Sema İZOL
Epey bir zamandan beri gündemde olan ve 2013 tarihinde siyaset kadrosunca “bu kez artık gerçekleşiyor” dedirtecek yoğunlukla güncelleşmiş iken tekrar çeşitli gerekçelerle ertelenen Kürdistan Ulusal Kongresi; tarihsel olduğu kadar güncel olarak da bugün önemini koruyor. Kürdistan’da, Kerkük’ten Kobanê’ye uzanan uzun hatta savaş halinin devam ettiği diğer yandan kimi parçada bağımsızlık kimisinde federasyonlaşmanın gündemde olduğu günümüz koşullarında Ulusal Kongre (UK) daha bir önem kazanmıştır. Denilebilir ki, Kürdistan’ın, Kürt halkının tarihsel geçmişi, ulusal bir kongrenin toplanması için zorunluydu bugün bu zorunluluk daha yakıcı olarak kendini dayatıyor.
Kürdistan’ın 1920’lerde dönemin iki büyük emperyal devleti Britanya ile Fransa tarafından Sykes –Picot gizli planı çerçevesinde bölge devletleri arasında parçalanıp bölüştürülmesinin trajedisi üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen halen devam ediyor. İşgalci, jenositçi Türk, Arap, Fars yönetimlerinin Kürdistan’ı sömürgeleştirerek üzerinde kurduğu dörtlü kelepçe altında Kürt halkı nefes almakta zorlanıyor. Bu kelepçenin kırılması, öncelikle dört parçada ulusal demokratik güçleri kucaklayacak bir UK ile mümkün olabilirdi, halen de öyle. Bundandır ki Kürt halkı ve siyaseti UK’yi hep gündeminde tutmuştur ve bundan sonra da Kürdistanlı komünistlerin, devrimcilerin ve ulusalcıların hep gündeminde kalacaktır.
Peki, bundan iki yıl önce hem Türk, Kürt basın ve kamuoyunda hem de dış basın organlarında geniş yer tutan Kürdistan Ulusal Kongresi çıkışı nasıl gerçekleşti ve ne oldu da ertelendi?
Bir kere Ulusal Kongre’nin 2013 yılında gündeme gelmesi tesadüfî değildi. A. Öcalan’ın 2013 Newroz’undaki açıklamaları sonrasında M. Barzani, “Sayın Öcalan’ın açıklamalarına katılıyorum ve destekliyorum” ifadesini kullandı. Daha sonra A. Öcalan’ın Diyarbakır, Ankara, Avrupa ve Hewler’de kongrelerin düzenlenmesini ve “Misak-ı Milli Komitesi”nin kurulmasını istedi. Bu istem doğrultusunda Diyarbakır’da, Ankara’da ve Avrupa’da kongreler yapıldı. HDP milletvekilleri Leyla Zana, S. Süreyya Önder ve KNK Eş Başkanı Nilüfer Koç’tan oluşan bir heyet, Öcalan’ın mektubunu Barzani ve Talabani’ye iletmek üzere G. Kürdistan’a gittiler.
Bu ziyaretin ardından Hewler’de M. Barzani’nin başkanlığında 24-26 Ağustos’ta dört parça Kürdistan’dan siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin ve halk önderlerinin katılacağı bir konferans yapılması kararı alındı. Ancak yapılması planlanan bu konferans kimi “teknik” hazırlıklar nedeniyle 15-17 Eylül 2013’e ertelendi. Tarihi belirlenmiş Eylül Konferansının da Güney’deki genel seçimler nedeniyle 25 Kasım 2013 tarihine ertelendiği basına yansıdı. Fakat 25 Kasım’da yapılacak bu konferans da gerçekleştirilemedi. Tüm bu kronoloji, UK çağrısının A. Öcalan- M. Barzani üzerinden gerçekleştiğini gösterir bizlere. Tabii buna İmralı sürecinin taraflarından ve Barzani’nin son dönemlerde yakın müttefiki olan Türk devletini de işin içine katmak gerekir.
Oluşturulan Kongre Hazırlık Komisyonu’nun sağlıklı çalışamaması ve önemlisi Ulusal Kongre’nin toparlanması konusunda anlaşamaması üzerine, hem Kürt basını ve kamuoyunda hem dış basında hem de özelde PDK VE PKK taraflarınca çokça tartışma yürütüldü. Tartışılması da gerekiyor.
UK’nin toplanamamasının nedenleri pek çok siyasetçi tarafından değerlendirildi. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanlık Divanı Başkanı Fuad Hüseyin, kongrenin bütün partilerin ortak kararıyla ertelendiğini söylerken, kimi teknik hususlar da bulunduğunu, ancak esas erteleme gerekçesinin Rojava konusundaki ihtilaflar olduğunu vurguladı. Fuat Hüseyin, “delege seçiminde de sorun yaşandığını, örneğin Doğu Kürdistan partilerinin her parça için 150 delege önerisinde bulunduğunu, ancak PKK'nin Kuzey'de daha fazla nüfus bulunduğu için bunu kabul etmediğini” ifade etti. KCK Dış İlişkiler Komisyonu ise yaptığı açıklamada; “Hareketimiz, biri kadın olmak üzere Eşbaşkanlığı savunmuş, delegelerin sayısıkonusunda ise bir tartışma yürütülmemiştir. Delegeler konusunda Sayın Hewramani’nin verdiği sayılar doğru değildir; aksine Güney Kürdistan delegesiyle Kuzey Kürdistan delegelerinin eşite yakın olmasını isteyen kendileri olmuştur. Kaldı ki tüm bu konular tartışma aşamasındaydı. Herhangi bir karara varılmamıştı. Tıkanma, hazırlık komitesi ve gerekli kurumların zamanında toplanıp kongre zamanını tespit edememesinden kaynaklanmıştır. Bilindiği gibi önceden bir tarih tespit edilmiş, ancak Güney Kürdistan'da seçimler olunca Ulusal Kongre çalışmaları tavsatılmış ve bilinmez bir tarihe ertelenmiştir.” diyerek topu karşı tarafa atmıştı.
