Mehmet YILDIZ
Nüfus ve Gelişme İlişkisi Üzerine Teoriler
Ülkelerin ekonomik gelişmesiyle nüfuslarının artışı arasındaki bağlantı üzerine ileri sürülen teoriler çok çeşitlilik arz ederler. En eski teoriler Karamsar Teoriler olarak adlandırılır. Bunlar Ortodoks görüşler olarak da addedilir. Karamsar (Ortodoks) Teorilere göre yenilenemeyen doğal kaynaklar ve kapital her zaman sabittir. Bunların arzı nüfus artışından her zaman daha yavaş artar. Dolayısıyla nüfus artışı yukarı tırmandıkça ekonomik gelişme aşağıya iner. Malthusian teoriye göre, nüfus geometrik bir oranda artma eğilimindedir. Yiyecek ise yalnızca aritmetiksel olarak artabilmektedir. Artan nüfus bütün artı-ürünü tamamıyla tüketir. Çalışan sınıfın gelirinde gerçek bir yükselme mümkün değildir. İnsanoğlunun önünde nüfusun aşırı artışını önlemek için iki seçenek vardır: İnsanoğlu beslenmesi imkansız aşırı sayısını ya kendi kontrol altına alacak ya da bu işi doğa yapacaktır.
1940-1960 yılları arasında dünya nüfusu daha önce hiç rastlanmayan bir oranda arttı. 1958’de Coale-Hoover, Neo-Malthusian bir teori geliştirdiler. Bu teoriye göre, yüksek nüfus artışı sosyoekonomik gelişmeyi ciddi oranda zayıflatıyor. Bundan çıkan siyasi sonuç: Hükümetler nüfusu kontrol altına almak için müdahale etmek zorundadırlar.
Akademik çevrelerde Coale-Hoover teorisinin aşağıdaki sınırlılıklara sahip olduğu ileri sürülüyor:
1- Farz edilen ekonomik büyümenin yalnızca kapital büyümesinin bir fonksiyonu olarak görülmesi,
2- Teknolojideki gelişmelerin ve iş gücü kalitesindeki iyileşmenin (yeni jenerasyonun daha iyi sağlık ve eğitim koşullarına sahip olması aracılığıyla) hesaba katılmaması,
3- Nüfus artışıyla ekonomik gelişme arasındaki ilişkinin her yerde tutarlı bir biçimde negatif bir nitelik taşımaması; negatif ilişkiye dair ampirik kanıtların zayıflığı.
Karamsar Teorilerin yanı sıra nüfus artışıyla ekonomik gelişme arasındaki ilişki üzerine ileri sürülen İyimser Teoriler de söz konusudur(Boserup, Julion Simon). Bu teorilere göre nüfus artışı ekonomik gelişme üzerinde olumlu bir etki yaratır. İnsan zekası ve yaratıcılığı sayesinde yaratacağı teknolojiyle doğal çevrenin taşıdığı sınırlılıkları aşarak gelişmeyi sürdürecektir.
Marksizm’e göre ise “fazla nüfus” kapitalizmin bir ürünüdür ve kapitalizmin egemenliğini sürdürebilmesinin mutlak ön koşuludur. Kapitalizm sömürülebilecek hazır insan gücüne ihtiyaç duyar. Bu insan gücü zirai toprağın ele geçirilmesi ve topraksızlığa ve işsizliğe mahkum edilmiş kalabalıkların şehirlere sürülmesi suretiyle yaratılır.
İlk kez 1974 yılında toplanan Uluslararası Nüfus Konferansı yukarıdaki teorilere alternatif olarak yeni teoriler (“Revizyonist Teoriler”) geliştirdi.
1. Revizyonist Teoriye göre azgelişmişlik hızlı nüfus artışının sebebidir. Bundan çıkarılması gereken politik sonuçlar, “ekonomik aktivitelere yatırım yapmak ve ekonomik sistemi iyileştirmek” olmalıdır. 1984’te Meksika’da toplanan Uluslararası Nüfus Konferansının geliştirdiği 2. Revizyonist Teoriye göre ise nüfus ile ekonomik gelişme arasında bir nedensellik bağı yoktur. Nüfus ekonomik gelişme sürecinde neutral bir rol oynamaktadır. Bundan çıkan sonuç şudur: Nüfus planlaması yerine ekonomik reformlar, serbest piyasa ekonomisi, demokrasi vb. konular öncelik taşımalıdır.
1986 yılında ulaşılan düşünceye göre, konuyla ilgili bilimsel kanıtların yetersiz olduğu, nüfus artışı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin ulusal/bölgesel düzeyde bir netlik taşımaktan ziyade kişisel/hane düzeyinde açık olduğu ifade edildi. Az gelişmiş ülkelerdeki hızlı nüfus artışının, ekonomik, kültürel, kurumsal ve demografik farklılıklara bağlı olduğu ve ülkeden ülkeye değiştiği ileri sürüldü.
