Osman CAN
Basın olmadan vesayetin ayakta duramayacağı, darbe yapmanın mümkün olamayacağı bir gerçek. Ancak, demokratik usüllerden uzaklaşan uygulamaların toplum mühendisliği için aranan fırsatı vereceği de diğer gerçek.
Önceki gün İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi Nedim Şener ile Ahmet Şık’ın tahliyesine karar verdi. Hukuken doğru ve siyaseten gecikmiş bir karar. Bu köşede sıkça Türkiye’de yargı pratiğinin yüz yıllık İttihatçı geleneğin yansıması olduğunu söyledik. İttihatçılık geleneğini en yalın haliyle toplumsal siyasetin hareket alanını seçkinlerin kurumlar aleyhine daraltma geleneği olarak tanımlayabiliriz. Siyasal sorunların yargıya havale edilmesiyle, bu geleneğe teslim kaçınılmazlaşıyor. 2010 Referandumu’ndan beklenen açıkçası, siyasi sorunları çözebilecek bir yargının inşası değil, tam da siyasal alanın siyasal aktörlerce biçimlendiği bir Türkiye’nin inşasıydı. Türkiye’de, siyasal davalarda her bir tutuklama güdülen“meşru” siyasal amaca, tutuklanandan daha çok zarar verebiliyor. Tutuklamanın (ve tabii ki yargılamanın) gerekçesi “düşünsel” bir siyasi faaliyet ise, bu zarar ihtimal olmaktan çıkıyor, kaçınılmazlaşıyor. Yaşanan meşruiyet kaybı, siyasal alanı daraltarak darbelere meşruiyet kazandırıyor. Türkiye bunun için iyi bir laboratuvar sayılır.
Darbeye giden hamleler
Hatırlanırsa, 27 Mayıs öncesi rasyonelliğini kaybetmiş Demokrat Parti dönemindeki bazı uygulamalar, başta basın mensupları olmak üzere pek çok muhalifin özgürlüklerinden alıkonmasına ve mağduriyet yaşamasına neden olmuştu. Bu uygulamalar muhaliflerin özgürlük savaşçısı ve demokrasi kahramanı olarak sunulmasının fırsatı oldu. Basının özel gayreti ve desteğiyle gerçekleşen 27 Mayıs darbesinin ardından yaşananlar ise hafızalarda silinmiş değil. Özgürlük ve demokrasi kavram enflasyonu yaşayan bir Anayasa ile birlikte örtülü faşizmin anayasal düzeyde güvence altına alınması bunun sonucunda gerçekleşti. Aynı figürlerin 60’ların sonuna doğru yeni hamleler içine girerek 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan süreçlerini hazırladıkları bilinen bir gerçek. Bu dönemlerde “hukuk” yoluyla toplumsal muhalefetin temsilcisi siyasi partilerin kapatılması için medyada nasıl özel, programlı ve sistematik çalışmaların yürütüldüğünü 28 Şubat belgesellerinde görme imkânı doğdu. AK Parti’yi kapatma sürecine giden yolun da aynı figürler tarafından döşendiğini yeni belgeseller ortaya koyabilir. Ortaya çıkan ve daha da çıkarılacak olan yalın gerçek, basın olmadan vesayetin ayakta duramayacağı, darbeleri yapmanın mümkün olmayacağı gerçeğidir. Diğer bir gerçek ise rasyonel olmayan, demokratik usullerden uzaklaşan pratiklerin darbe ve benzeri toplum mühendisliği için aradığı fırsatı altın tepside sunmasıdır. Bu kararın 2010 sonrası topluma karşı duyarlılaşmaya başlayan yargıda siyasal alanın dışında konumlanma kültürü için bir başlangıç olması temenni edilir. Ki bunun da siyasal aktörlere anayasal düzeni değiştirme sorumluluğunu hatırlatıcı bir etkisi olsun... Zira sistem ve onun üzerine inşa edildiği ideolojik referans değerini korudukça tarih tekerrür edecektir. Bu da can yakıcı diğer bir gerçektir. Bu yüzden Şık ve Şener’in bizatihi tarafı olduğu veya tarafı kılındığı bu tartışmanın tozu dumanının dışına çıkmak ve temel soruna eğilmek gerekir.
