Hilâl KAPLAN
DİSK, Türk-İş, KESK ile TÜSAİD ve TOBB gibi sivil toplum kuruluşlarının, YÖK’ün ve tüm rektörlerin; Süleyman Demirel’in; Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Yıldırım Aktuna gibi siyasetçilerin; Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin, Genelkurmay’dan açık ve örtük brifing alan gazetecilerin el birliğiyle “sivil” kelimesini kirlettiği günlerdi. Yani Ertuğrul Özkök’ün Oramiral Güven Erkaya’dan mülhem “Bu Kez Silahsız Kuvvetler Halletsin’’ manşetine birebir uyan günlerdi (Hürriyet, 20 Aralık 1996).
Batı Çalışma Grubu cuntası, yukarıda sıraladığım ‘sivil’lerin işbirliğiyle Türkiye’nin üzerine kâbus gibi çöktü. O günlerle beraber sıklıkla andığımız bir ismin, dönemin başbakanı Necmettin Erbakan’ın vefatının 28 Şubat’ın yıldönümüne denk gelmesi beni ayrıca sarstı.
Necmettin Erbakan, kendi kuşağı içersindeki en özgün siyasetçiydi. Özgündü çünkü diğer tüm siyasi liderlerin ufku Misak-ı Millî fetişini aşamazken, o gerçekçi olup imkânsızı gözüne kestiren bir liderdi. Özgündü çünkü diğer tüm siyasi liderler sisteme entegre bir biçimde onunla uzlaşma yönünde siyaset güderlerken; Erbakan Millî Görüş şemsiyesi altında sistemle uzlaşmayı reddeden, alternatifini kendi kelimeleriyle sunma cesaretini gösteren bir liderdi. En muhalif olarak görünen Kürt hareketinden siyasetçilerin bile yolunun bir biçimde CHP’yle kesişmiş olduğunu göz önünde bulundurursak, ne dediğim daha net anlaşılır sanırım.
Özgünlük dışında Erbakan’ı en iyi tanımlayan diğer sözcükler coşku ve özgüven olsa gerek. Hitabetindeki coşku ve duruşundaki özgüven, yıllardır itilip kakılan ‘çevre’ insanlarını derinden etkiledi; onlara kaybettikleri “kendine inanma” duygusunu yeniden kazandırdı. Ancak ne yazık ki aynı zamanda Erbakan bu coşkuyla karışık özgüvenine zaman zaman yenilen bir liderdi. Bu yenilginin en ağırınıysa onunla beraber en başta mütedeyyin kesimler olmak üzere tüm Türkiye halkı 28 Şubat sürecinde yaşadı.
Örneğin hiçbir imam-hatipli kendini Refah Partisi’nin arka bahçesinde biten ot gibi tanımlamazken, hiçbir başörtülü öğrencinin rektörünün ona selâm durması gibi bir derdi yokken, Erbakan sayesinde “laik- anti-laik” kutuplaştırıcı söylemi suni bir tartışmadan daha fazlasıymış gibi gündemimize yerleşmiş oldu. Ve ne yazık ki bu söylemlerin tortularıyla bugün halen uğraşmaktayız. En vahimiyse, Erbakan’ın bu tür sözleri ortaya atmasına yol açan özgüven ve coşkusundan MGK toplantıları sonrasında eser kalmamış olmasıydı.
28 Şubat kararları dikte edildikten iki gün sonra Erbakan’ın “MGK’da tam bir uyum vardı” demeci aslında mezkûr özgüven ve coşkunun yerini “uzlaşma”nın aldığının ilk göstergesiydi. Ki ertesi gün Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak’ın kendisini tekzip eden “TSK, Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyet’in temel ilkelerini hayata geçirmeye inananlar ve buna gönül verenlerle uyum içindedir. Bunlar dışında kimseyle uyum içinde değildir” beyanatı da “özgüven ve coşku”nun artık kimin tarafına geçtiğini gözler önüne seriyordu... Nitekim Erbakan’da 27 Mayıs 1997’deki grup toplantısında “uyum”un ne anlama geldiğini itiraf edecekti: “Hükümetin önünde iki seçenek vardı. Birincisi ordunun tavırlarına rest çekip hükümetten ayrılmak, ikincisi de uzlaşmayı ve iknayı denemekti. Biz uzlaşmayı seçtik.”
