Hasan Bülent KAHRAMAN
Çok haksız, ondan da acımasız bir şekilde Açık Radyo’nun yayınına son verildi. Böylelikle sadece haber almak bakımından değil, ansiklopedist bir anlayışla gelişen kültürel ve entelektüel merak açısından da çok önemli bir kaynağın, hatta bir vahanın sonuna gelindi. Muhtemelen hatta muhakkak ki, Açık Radyo bir yolunu bulup yeni bir şekilde, yeni mecralar aracılığıyla yayınına devam edecektir, ama bu 30 yıllık serüven şimdilik kesintiye uğradı. Hayatımızda ciddi, önemli, sarsıcı bir boşluk doğmadığını söylemek yalan olur. Nedeni çok açık: Türkiye, basını olmayan bir ülke konumunda. Bu saptama bir benzetme veya bir metafor veya bir ironi ya da sarkazm değil. Ağır bir gerçek. Sabahleyin açıp, bir gazeteyi veya bir mecranın yazılarını okumak çok yakıcı ihtiyaçlardandır. Öteden beri bir noktayı vurgularım: hele bugünkü dünyada basın haber için takip edilmez. Kuşkusuz öyledir fakat, haber artık her yerde mevcut. İnsan basını ‘yazı’ için izler. Görüşlerine katılsın katılmasın aklına, fikrine güvendiği insanların yazısını okumak bir zorunluluktur. Türkiye’de internet mecralarının dışında T24’ün de içinde yer aldığı çok az site bu ihtiyacı gideriyor.
Açık Radyo, o mecralardan biriydi. ‘Söz... uçar’ diyordu. Latinlerin verba volant scripta manent, (söz uçar yazı kalır) diyen sözünü ikinci plana iten cümlesini Açık Radyo özgül bir vurguyla ele alıyor ve ‘evet, söz uçar, önemli olan da onun uçmasıdır, çünkü gider, bir yere konar’ şeklinde anons ediyordu. ‘Söz’ sözcüğünden sonra küçük bir ‘es’ veriliyor ve ‘uçar’ sözcüğüne, ‘doğrudur, öyledir, uçar’ dercesine yükleniliyordu.

O ifade esasen Derrida’nın getirdiği bir yorumla kesişiyordu. Derrida, Batı uygarlığında sözün yazıdan önce geldiğini belirtmişti. Yazı, söyleyen kişi itibariyle bir mevcudiyete işaret ediyordu. Söyleyen de söz de oradaydı. Ayrıca söz bir imlemeydi ve imlenen nesnel gerçeklikti veya bir nesneydi. Masa masaydı, kapı da kapı. Oysa yazı saklıydı ve sözden sonra geliyordu. Bir yokluğu, bir noksanı vurguluyordu. Yazıyı yazan, yazının sahibi hiçbir zaman orada değildir. Ayrıca, ne şekilde kaleme alınırsa alınsın yazı anlamı asla tamamlayamaz. Yazı bir kez donmuştur, orada durmaktadır ve eksiktir. Sözde olduğu gibi konuşanın yani yazarın ‘sözünü’ hemen revize etme olanağı yoktur. Yazıyı okuyan onu yeniden kurgulayacak, anlamlandıracaktır. Bu nedenle yazı anlamı daima öteler.
Açık Radyo’nun sloganını kimin bulduğunu bilmiyorum. O kişinin ne kadar Derrida okuduğundan da haberim yok, yine de bilgisinin olduğunu düşünebilirim. Fakat bir radyo için daha iyi bir slogan bulunamazdı. Sözü uçuran bir araçtan söz ediyoruz, radyodan. Yayınladığı söz uçacak, gidecek, bir yere konacak, evet ve bir tohum gibi çoğalacaktı. Açık Radyo, Derrida’yı doğrularken, onun öne sürdüğü sözün uçuculuğu gerçeğini kendisine meşrulaştırıcı bir kaynak olarak alıyor ve oradan devam ediyordu. Maksadı da oydu: Sözü uçurmak. Burada bir başka ‘doğru’ daha vardı, hemen dikkati çeken, o da sözü edenin mevcudiyetiydi. Birisi konuşuyor, radyo o konuşmayı veya sesi yayınlıyor, sözü uçuruyordu. Tıpkı Türkçede ‘türküyü havalanadırmak’ dendiği gibi. Aynı şeydir sözün uçmasıyla türkünün havalanması.
