüsünde konuşurken, “Nâzım, Türkiye’nin en büyük şairidir” diyen Altan’a yönelik olarak Adalet Partili milletvekillerin linç girişimidir.
Olay sırasında bir gözü bir daha iyileşmemek üzere zarar gören, kendi deyimiyle çürüklerinden “Bir santimetre beyaz etim kalmamıştı” diyen Çetin Altan’ın anlattığı manzarayı gözünüzün önüne getirin...
“…AP’liler sıraların üzerinden atlıya zıplaya geliyorlardı üstüme… (...) Biri arkamdan çekti. Aralarına düştüm. Tostoparlak olmuş, başımı sıraların altına saklamıştım. Bir an sıraların arasından bir tabancanın üstüme doğrultulduğunu gördüm. Bir an ‘demek her şey burada bitiyor’ dedim. O anda Yunus Koçak üstüme kapandı. Tabancanın kabzasıyla onun başına vuruyorlardı. Ortalık kan içindeydi.” (Çetin Altan’ın Ben Milletvekili iken kitabından)
Çetin Altan...
Hani, devletimizin “Türkiye artık ne Çetin Altan'ı 300 kez mahkeme kapılarına çağıran ve düşünceyi mahkum eden bir Türkiye'dir, ne de Nazım Hikmet'i 12 yıl boyunca hapishanelerde tutan Türkiye'dir. O alıngan, o vehimler üreten Türkiye, artık yerini özgüvene bırakmıştır” sözleri eşliğinde “2008 Yılı Kültür Sanat Büyük Ödülü” verdiği Çetin Altan...
Bu ve benzeri sözleri duydukça, kâbus gibi linççi ruhların bu diyarları terk ettiğine inanmıştık.
Çünkü çok ağır günler yaşamıştık...
“Militarist” bedenlerden “muhafazakar demokrat” bedenlere “yeni Türkiye” ruhu
Mesela, 1994’de DEP’li milletvekilleri yaka paça Meclis’ten atılmadan önce bir genelkurmay başkanı “Eşkıyayı Bekaa’da aramaya gerek yok. Maalesef bunların bir kısmı Yüce Meclis’in çatısı altındadır” sözleriyle o gayet tanıdık ruh halini dile getiriyordu.
Sonrasında, aynı ruh hali, başka bir bedenin içinden, 1999 seçimlerinde milletvekili seçilen Merve Kavakçı için “Bu kadına haddini bildirin... Burası devlete meydan okunacak yer değil, atın bu kadını dışarı!” diyerek gürlemişti.
Belma Akçura, Milliyet gazetesinde 5 Haziran 2000’de, düşmansız var olamayan aynı ruh halinin çeşitli performanslarından bir bukle sunmuştu haberinde.
Arka arkaya sıralanıyor olaylar: “şoför döven”, “kadın polis döven”, “hostes” döven, “müdür”, “doktor”, “kaymakam”, “gazeteci”, “başka milletvekilini” döven milletvekilleri...
“Evire çevire” milletvekili
Döverek, vurarak var olduğunu zanneden bir insan türü...
Sonra 2011’de, “iktidarın kucağında” olmaktan büyük keyif aldığı belli olan ve Çetin Altan’ı, DEP’li milletvekillerini, Merve Kavakçı’yı hedef alan o malûm ruh halini taşıyan bir bedene sahip olan biri, BDP’li milletvekillerini kastederek, “Böyle giderse Meclis'in ortasında evire çevire dayak yerler” demiş...
Geçtiğimiz günlerde bu ruhlar sözlerini tuttular...
O ruh hali, Çetin Altan’a reva görülen linçten, hoplaya zıplaya gelip, bugün HDP milletvekili Garo Paylan’ın üzerine üşüştü...
Belli ki onu seçmişler...
Bir zamanlar İslamcı hareketin dergilerinde ‘çoğulculuk’ konusunda mangalda kül bırakmayan, çeşitli denemelerde bulunduktan sonra garantili bir yere konuşlanan bir milletvekili, arkadaşlarıyla birlikte, Çetin Altan’ı linç eden o ruhu bugün Meclis’e taşıdılar; “evire çevire” ceza vermeyi kendilerinde hak gördüler.
Garo Paylan’ı seçmişler; ona vuruyorlar. “Garo burada! Garo burada!” diyerek.
Çetin Altan’ın “Nâzım, Türkiye’nin en büyük şairidir” demesini bekledikleri gibi, “HDP'li vekil ve danışmanların şiddet uyguladıklarını” söyleyen Adalet Bakanı’na Garo Paylan’ın da tek bir söz söylemesi yetti. Paylan, “Hayır uygulamadılar” dediği anda, iktidar ve çoğunluk olmanın kibrini ve gücünü kullanan çok “erkek” bedenler, saniyeler içinde ona yüzlerce tekme ve yumruk attılar. Paylan’ın, zaten “çok konuştuğu için” bir türlü tahammül edemedikleri Ermeniliğine karşı, “millet-i hâkime”nin elemanları ırkçı kinlerini kustular...
Yani “Yeni Türkiye” eskimeden tam gaz devam ediyor...
“Yeni Türkiye” olmayacak bir Türkiye olacak mı acaba bir gün?
FERHAT KENTEL / HABERDAR
Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020