Bölgedeki iki güçlü Kürt yapısının UK’nin toplanamamasına ilişkin tartışmaları ve ulusal sorunun çözümündeki konsept farklarını şimdilik bir yana Kongre Hazırlık Komitesi’nin ve yine Kürt siyasetinin başat iki partisinin önde gelen isimlerinin yaptığı açıklamalar, Kürdistan’da Ulusal Kongre’ye umut bağlayan ve bu Kongre’ye yurtsever duygularla anlam yükleyenlerde tam bir hayal kırıklığı yaratmıştı. UK Hazırlık Komitesi adına yapılan açıklama: “ Kongre hiçbir devlete karşı değildir” ya da KCK yöneticisi ve aynı zamanda Kongre Hazırlık Komitesi üyesi Ronayî Serhad: “ Kürt halkının birliği hiçbir güce ve devlete karşı değildir”; yine bu seçimlerde HDP’den milletvekili olarak seçilen DDKD Başkanı İmam Taşçıer: “ Kongre hiçbir devlete karşı değildir” türünden açıklamalar olsa olsa sömürgeci devletlerin aklını alaya almak olur! Çünkü Kürdistan’ın işgal altında tutan dört devlet şunu gayet açıkça bilir ki; Kürtler dört parçada UK toplayacaklarsa bu, esas kendilerine karşı olacaktır.
Demek istediğim Kürt siyaseti tahkiyeyi bıraksın. Demek istediğim UK; Birinci Dünya Savaşı sonrasında Kürdistan’ı bölüp parçalayıp sömürge haline getiren, neredeyse yüz yıldır Kürt halkını inkar eden, kıyımlara uğratan devletlere ve onların oluşturdukları sistemlere karşı gelmeyecek de neye karşı gelecektir?
Demek istediğim siyaset taktiği adına da olsa, UK’nin “hiçbir devlete karşı olmadığını” ifade etmek yanlıştır hatta gülünçtür. Ayrıca UK “hiçbir devlete karşı değildir” demek Sykes- Picot’la çizilen düzeni ve bölgedeki sömürgeci egemen güçlerin çizdiği sınırları ve Kürt halkına uyguladığı baskıyı, ret ve inkâr politikalarını da onaylamak demektir.
Kürt/ Kürdistan meselesine ilişkin “ulus devlet istemiyoruz, ulus devlet kötüdür” diyenlerin Kürtlerin dört parçada ulusal birlik arayışlarına girmeleri gerektiğinden söz etmelerinin karşılığı ise yoktur. Unutulmamalıdır ki Kürdistan Ulusal Kongresi, meşruiyetini “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı”na dayandırmazsa, Kürtlerin devletleşmesi hakkını savunmazsa o zaman ne için gereklidir neye yarar diye sorulacaktır, sorulmalıdır. Buradan bakıldığında bugün Güney’in bağımsızlığını ve Rojava’nın statüsünü yarın öbür parçaların durumunu gündemine almayan, bu meseleyi tartışmayan UK’nin toplanması anlamlı değildir.
UK neden toplanamıyor? Bunun elbette birden fazla nedeni var ve bunlar tartışılmalıdır. Ama Kerkük’ten Kobanê’ye Kürt halkının özellikle savaşçılarının devletsizliği iliklerinden hissettikleri günümüzde daha çok tartışılmalıdır. Halihazırda Güney Kürdistan’ın bağımsızlık arayışları, Rojava’da IŞİD’e karşı YPG/J güçleriyle Peşmergenin yan yana mücadele etmesi gibi olumlu gelişmeler yaşanırken Şengal ve Kelaşin bölgeleri üzerinden gelişen ihtilaflar ve “ulus devlete karşıyım” diyerek Güney’in bağımsızlığına, devletleşmesine karşı duruş sergileyen PKK olgusu ortadayken Kürdistan’da ortak irade olarak bir ulusal kongre düzleminde oluşma şansı şu an için pek mümkün görünmüyor. Görünmüyor diye bırakmak mı gerekiyor? Hayır tersine başta etkin olan ulusal partilerimiz olmak üzere herkesin şimdi daha fazla UK hedefine kilitlenmeleri gerekiyor.
Öyle ki ortak bir iradenin oluşması, birliğin sağlanması dört parça Kürdistan’daki tüm ulusal, liberal, İslami, devrimci, komünist parti ve örgütlerin önünde tarihi bir sorumluluk olarak duruyor. Bu uğurda başta Kürdistan’ın büyük partileri olmak üzere tüm siyasi güçler, Kürt/ Kürdistan halkının çıkarlarını her zaman kendi basit örgütsel çıkarlarının üstünde tutmalıdır. Hele hele emperyal ve bölge sömürgeci güçlerinin Kürdistan coğrafyasına giydirmiş oldukları bu deli gömleği artık yırtılmaya başlamışken…
Yazarlar
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları











































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.11.2015
5.02.2015
1.02.2015
26.06.2015