Mahfi Egilmez
Parasalcı iktisatçılara göre; ‘enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur.’ Bir de Irving Fisher’in ünlü miktar teorisi denklemi var: MV = PQ (M para arzını, V her bir para biriminin el değiştirme hızını yani paranın dolaşım hızını, P fiyatlar genel düzeyini ve Q da fiziksel üretim miktarını gösteriyor.)
Friedman ve Fisher’in görüşlerini bir araya getirelim:
MV = PQ
Bu denklemde koyu renkle gösterilen ve paranın dolaşım hızını temsil eden V geleneklere dayalı olduğundan, fiziksel üretimi temsil eden Q da hemen artırılması mümkün olmadığından kısa vadede kolay değişmezler. O nedenle bu ikisini kısa vadede sabit kabul edebiliriz. O zaman para arzında (M), fiziksel üretim artışının (dQ) üzerinde bir artış olursa dengenin sağlanması için fiyatlar genel düzeyinin (P) yükselmesi gerekecek. M’deki artış süreklilik gösterirse P’deki yükseliş de sürekli hal alacak yani enflasyon oluşacak demektir.
2020 Nisan’dan 2021 Nisan’a kadar yüzde 22,5 artmış olan M2 geniş para arzı 2021 Nisan’dan 2022 Nisan’a kadar yüzde 60,4 artmış. Bu farklılaşmayı grafikten görebiliyoruz. M2 para arzındaki asıl artış 2021 yılının Eylül ayında başlamış görünüyor. Eylül ayından itibaren para arzı eğrisi sert bir yükseliş içine girmiş.
Para arzında görülen bu hızlanan artışın enflasyonu nasıl etkilediğine bakalım. Aşağıdaki grafik M2 para arzı ile enflasyondaki gelişmeyi bir arada gösteriyor (grafik; TCMB, Aylık Para Arzı ve Karşılık Kalemleri tablosu ve TÜİK, Tüketici Fiyat Endeksi Raporlarındaki verilerden yararlanılarak tarafımdan hazırlanmıştır.)

Grafik, 2021 yılının Eylül ayından itibaren para arzında başlayan olağan dışı artışların enflasyonu da hızla yukarı çektiğini ortaya koyuyor. Bu da para arzı (M) ile fiyatlar genel düzeyi (P) arasında ciddi bir bağıntı olduğunu gösteriyor. Yani M artmış ve ardından P’yi de sürüklemiş görünüyor.
Bir ekonomide normal koşullarda tasarruf sahibine bankalarca ödenecek faizin enflasyonun üzerinde olması gerekir ki bankaya para yatıran kişi ya da kurum satın alma gücünü kaybetmesi (pozitif reel faiz.) Eğer bankaların mevduat sahiplerine vereceği faiz enflasyonun altında kalırsa (negatif reel faiz) o zaman ‘paradan kaçma eğilimi’ başlar. Bazı kişiler ve kurumlar, paralarını, değeri sürekli düşen ulusal parada tutmak yerine yabancı para mevduata geçerler.
Bu geçişin dolaylı yoldan enflasyon yaratıcısı etkisi olabilir. Yabancı para değerlendikçe bu mevduatın ulusal para karşılığı yükselir ve insanlar varlıklarının arttığını düşünerek daha fazla harcama yapmaya başlarlar (zenginleşme etkisi.) Bazı kişi ve kurumlar satın alma güçlerini değerlendirebilmek için otomobil, konut, beyaz eşya satın almaya yönelirler. Her iki eğilim de sonuçta talep artışına yol açar ve dolayısıyla enflasyonu körükler.
Bankaların mevduat sahibine vereceği faizleri belirlemeleri konusunda enflasyon kadar önemli bir gösterge de merkez bankasının bankaları fonlamada uygulayacağı faiz oranıdır. Merkez bankaları yalnızca bankalara borç verirler ve gecelik, haftalık ya da aylık yani çok kısa vadelerle borç verirler. Merkez bankasının bankaları fonlamakta uyguladığı faiz, bankaların kaynak maliyetini etkiler. Bu faiz enflasyondan düşükse bankalar ciddi para kazanırlar.
Küresel krizle birlikte ekonomilerin resesyona girmesini önlemek için gelişmiş ülkelerin (ABD, Euro Bölgesi, Japonya, Birleşik Krallık) merkez bankaları faizleri düşürdüler ve enflasyonun altına çektiler. Böylece ekonomilerde ortaya çıkacak olası daralmaları önlediler. Şimdilerde enflasyon yükselmeye başlayınca onlar da faizleri yükseltmeye başladılar yükseltmeyenler de bu konuyu gündemlerine almaya yöneldiler.
Türkiye başlangıçta para arzını fazla artırmadığı gibi faizi de, arada bir kısa süreli indirimler olsa da, genel olarak enflasyonla aynı düzeyde tutmaya devam etti. Bu yaklaşım 2021 yılının Eylül ayından itibaren değişti ve Merkez Bankası para arzını artırırken faizi de düşürdü.
Aşağıdaki grafik Merkez Bankası’nın para arzını artırırken faizi de düşürmeye başladığı dönem ve sonrasını gösteriyor (grafik: TCMB, Aylık Para Arzı ve Karşılık Kalemleri tablosundaki verilerden yararlanılarak tarafımdan hazırlanmıştır.)