Buradaki ‘uçan söz’ün bir başka gerçeğine daha değinelim. Açık Radyo’nun sözü, daha ilk günden itibaren, muhalif oldu. Muhalefet en geniş ama en somut anlamıyla iktidar dışı olmaktır. İktidar ise içinde bulunduğu kabın şeklini alır. Mutlaka siyasal iktidar olmak zorunda değildir iktidar. Koselleck gibi muhafazakâr, daha doğrusu ‘reaksiyoner’ tarihçiler bile toplumların son kertede, apolitik yollardan dahi olsa devleti ve sistemi ‘eleştireceğinden’ söz ediyordu. Yani, eleştirinin her defasında politik olması gerekmez ki, bu benim katıldığım bir görüş değildir, hiç değildir. Hele ‘kişisel olan politiktir’ dendikten sonra her eleştiri, özünde, kökeninde politiktir. Sadece politikanın neye tekabül ettiği konusunda görüşler farklılaşır. Çevre hareketi önce çevre hareketi olarak başlamıştır ama tetiklediği zincir, mesela tarım toprağının işlenmemesi, göç, kentleşme, göçmen sorunlarının hangisini bugün apolitik bir kavram olarak tanımlayabiliriz? Açık Radyo bu türden bir muhalefetin odağıydı. Yeni ve yenilikçi olmak ise en önemli muhalefet odaklarındandır.

Açık Radyo bu zemine oturuyordu ve uçurduğu sözün politik bir duruşu, tutumu, konumu harekete geçireceğine inanıyordu, yoksa neden sözü uçuracaktı? Otuz yıllık bir tarih bu kabullerle biçimlendirildi. Politikanın elbette tutuculuk bağlamında yapılması da meşrudur. Karşımızda Burke ya da Churchill gibi imgeler duruyor. Ama politikanın, yine ürettiğim ve benimsediğim anlamıyla, ana maksadı özgürleşmedir. Sonunda iktidara dış ve ters bir pozisyonla cephe alan politika, ama şöyle ama böyle, özgürlük için bir arayıştır. Her politik önerme sınırlı ve verili olanın dışında bir noktayı belirler. İktidara dönük politika o özgürleşmeyi getiremez. Çünkü, bizatihi iktidarın kendisi bağlayıcı, hapsedici ve özgürlük dışıdır. Oysa muhalefet doğası gereği iktidar dışı bir edim olarak özgürleşmeyi gerçekler, özgürlükle politikayı, özgürlükçü politikayı öngörür. Öngörmek yetmez, onu ifade eder, onu çağırır.
Özgürleşme, politika üstünden özgürleşme, istesek de istemesek de matematiği gereği etik bir önermedir. Başka türlü düşünmek abes olur. Ahlaksızlığı öngörerek politika yapmanın savunulduğu bir düzlem olamaz. ‘Ebedi’ Marquis de Sade’ın, Hegelci tutumu içinde ve onca ‘karmaşaya’ karşın temel pozisyonundan söz ediyoruz. Varoluşsal tercihleri aşan bir olgudur muhalif politikanın etik çağrısı. Daha ötesini değil, Açık Radyo’nun neredeyse nötr denecek, kendiliğinden denecek bir şekilde benimsediği doğrultuyu söz konusu ediyorum. Zannediyorum Türkiye’nin şu hengâme içinde hatırlaması gereken ve üstünde hizaya girmesi gereken hiza budur.

Açık Radyo böylesi bir anlayışı yedeğine almıştı ve özgürleşmenin bir yolunu da çok dikkat çekici şekilde ama üstünde az durulmuş bir unsurla, müzikle kurduğu ilişki üstünden geliştiriyordu. Asla unutulmaması gereken bir yanıdır bu Açık Radyo’nun. O mecrada klasik Türk müziği gibi müzikler de söz konusu edildi ama ondan söz etmiyorum, o programlar bir tartışma ve ansiklopedizm alanlarıydı. Programlara yedirilmiş, adeta Açık Radyo’nun doğası olan, onun organik dokusunu oluşturan müzikti öne çıkan. Neredeyse ‘o’ müziğin olmadığı bir Açık radyo tasavvur edilemezdi. Aykırı, isyankâr bir müzik. Kökleri 1968’de idi o müziğin.
