İbrahim Kiras
İlk kim söylemiştir, bilmiyorum: “Batı’nın teknolojisini alalım ama ahlakını almayalım” diye çok meşhur bir laf vardı eskiden.
Yani 18. yüzyıldan itibaren askeri ve siyasi sahada bizden üstün hale geldiklerini fark ettiğimiz Avrupalıların teknolojisi iyi, ahlakı kötüydü bize göre.
Bilimin ve bilimsel bilginin uygulama alanı olan teknolojinin, kendisini üreten toplumun zihniyet yapısından bağımsız işleyemeyeceğini görmeyen bir yaklaşım bu.
Aynı zamanda ahlak kavramını özellikle kadının giyim kuşamı ve davranışlarının çerçevelediği çok dar bir alana sıkıştıran anlayışın ifadesi.
Çünkü bizim toplumda “Aman ha, Batı’nın ahlakını almayalım” derken kastedilenin ne olduğu bellidir. Kadınların açık saçık giyindiği, kız-erkek arkadaşlığının ayıp sayılmadığı bir yerdir Batı. Ahlak kavramının içerdiği başka değerler konusunda ne durumda oldukları fazla önem taşımaz. Ne hırsızlık ne yolsuzluk ne iltimas ne de akla gelebilecek herhangi bir haksızlık ve suiistimal bir kadının giyiminde ve davranışlarında tespit ettiğimiz “sınır aşma” kadar vahim olaylar değildir. Biraz daha dindar olanlarımız için bunun arkasından içki içmek gelir. Öbürlerinin hepsi bu ikisinin ardından sıralanır. Batı’nın ahlakını almamak işte bunun için önemlidir.
Ne var ki aslında bu yaklaşımı doğru kabul etsek bile “Batının ahlakını almama” tavrında önemli bir hususun atlandığını fark etmemiz gerekiyor. Ahlak yalnızca günlük hayatta toplum içindeki davranışlarımızın genel kabul görmüş kurallara veya normlara uygunluğu demek değildir. Batı dillerindeki moral ve etik ayrımında olduğu gibi daha derin bir boyutu vardır ahlakın.
***
Moral değerler başkalarının yanında nasıl davranacağımızı belirler. Etik değerler ise yalnız başımızayken nasıl davranacağımızı da belirleyen temel ilkelerdir. Sözgelimi şöyle ya da böyle giyinmek moral değerler kapsamındadır. Buna karşılık mesela dürüstlük etik değerdir. Bir toplumda moral ve etik değerlerin ayrı ayrı ürettikleri kurallar, kurumlar, normlar, prensipler vardır. Kadın erkek ilişkilerindeki kuralları moral değerler, kadın ile erkek arasındaki eşitlik konusundaki normları etik değerler belirler.
“Aman almayalım” dediğimiz ahlak Avrupalıların moralite dedikleridir. Buna mukabil bugün Avrupa’da kanun üstünlüğünü, bağımsız yargıyı, inanç ve düşünce hürriyetini görüp “Keşke Batının teknolojisi yerine ahlakını alsaymışız” diyenlerin kastettiği ise etik değerlerin ürettiği normlar ve kurumlar.
Bu noktada karşımıza çıkan soru şu: Sözgelimi devlet kapısında iş bulmak için “bir dayıya sahip olmanın gerektiği” toplumun ahlakının yerine her görevlinin yerleşik kurallara uygun biçimde ehliyet ve liyakatine göre belirlendiği toplumun ahlakını getirip yerleştirebilir miyiz? Bu kolayca mümkün olacak bir işlem değil maalesef.
Başka bir bahçede beğendiğiniz bir ağacın dalını alıp evinize götürürseniz bir süre sonra elinizde kuru bir odun parçası kalır. Yaşaması için ağacın gövdesini köküyle birlikte alıp kendi bahçenize dikmeniz gerekir. Benzer şekilde kurumlar ve kurallar da tek başına bir toplumdan bir başka topluma tam manasıyla transfer edilemez.
Ama bir toplumdaki işleyişin bir diğer topluma ilham vermesi, örnek olması elbette mümkündür. Dolayısıyla “Batı’nın teknolojisini alalım ama ahlakını almayalım” diyenlerin de aralarında olduğu Osmanlı aydınlarının modernleşme çabasında Avrupa’yı örnek almaları kadar doğal bir şey olamazdı.