Yeni paradigmaya göre nüfus artışı az gelişmiş ülkelerdeki problemlerin her zaman başta gelen sebebi değildir. Buna rağmen diğer problemlerin yol açtığı zararın bu yolla daha da arttırıldığı söylenebilir. Sadece nüfustaki artış sorununu çözmek suretiyle bütün sorunları çözmek mümkün değildir. Fakat bu sorunun çözümü diğer sorunların çözümüne bir katkı sunabilir.
1994 yılında Kahire’de toplanan BM Uluslararası Nüfus ve Gelişme Konferansı yukarıda adını andığımız 2. Revizyonist Teorinin yerine yeni bir paradigmayı koydu. Yeni paradigmaya göre insan hakları temel alınmak zorundadır. Cinsiyetler arasında eşitliği sağlamak, ayrımcılık yapmamak, kadınları iş alanında ve sosyal hayatta daha etkin bir rol oynamaya teşvik etmek anahtar konuları teşkil etmektedir.
Teoriler ve Hakikat
Teori belli doğal olayları izah eden ve çok sayıda ampirik kanıta dayanan bir genelleme ise yukarıda adını andığımız teorilerin hiçbiri bu vasfa sahip değildir. Buna rağmen gerçeğe en yakın teorilerin Malthusian ve Neo-Malthusian teoriler olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu teoriler sınırlı bir sahada sınırsız bir tür(specie) artışının gerçekleşemeyeceği gerçeğini ifade ediyorlar. Örneğin Kalahari Ulusal Parkı’nda azami olarak kaç filin yaşayabileceği bellidir. Söz konusu ulusal parkta sayısız bir fil nüfusu için yaşama şansı yoktur. Aynı yalın gerçek biyolojik bir tür olarak insanoğlu için de geçerlidir. Teknoloji hiçbir zaman bu sınırlılığı aşamaz. En ileri teknoloji yeni toprak, su ve hava yaratamaz. Malthus ve Neo-Malthusçular bu gerçeği görmek suretiyle diğerlerinden ayrılıyorlar.
Öte yandan nüfusun ve yiyeceklerin artış mekanizmasıyla ilgili Malthus’un yaptığı açıklamalar basit bir analojiden ibarettir. Nüfus geometrik olarak değil, exponential olarak artar. Dolayısıyla nüfusun ikiye katlanması yıllık büyüme oranıyla ilgilidir. Örneğin yılda %2 oranında büyüyen bir nüfus kendisini ancak 35 yılda ikiye katlar. Malthus’un öne sürdüğü gibi her nüfus artışı ikiye katlanma anlamı taşımaz. Başka bir deyişle buradaki çelişki geometrik artışla aritmetiksel artış arasındaki bir çelişki olmayıp, sınırlı bir fiziki alanda sınırsız bir büyümeyi olanaklı gören teoriyle, sınırlı bir alanda hiçbir türün sınırsız bir biçimde exponential olarak büyüyemeyeceği gerçeği arasındaki çelişkidir. Malthus daha 1798 yılında bu gerçeği görebilmiştir. Teknolojik ilerlemenin ve petrole dayalı tarımın Malthus’un öngördüğü doğal kontrolü ertelemiş olması teorinin zayıflığına işaret etmez. Petrole dayalı yoğun tarım gıda üretiminde görülmemiş bir bolluk ve ucuzluk yarattı. Bu sayede exponential artış mümkün hale geldi. Ancak bu geçici bir durumdur. Petrol rezervleri tükenince ucuz gıda da tükenecektir. Kaldı ki teknoloji ve petrole dayalı modern tarım yaşam kaynaklarına onarılması olanaksız bir zarar vermiştir. Ne tahrip edilen doğal kaynakları onarmak ne de petrolün yerine bir başka enerji kaynağını idame etmek mümkündür.
Kimyasal maddelerin kullanılmasına dayanan, onlara mutlak suretle bağımlı olan modern tarım metotları toprağı uzun vadede tahrip etmektedir. Öncelikle topraktaki besinler yok oluyor. Keza topraktaki yararlı mikroplar da imha ediliyor. Yerkürenin çölleşmesine ve küresel iklim değişikliğine yol açıyor. Tarım alanında kullanılan zehirli böcek öldürücüleri, istenmeyen ot öldürücüleri ve suni gübre yeraltı sularına, nehirlere, göllere ve okyanuslara karışıyor. Modern suni gübre değişen oranda nitrojen, potasyum ve fosfordan oluşuyor. Bitkilerin büyüyebilmesi için bunlar şarttır. Fosfor ve potasyum suni olarak üretilemiyor. Madencilik yapılmak suretiyle topraktan çıkartılan bu elementlerin rezervi büyük ölçüde Rusya ve Kanada’nın elindedir. Tarımda kullanılan Nitrojen ise doğal yaşama, canlılara ve yeraltı su kaynaklarına en büyük zararı vererek çevre felaketine yol açıyor. Makineleşmiş yoğun tarımın yarattığı su kirliliğinin en önde gelen sebebi kullanılan Nitrojen ve fosfordur.
BM’nin sözde teorileri tamamen absürt olup sorunu ifade etme cesaretinden yoksun teorilerdir; maddi hiç bir temelleri yoktur. BM kendi kendini yalanlıyor. BM verilerine göre bir milyar insan açlık sınırının altında yaşıyor. Bir milyar insan da (aynı bir milyar değil, ikinci bir grup) içilebilecek temiz sudan yoksundur. BM’nin temiz su, ekilebilir toprak ve solunabilir bir hava yaratma yeteneği olmadığına göre yukarıdaki savları öne sürebilmesi gülünçtür.
Sonuç ve Türkiye Gerçeği
Türkiye nüfusu en hızlı artan ülkelerden biridir. 1980’li yıllarda 50 milyon civarında olan toplam nüfus bugün 80 milyona dayanmıştır. Aynı hızla yeşil alanlar kaybolmakta, ülke çölleşmekte ve su kaynakları kurumaktadır. Aileler büyük, ortalama yaşam beklentisi kısadır. Nüfus genç olduğu için daha hızlı nüfus artışının koşulları mevcuttur. Bu durum AKP’nin çok tercih ve teşvik ettiği bir durumdur. AKP İslam adına söz konusu durumu kutsuyor. AKP iktidarı nüfus kontrolünü dini gerekçelerle reddediyor.
Nüfustaki hızlı artış AKP iktidarının toplumsal zeminini oluşturur. Eğitimsiz yoksul kalabalıklar mezhepçi bir iktidar aracılığıyla zenginleşmenin umudunu taşıyorlar. Ekonomideki bazı göstergelerin pozitif gözükmesi bu umudun sürekli canlı tutulmasını sağlıyor. Türkiye gibi hukukun üstünlüğünü tanımayan, oturmuş hiçbir hukuki kurumu bulunmayan, şeffaf olmaktan uzak bir ülkede her şeye seçim zaferleriyle karar verilir. Kimin zengin olup olmayacağına da hükümetler karar verir. Devletin süreklilik arz eden kalıcı kurumları ordu ve derin devlettir. MİT ve polis teşkilatı bile hükümetler tarafından yeni baştan dizayn edilir. Yargı bütünüyle hükümetin otoritesi altında şekil alır ve faaliyet gösterir. Hukuk yoktur, kimin yargıç kimin suçlu olacağına da hükümetler karar verir. Örneğin AKP hükümeti 17-25 Aralık operasyonlarından sonra yargı ve polis kuvvetini kriminal ilan ederek kriminalleri mağdur ilan etti. Son 12 yılda kimin zengin olacağına tamamen AKP hükümeti karar veriyor. Kamu arazisini kendi aralarında paylaştılar. İhaleleri bütünüyle yandaş firmalara veriyorlar. Gazete patronları iflas etmemek için Tayyip Erdoğan’ın karşısında telefonlarda ağlıyorlar. Gazete patronlarının kimi çalıştırıp kimi işten atacağına da Tayyip Erdoğan karar veriyor. Koca şirketler, holdingler vergi denetimi aracılığıyla Tayyip Erdoğan tarafından batırılmaktan korkuyorlar.
Genç Türk seçmeni bütün bu olup bitenleri normal görüyor. Küresel maggotlaşma fenomeni yerel düzeyde böyle zuhur ediyor. AKP sonuç olarak IŞİD zihniyetine sahip bir hanedanlık kurdu. Zorbalığa, hukuksuzluğa, rüşvetçiliğe, kayırmacılığa, yağmacılığa, yolsuzluk yapmaya dayanan bu sistem seçmenin ezici çoğunluğunun desteğini almaya devam ettiği sürece rasyonel tartışmaların bir ağırlığı olmayacaktır. Mevcut seçmeni hukuk devleti ve demokrasi kavramlarına sahip bir kütle gibi görmek ve sadece propagandaya ağırlık vermek suretiyle bir yere varılamaz. Türkiye’nin sadece siyasal gerçeklerini değil, aynı zamanda sosyobiyolojik gerçeklerini de görmek gerekir.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2014
26.08.2014
15.08.2014
6.08.2014
15.07.2014
22.06.2014
12.06.2014
9.06.2014
7.06.2014
20.05.2014