Bulanık suyun dışında görülen gerçek ne?
Yüz yıldır bu toprakları zehirleyen milliyetçilik ideolojisi bir yandan ülkeyi parçalanmaya doğru götürürken, diğer yandan toplumun büyük bir kısmını, kendi neden olduğu parçalanma korkusunu kullanarak, kurtulmaya çalıştığı yüz yıllık ittihatçı geleneğin yedeğine çekebiliyor.
Laiklik, gericilik ve sair söylemlerle denetim altına alınamayan toplumsal muhalefet her defasında milliyetçilik kullanılarak hızla devşirilip yok edilebiliyor. Zira meşruiyet temeli güçlü olan bir siyasal hareketin öncelikle bu temelinin zayıflatılması gerekiyor. Bu da bu siyasal hareketin milliyetçilik söylemine teslimiyle mümkün. Milliyetçilik kumpası rasyonel düşünme ve siyasal karar alma yeteneğini zayıflatan, içe kapanmaya götüren ve sonuçta olağanüstü rejime ülkeyi teslim eden bir oyunun adıdır. Bu ideoloji militarizmin ve vesayetçilik restorasyonunun altın anahtarı niteliğinde...
Kristal Gece ve duvarın yıkılışı
Tam da bu konuyla ilgili aynı tarihi trajedileri yaşamış Almanya’dan bir örnek verelim:
9 Kasım tarihi Almanya için oldukça trajik. Berlin Duvarı’nın yıkılışı veya birinci dünya savaşı sonunda demokratik cumhuriyetin ilanı 9 Kasım gününe tekabül ediyor. 1938’deki Yahudilere karşı başlatılan Kristal gece pogromu gibi karanlık olaylar da öyle... Bir 9 Kasım’da başlayan aydınlığın kısa süre içinde geleneksel Prusya militarizmi ve devlet geleneğinin milliyetçilik üzerinden başlattığı operasyonlarla nasıl yok edildiğini ve başka bir karanlığa terk edildiğini bu tarihten okumak mümkün. 90’ların sonlarına doğru Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 9 Kasım’ın resmi veya milli bayram ilan edilmesi talebinin yoğun olduğu Brandenburg meydanında bir milyon kişinin katılımıyla görkemli bir miting düzenleniyor. Bu mitingde Almanya Cumhurbaşkanı Johannes Rau milliyetçilik kumpasına karşı tarihi bir konuşma yapıyor (özetle):
“...Bugün bir mesaj vermek istiyoruz, açık ve gözardı edilemez bir mesaj. Bizim ve ülkemiz için. Aynı zamanda bizim gibi yabancılara ve zayıflara yönelik nefret ve şiddetten endişe duyan komşularımız ve yeryüzündeki sair dostlarımız için... Her kim ötekine zulmeder ve katlederse, kendi ülkesinin de düşmanıdır. Yurtseverlik, ancak ırkçılığın ve milliyetçiliğin şans bulamadığı yerde yeşerebilir. Yurtseverliği hiçbir zaman milliyetçilikle karıştıramayız. Yurtsever, kendi ana yurdunu seven kişidir. Milliyetçi ise başkalarının vatanlarını hor görendir.
... Saygı dilde başlar. Talihsiz kelimeler, talihsiz eylemlere yol açabilir. Kamuoyunda sözü dinlenenler konuştuklarına dikkat etmeliler. Özellikle siyasetçiler insanların endişe ve korkularını ciddiye almalılar, ama hiç kimse onların endişe ve korkularını alevlendirmemeli.”
Peki Almanya bunu yaparken, onun milliyetçilik ve militarizm mirasını devam ettiren Türkiye ne yapıyor?
Teknik tartışmalara ve gündelik siyasete boğulup gidecek miyiz? Siyasi irade bu miras ile hesaplaşabilirse, 2023 yerine 2100’e de bakma imkânı doğar.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2021
9.01.2021
20.07.2020
12.07.2020
23.06.2020
20.06.2020
20.06.2020
24.04.2019
18.01.2017
1.02.2015