Hâlbuki 28 Şubat kararlarının hemen ertesinde dönemin Devlet Bakanı olan Abdullah Gül’ün Fikret Bila’ya verdiği demeçte olduğu gibi bir duruş sergilenseydi, Erbakan’ın 28 Şubat sürecindeki konumunu çok daha farklı biçimde hatırlıyor olabilirdik:
“Erbakan’ın en yakın kurmaylarından Abdullah Gül, son siyasi gelişmelerle Türkiye’de, “askerî bir rejim” görüntüsü doğduğunu söyledi: “Biz yetkiyi halktan aldık, ancak halka hesap veririz, Türkiye’nin tıkandığı ve demokratik sistemin sıkıştırıldığı böyle bir durumda doğru olan, seçime gitmektir” (Milliyet, 6 Mart 1997).
Bu kararlılıkla davranılsaydı, o zaman çekilenden daha büyük sıkıntılar çekilmeyecekti ancak 28 Şubat’ın çilesini dolduranlar sessiz sedasız ağlarken en azından bir sahip çıkanları olduğunu bilecekti ve bu da az şey olmayacaktı elbet... Zaten bu ülkenin mütedeyyinleri duvara çarpa çarpa yaşamaya, kan kusup kızılcık şerbeti içtim demeye alışık; en azından bunları yaşarken “uyum” değil adalet arayışında bir liderleri olduğunu bileceklerdi. Nasip olmadı. Millî Görüş’ün şu anda yüzde beş sınırlarına bile gelmekte zorlanması da bu terk edilmişlik sebebiyledir. Yani halk Millî Görüş’ü terk etmedi, sadece terk edilmişliğini unutmadı...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yukarıda alıntıladığım demecinde kristalize olan bariz görüş ayrılığı, Millî Görüş içerisinde “gelenekçiler ve yenilikçiler” diye nitelenen ayrışmanın başlangıç noktasına işaret ediyordu. Günümüzde AKP’yi bir çırpıda “imanını reel politiğe satmak”la, pragmatizmle, işbirlikçilikle suçlayanlar; nedense Erbakan’ın 28 Şubat kararları karşısındaki “uyumlu” tavrını hiç sorgulamazlar. Erbakan şüphesiz ülkesi için hayır getireceğini düşündüğü bir karar aldı. Vereceği karar, onun özgün siyasetine yaraşır şekilde, Türkiye siyasal tarihi açısından bir kırılma noktası teşkil edebilirdi ancak edemedi.
Egemene azametini veren onu yenilmez tasavvur edenlerdir. AKP, iktidara geldiğinden beri bu yanılsamayı kırdığı, “Kral çıplak” dediği her noktada güç kazandı ve ülke olarak hepimize tarihsel kırılma anları yaşattı. Sarsılmaz sanılan egemenlerin tahtını salladı. Bunun uluslararası örneği 1 Mart tezkeresinin reddiyse, ulusal örneği de 27 Nisan muhtırasına verilen cevaptır.
Hülasa, 28 Şubat kâbusundan yavaş yavaş uyanmaya başlayabildiysek, bu “Hoca’nın dediğini yapıp, yaptığını yapmayan” öğrencileri sayesindedir. Ancak Hoca’nın öğrencileri de en başta Hoca’nın sayesindedir.
Allah ondan razı olsun, taksiratını affeylesin; başımız sağolsun.
Yazarlar
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları




















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2019
27.05.2019
6.05.2019
1.05.2019
29.04.2019
24.04.2019
16.04.2019
15.04.2019
12.04.2019
8.02.2019