***
Bernard Lewis’in muhtelif kitaplarında ve makalelerinde hep üzerinde durduğu bir husus vardır: 19. yüzyıldan önce İslam dünyasıyla ve hususen Türk toplumuyla Avrupalılar arasında çok az ilişki vardı. Neredeyse ancak harp sahasında birbirlerini görebilen bu iki toplum arasındaki asıl tanışma, Avrupalı tacirlerin seyahatleri bir yana bırakılırsa, 19. yüzyılın başından itibaren buradan Avrupa ülkelerine gönderilen diplomatlar, eğitim için giden gençler ve “gönüllü siyasi sürgün” diyebileceğimiz bazı aydınlar aracılığıyla gerçekleşti.
Geçmişte “kara dinli kara donlu pis kafirler” diyerek aşağıladığımız, sonraları ise askeri, siyasi, ekonomik ve teknolojik üstünlüklerini kabul edip imrenmeye ve bazı uygulamalarını taklit etmeye çalıştığımız Avrupalıları bundan iki yüz yıl önce kurulan söz konusu ilişkilerle daha yakından tanımaya başladık.
Siyasi kaçak olarak Avrupa’ya giden aydınlarımızdan Ziya Paşa’nın izlenimleri şöyleydi: “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm / Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün virâneler gördüm.” Mehmet Akif ise bu çelişkiyi “Dinleri var işimiz gibi, işleri var dinimiz gibi” diye yorumlayacaktır. Yani sorun bizde, dinimizde değil. Onların başarısı da dinlerinden dolayı değil.
Akif’in de içlerinde yer aldığı Meşrutiyet devri İslamcıları bu yaklaşım doğrultusunda “Batı’nın teknolojisini alalım ama ahlakını almayalım” prensibini benimsemiş görünürler. Mamafih biraz da modernleşme atılımlarına karşı toplum içindeki direnci kırmak için bu argümanın kullanıldığını düşünmek pek yanlış olmasa gerektir.
Yazının başında “bu sözü ilk kim söylemişti, bilmiyorum” dedim ama galiba Namık Kemal’in bir makalesinde bu anlama gelebilecek bir ifade vardı. Şu anda eliminin altında ilgili kaynak olmadığı için bakamıyorum, yaklaşık olarak “Avrupalıların danslarını, modalarını ve kıyafetlerini alacak değiliz. Bizim kültürümüz hepsinden güzel” mealinde bir laftı. Muhtemelen modernleşmeye bu bahaneyle itiraz edenlere veya modernleşmeyi taklitçi bir anlayışla savunanlara cevap mahiyetindeydi.
Ne var ki Kemal’in yazdıklarına bir bütün olarak bakıldığında görülür ki vatan ve hürriyet şairimiz Avrupa’nın yalnızca teknolojisini almakla iktifa etme yanlısı değildir. İslam dünyasının ve münferiden Osmanlı’nın içine düşmüş olduğu durumdan kurtuluşu için demokrasi (şura), anayasa, parlamento gibi kurumları, kuvvetler ayrılığı, adalet, hürriyet, vatan sevgisi gibi prensipleri ve değerleri almak gerektiğini ama bunların aslında Batı’nın malı değil insanlığın ortak birikiminin ürünleri olduğunu, nitekim İslam’ın ilk zuhurundaki yönetim şeklinin bir tür cumhuriyet ve demokrasi olduğunu savunur.
Dolayısıyla zaman içinde bambaşka bir zihniyetin ifadesine dönüşmüş olan “Batı’nın teknolojisini alalım ama ahlakını almayalım” prensibini Namık Kemal’e izafe etmek haksızlık olabilir. Ama aynı şekilde bu prensibi tarihî bağlamından ayrı ele alıp peşinen gericilik, tutuculuk olarak yaftalamak da doğru olmayabilir.
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları

















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
3.02.2026
27.01.2026
27.01.2026
24.01.2026
22.01.2026
20.01.2026
17.01.2026
15.01.2026
13.01.2026
6.01.2026