Grafikten görüleceği gibi Eylül 2021’den itibaren bir yandan para arzı artarken bir yandan da merkez bankası faizi düşmektedir. Böylece Merkez Bankası, gelişmiş ülkelerin, enflasyon sorunu yokken uyguladıkları ve enflasyon sorunu ortaya çıkınca terk etmeye başladıkları bir yöntemi enflasyonun hızla yükseldiği bir dönemde uygulamaya koymuş olmaktadır.
Gelişmiş ülkelerin paraları rezerv para (dünyada alış verişlerde kabul edilen paralar) niteliğinde olduğu için faizi düşük tutmaları yabancı paralara talep (dolarizasyon) yaratmadı. Oysa TL, rezerv para olmadığı için bir yandan artırılan para arzı, bir yandan düşük tutulan faizler yabancı paralara talep yarattı. Bunun sonucunda kurlar yükseldi.
Aşağıdaki grafik, TCMB faizi, USD/TL kuru ve enflasyon arasındaki ilişkileri ortaya koyuyor (TCMB, Aylık Para Arzı ve Karşılık Kalemleri tablosu ve TÜİK, Tüketici Fiyat Endeksi Raporlarındaki verilerden yararlanılarak tarafımdan hazırlanmıştır.)

Grafik, Merkez Bankası tarafından Eylül 2021 tarihinden itibaren uygulanan faiz indiriminin yarattığı kur ve enflasyon artışını ortaya koyuyor.
Dolarizasyon etkisi altında bir ekonomide, enflasyon oranı yüksek iken (gelişmekte olan ülkeler için yüzde 6’nın üzeri yüksek sayılır) para arzının reel büyümeden fazla artırılması halinde enflasyon hızlanır. Eğer para arzının artırılmasına merkez bankasının faiz indirimi de eşlik ediyorsa enflasyonu tutmak mümkün olmaz. Bu ekonomide enflasyondaki geçici düşüşler ters baz etkisinin kendisini göstermesine bağlı kalır.
(*Bu yazı Mahfi Eğilmez'in kişisel internet sitesinden alınmıştır)
Yazarlar
-
Yıldız ÖNENPasifik’te savaşın ayak sesleri 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolMÜSİAD’ın cibilliyeti? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUAKP’nin kutuplaştırıcı politikasının bir sonu var mı? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanErdoğan’ın hepimize maliyet yaratan inatları 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANÖcalan Komisyonu havlu attı 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciDüştük bir kuyuya… 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANVietnam Neden Türkiye’den Çok Daha Mutlu? 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZMünih Konferansı’nda ABD-AB gerilimi ve Türkiye’nin Kürt eşiği 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTEski Türkiye 18.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖcalan’a Özgürlük Komitesi; "Önderliğin Özgürlüğü Olmadan Ortadoğu’da Barış Olmaz"... 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞEşit yurttaşlık, hukuk üretememe, Tanzimat ve AB 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKÜslup sorundan daha derin 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçaySeçimler yaklaşırken AKP’nin üçlü açmazı 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRGülme ihtiyacı artıyor, gülme cesareti azalıyor: Toplumsal baskılar mizahın kamusal alanı daralttı m 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANAksiyon müfettişliği 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklinin gözü Anayasa Mahkemesi’nde 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUSiyasal sorumluluk -1: Kaldırılması 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞANKARA NE YAPIYOR? 16.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
8.02.2026
6.02.2026
26.01.2026
21.01.2026
5.01.2026
2.01.2026
12.12.2025
9.12.2025
8.12.2025
2.12.2025