Sonunda Açık Radyo kapatıldı. Tercihleri ve öncelikleri, arayışları ve önermeleriyle dayanmasına mevcut koşullarda bu kadar tahammül edildi. Tepki ilk değil. Daha 2000 yılında RTÜK kendisine bir kapatma cezası vermiş, daha o tarihte yazdığım yazıyla kararı eleştirmiştim. Aradan 24 yıl yani bir çeyrek asır geçtikten sonra söz konusu ceza bu defa çok daha ağırlaştırılmış bir şekilde tekrar ediyor. İlki daha sınırlı bir kapatmaydı. Bu defa radyonun yeryüzündeki varlığı hedef alındı. Belki bir yerlerde, Anka Kuşu yeniden doğacaktır ama bir yayın iznin iptal edilmesi bir devrin kapanmasına denk gelir.
O zaman galiba şöyle düşünmek de bir zorunluluğa dönüşüyor. Açık Radyo, bir dönemin, 1990’ların (ikinci yarısı da diyebiliriz) öne çıkardığı ve muhtemelen Türkiye’de bu ölçüde, bu derecede sistemli şekilde ilk kez denenen liberalleşme eğilimlerinin bir parçasıydı, kurucu ve tayin edici parçalarından biriydi. Yeni Yüzyıl, Yeni Binyıl ve Radikal gazeteleri, Sabancı ve Bilgi Üniversitesi, Açık Radyo, bir dostumun anımsatmasıyla Tarih Vakfı, o liberalleşmenin gelişmesine, büyümesine olanak sağlıyordu. Ama iki gazete de kapandı. Üniversiteler kendi kabuklarına çekildi. Bilgi Üniversitesi el değiştirdi. Tarih Vakfı etkinliğini yitirdi. Son derecede güçlü çabaları olmasına rağmen sivil toplum kuruluşları varlıklarını sürdürmekte ve seslerini duyurmakta zorlanıyor. Devlet alanı toplum alanını örtüyor.

Şimdi Açık Radyo da yok. Dönemin liberalleşmesi neye tekabül ediyordu sorusunun kapsamlı yanıtını burada veremem. Ama yukarıda Açık Radyo’yu tanımlarken getirdiğim yorumlar (politika özgüllükler bir yana) genel çerçeveyi çizer. Liberal doktrinin temellendirilmesi kaygısından asla söz etmiyorum. Neo-liberalizmin ‘tutkuları’ da bu bahiste mevzu değil. En kapsamlı şekilde dile getirecek olursam bu oluşumun belkemiğini devlet ve sistem dışı, toplum ve insan öncelikli bir tasavvur meydana getiriyordu... Her türlü bileşeniyle sistemin ve devletin yoğun şekilde eleştirilmesi ve dönüştürülmesi ana kaygı ve çabaydı. Belki sorun toplumu bireyden önce savunmaktı ama o başka bir konu
Türkiye’nin garip bir kaderi var: liberalizm arayışları devletin olabilecek en güçlü ve muktedir olduğu noktaya taşınmasını doğurdu her defasında. 1908 ve 1933’ten bu yana böyle. Özal döneminden beri de bu kader garip dalgalanmalarla devam ediyor. Devlet her defasında biraz daha güçlü ya da nispi bazı gerilemelerinin ardından bir şekilde kendisini büsbütün sağlamlaştırıp yeniden doğuyor ve eskisinden daha fazla tecebbürle içli dışlı oluyor. Devletin minimal noktaya taşınması ütopyası ise hep parantez içinde kalıyor.
O parantezin adlarından biri Açık Radyo’dur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.08.2025
18.08.2025
17.07.2025
20.06.2025
13.05.2025
5.05.2025
6.03.2025
26.02.2025
13.02.2025
6.01.2025