Yasemin ÇONGAR
Kürt sivil toplumunun önde gelen isimlerinden biriyle gazetede sohbet ediyorduk dün. ABD’nin Bağdat Büyükelçisi Jeffrey’nin, 2010’da Ankara Büyükelçiliği’ni bırakmasından kısa süre önce Diyarbakır’da kendisini ziyaret ettiğini anlattı. Jeffrey, bir aşamada, Kürt meselesinde siyasi çözüm yanlısı muhatabına, “Ya PKK silahı bırakıp, demokratik siyasete girmeyi kabul edecek ya da biz bunu sağlayacağız” demiş. Kürt sivil toplum lideri de sormuş haliyle: “Siz kimsiniz?” Cevap: “Biz, yani ABD, Türkiye ve Irak hükümetleri.”
Bu ifade, Washington’un söylemini bilenler için şaşırtıcı değil. ABD yönetimi, PKK’nın “dağdan indirilmesi” meselesini uzunca bir zamandır “ortak sorumluluk” sayıyor, bu sorumluluğun sahiplerini de “üçlü mekanizma dahilinde hareket eden Ankara, Bağdat/Erbil ve Washington” olarak açıklıyor.
Hemen aklınıza bombalar, roketler, tanklar gelmesin. Amerikalı yetkililerle konuşunca, PKK’nın Kandil’den çıkmasına bir “askerî süreç” olarak değil, daha ziyade “askerî yönü tercihan asgarî düzeyde kalacak bir siyasi proje” olarak baktıklarını anlıyorsunuz. Esasen bu uzun zamandır böyle. Yeni olan, “proje”nin artık aciliyet kazanması.
Dün Jeffrey’nin yukarıda aktardığım ifadesini işitmeden önce biraz nabız yokladım; hâlihazırda Bağdat’la çok çetin bir pazarlık yürüttüklerini söyleyen Amerikalıların anlattıklarını şöyle özetleyebilirim:
“Kandil, bizim Bağdat’la müzakerelerimizin doğrudan konusu değil ama ABD birliklerinin çekildiği bir Irak’ta, PKK’nın artık silahlı varlığını sürdürmemesi hedefine yönelik temaslarımız günlük bazda sürüyor.”
“Günlük bazda” ifadesinin altını çizip devam ediyorum. Bağdat’la Washington’ın pazarlık ettiği mesele, ABD’nin geride bırakacağı asker sayısını ve onların statüsünü ilgilendiriyor. Şu anda, 43 bin 500 Amerikan askeri Irak’ta; Obama yönetiminin Bağdat’la yaptığı anlaşma, bunların, 2011 sonu itibariyle ülkeyi terk etmesini öngörüyor. Askerler çıkınca, Amerikan üsleri de Irak hükümetine devredilecek.
Ancak ABD, 3500 kadar askerini, “Irak ordusunun eğitimi” gerekçesiyle geride bırakmak istiyor. Irak hükümeti geçen hafta ülkedeki önemli siyasi partilerden, Amerikan talebinin kısmen kabulü için destek aldı. Bağdat’ın karşı teklifi, asker sayısının daha düşük tutulmasını ve bu askerlere “yasal dokunulmazlık” tanınmamasını içeriyor. Amerikan birliklerinin Irak’ta karıştığı suç, taciz ve ihlaller hatırlandığında, Bağdat’ınki çok haklı bir talep. Ancak Obama yönetimi, dokunulmazlık için diretiyor; Washington’a göre, “Suç işleyen bir Amerikan askeri, ancak ABD’de yargılanabilir.”
Irak Başbakanı Maliki, önceki gün resmî konutunda Reuters muhabirine verdiği geniş mülakatta, bu müzakerelerin kasım ortasına dek sonuçlanacağını söyledi. Üzerinde durulan bir seçenek, “ABD sonrası Irak”ta düzenli bir NATO eğitim gücü bulundurulması. NATO şemsiyesi altında, Amerikan askerlerinin de aradıkları dokunulmazlığa kavuşması mümkün.
Daha fazla ayrıntıya girmeden, Bağdat- Washington müzakerelerinden üç somut çıkarım yapacağım: 1) ABD, Irak’tan artık hakikaten çekiliyor, 2) ABD, Irak’ta yine de devrede olacak, 3) NATO, Irak’ta daha fazla devreye girebilir.
Bu üç veriyle, PKK’nın Irak’taki, özellikle de Kandil’deki istikbâlini Amerikalı yetkililere sorunca,“Böyle bir istikbâl öngörmüyoruz” cevabını alıyorsunuz. Peki, ne olacak?
İlginçtir, konuya AKP-BDP, İmralı-Kandil parantezlerinden bakmaya ara verip, şöyle biraz geri çekildiğinizde, Jeffrey’nin “biz” dediği üçlünün bir bütün olarak, “af ve demokratik siyasete katılma hakkı” karşılığında örgütün silah bırakmasına, dahası, PKK-MİT görüşmelerinin bu sonucu, 2011 sonuna dek hazırlamasına ciddi bir umut bağladıklarını görüyorsunuz.
Ortada, “ABD askeri çekildiğinde, Irak’ta PKK askeri de kalmamalı” diye formüle edilmiş bir hedef var. Apo’ya haziran başı itibariyle, “Tarihî bir anlaşmanın eşiğindeyiz” dedirten de, devletin bu takvime uyma çabasıydı sanırım. Ama sonra temmuzda “Silvan kırılması” yaşandı. Müzakereler durdu. Şiddet arttı. Çözüm umudu sekteye uğradı.
Iraklı yetkililer bugün, “Amerikalılar gittikten sonra, Türkiye’ye müdahale gerekçesi verecek bir PKK varlığı istemiyoruz” diyorlar. Cumhurbaşkanı Talabani ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani ile Başbakanı Salih gibi Iraklı Kürt yetkililer, artık çok zor görünse de, bu takvimi işletmek için önümüzdeki günlerde yeni girişimlerde bulunabilir. Onların Türkiye’deki muhataplarına mesajı hep aynı: “Devlet de örgüt de şiddeti kessin. Konuşun, af çıkarın, eve dönüşün yolunu açın.” Bu bakışla, Aysel Tuğluk’un telaffuz ettiği, “Öcalan’a ev hapsine karşılık gerillanın geri çekilmesi; af ve yeni anayasa sonrası silah bırakma” önerisi, peşinen bir kenara atılmamalı. Ben, sadece Iraklı Kürtlerin de değil, Jeffrey’nin “biz” dediği üç unsurdan ikisi olan, Bağdat ve Washington’ın bu teklifi “mâkul” bulduğu izlenimindeyim. Şurası kesin; iki unsur da “İstikamet masa!” diyor. İki unsur da, Türkiye’nin yeni bir kara harekâtına girişmesini “meşru” bile görse, “makbul” görmüyor. Bu duruşu değiştirebilecek tek şey, PKK’nın saldırılar zincirini sürdürmesi ve kayıpların artması olabilir.
Sözünü ettiğim mülakatta, Maliki’nin tam da bu noktayı ilgilendiren çok önemli bir ifadesi daha vardı. Ağustosta TSK harekâtına tepki gösteren Barzani’nin “Kandil, PKK’nın değildir. