Nadi ÖZTÜFEKÇİ
Bu örneği daha önce de vermiştim. Belgeseller de izlemişsinizdir. Vahşi hayatta yırtıcı, avcı canlılar avlanırken büyük bir işbirliği gösterirler. Kimisi avlarının peşinden koşarak onu yorar, diğerleri hedefteki avı korumalarını engellemek için sürünün dikkatini dağıtır bir başkası ise avın iyice yorulmasını bekler ve av yorulunca da peşine düşer, iyice yorulmuş avı kolayca düşürür.
Gelgelelim sıra avı yemeğe, yani paylaşmaya geldiğinde biraz önceki o mükemmel işbirliği bozulur. Paylaşma kavgası başlar. Genellikle en güçlü yırtıcının lehine sonuçlanır ve diğerleri payına razı olur ya da biraz önceki işbirliğinde önemli bir işlevi olmasına karşın hatta bazen avı yakalayan olmasına rağmen bu avdan payını alamayabilir.
Ama nadiren de olsa bu kavgada av -ki genellikle güçsüz bir yavru veya hastadır- son bir gayretle kurtulabilir. Tabii yeterli gücü ya da cesareti ve kararlılığı varsa…
Cemaat ve AKP kavgası bir yönüyle buna benziyor. Artık avlanmanın zorlaştığı, avcıların ne mal oldukları anlaşılmaya başladığı bir döneme giriyoruz. Pasta eskisi kadar büyük değil. Dolar aldı başını gidiyor. Türkiye’nin dış borcu hala risk bölgesinde…
Hatırlar mısınız? Çok değil iki-üç yıl önce “sakız” temalı kamu spotlarında insanlar tüketime teşvik ediliyordu. Bakkaldan sakız alıp ekonomiye katkı yapılması falan öneriliyordu. Tabii bunun sakızla kalmayacağı, bakkaldan kastın da aslında AVM’ler olduğunu herkes biliyordu. O dönemlerde bir “büyüme” propagandası vardı. Gayri Safi Milli Hasılanın yükselmesi kişi başına milli gelir ortalamasını da yükseltiyordu ve GSMH’nın yükselmesi için de ticaretin, alışverişin artmasına bağlıydı. Nasılsa bu büyüme rakamlarının çalışanların yaşantılarına bir katkısının olamadığını, asıl sorunun paylaşım olduğunu, harcama kolaylığı sağlanarak özendirilen daha fazla tüketimin refah demek olmadığını anlatacak ne ana muhalefet ne de sol muhalefet vardı. Bu boşlukta Kamu spotları da amacına ulaşmıştı.
Türkiye’ye giren sıcak para miktarı ve hızı da bu politikanın sürdürülmesi için uygun zemin yaratıyordu. Ancak bu sıcak para, ülkeye babasının hayrına girmiyordu elbet. Girdiğinden fazla çıkabilmek üzere gelen bir paraydı ve “kar transferi” denilen bir şey vardı. Bu kavramın ne anlamına geldiğini geniş yığınlar bilmiyor. Ama hükümet bu kavramın anlamını çok iyi biliyor. Artık giren paranın faizi eskisi gibi ülkede kalıp tekrar dönüşüme girmiyor. Girdiğinden fazlasıyla çıkıyor.
Son zamanlarda büyüme rakamlarını ne “yandaş” medyada, ne de –yandaştan daha yandaş olan- yaygın medyada izleyemiyoruz. Çünkü bir zamanlar her şeyin iyiye gittiğinin bir göstergesi olarak bize lanse edilen “büyüme” son zamanlarda hız kaybetti. Artık rakamlar çarpıtma kaldırmıyor. Ve artık o sakız temalı kamu spotları elbette yok. Aksine harcamaların önü kısılmaya çalışılıyor. Kredi kartlarının taksitlendirilmesine sınırlamalar getiriliyor. Genel taksit sayısı, mevcut ortalama taksit sayısı olan 9 ayla sınırlanıyor. Bunun tek bir anlamı var GSMH’nın yükselmesi yoluyla, yani iç alışverişin pompalanarak büyümekten vazgeçiliyor. Çünkü hükümetin en övündüğü ekonomik gösterge olan enflasyon fırlayabilir. Alışverişin artması demek cari açığın artması demektir. Zira Türkiye tarihinde olmadığı kadar ithalat-ihracat dengesizliğini yaşıyor. Alışverişin artması ithalatın artması, cari açığın artması, dışarıya daha fazla döviz kaçması, zaten engellenemeyen Dolar’ın yükselişinin daha da hızlanması anlamına geliyor. Tam da seçim arifesinde hükümetin hiç istemeyeceği göstergeler bunlar… İşte Erdoğan’ın: “Kredi kartlarını almada lütfen hassas olun. Evinizde ne var ne yok, alıp götürürler.” laflarının altında yatan asıl kaygı işte bu.
Peki, büyümenin hız kaybetmesinin ya da büyüme frenine basılmasının sonuçları yalnızca kredi kartlarının taksit sayısı sınırlandırması olarak mı yansıyor? Elbette değil. Kamu yatırımları da hız kaybetti. İşte Pastanın küçülmesinin eş değerdeki diğer ifadesi de budur. Kamu yatırımı iktidar pastası demektir. Görünen o ki bu pasta küçülmeye devam edecek. Buradan hareketle bu kavga da devam edecek. Ne zamana kadar? Bunu kestirmek zor… Küresel kapitalizmin iç dinamiklerinin bu kavgayı biçimlendireceğini şimdiden söyleyebiliriz. Bu dinamikler bu kavgayı durdurabilir, erteleyebilir, bir kesimin dışlanmasını sağlayabilir ya da her iki kesimi de sistem dışına atabilir.
Elbette bu kavganın kodlarını bu kadar basit ve mekanik bir anlatımla çözüldüğünü iddia etmiyorum. Ama bu kavganın bir “erk” kavgası olduğu herkesin malumudur. Ve “erk” mücadelesinin; siyasi, ekonomik çıkar güdüleriyle birlikte yürüdüğü de sanırım hemen herkesçe kabul edilen bir gerçektir.
Yazının başında; “Ama bazen bu kavgada av -ki genellikle güçsüz bir yavru veya hasta bir yetişkindir- son bir gayretle kurtulabilir. Tabii yeterli gücü ya da cesareti ve kararlılığı varsa…” diyerek bir olasılığı, belki de bir temennimi belirtmiştim. Ben ülkenin, hatta Dünya’nın yaşadığı bazı süreçlerin önüne geçilemez olduğunu düşünüyorum. Yani benzetme üzerinden gidersek, düşürülmüş olan ülkemizin, yani “av”ın bir daha kolay kolay kendine gelemeyeceği kanısındayım. Aslında yaşadıklarımızın basit bir av serüveninden öte, bir doğa kanunun işlemesi olarak değerlendirilmesi daha uygun diye düşünüyorum. Yani bu kavga sonucun da kurtulmasını umduğum “av” ülkenin kendisi değil. Benim kurtulmasını umduğum “av”; 12 Eylül darbesinden başlayarak, 28 Şubat süreci ile aşama kaydeden ve nihayet 12 Eylül referandumunda pik yapan büyük zihinsel operasyon sonucu esir alınan toplumsal algılarımız… Umuyorum ki süre giden bu kavgada açığa çıkan o hiçbir etik, hukuk ve insani değer tanımayan iğrenç tezgahlar, algılarımızı uyarır da bu sanal gerçeklik esaretinden, son bir silkinişle doğrulup gerçek dünyaya geçer.
Eğer bu umudum gerçekleşir de algılarımız sanal gerçeklik esaretinden kurtulursa;
Bizlere yutturulan "Askeri vesayeti kaldırıyoruz" talkımının arkasında aslında bambaşka bir vesayetin inşa edildiğini anlayabiliriz.
Gerçek demokrasiyi "bir büyük abinin" bizlere hediye asla etmeyeceğini anlar, her türlü cuntanın ve despotizmin arkasında sınıfsal kaygı ve çıkarlar olduğunun ayırdına varabilir, kapitalizmi saklandığı yerden çıkarıp teşhir edebiliriz.
Böylelikle örneğin; “Sağlıkta Dönüşüm” denilen şeyin yoksullar için bir felaket olduğunu, Kıdem Tazminatı Fonunun, işçiler için bir “iş güvencesizliği cehennemi” olduğunu anlarız.
Algılarımızın ayaklarına takılı dezenformasyon prangalarını çıkarabilirsek; o durumda sınıf kavgasının hala başat mücadele olduğunu, her türlü cephe ve kongrelerin sınıf kavgası temelinde başarıya ulaşabileceğinin farkına varabiliriz.
Algılarımızı Trend ve Popülaritenin peşine takılmaktan kurtarabilirsek; demokrasi kavgasının, çevre duyarlılığının ve antiemperyalist mücadelenin, yalnızca antikapitalist mücadele ile birlikte yürütüldüğünde hedefe ulaşabileceğinin de farkına varabiliriz.
Ve nihayet; bunca zamandır esir algılar ve vicdanlarımız sayesinde ülkenin sokulduğu geri döndürülemez süreçlerin karşılanması ve sınıfsal konumlanmanın nasıl olması gerektiği, belki artık tartışılabilir.
17 Aralık 2013
Nadi Öztüfekçi
http://nadioztufekciyazilari.blogspot.com/2013/12/alglarmz-kurtulabilse.html
Yazarlar
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
















































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
27.05.2018
18.04.2018
7.02.2018
9.02.2017
15.02.2017
27.01.2017
22.01.2017
4.02.2016
11.03.2016
20.11.2015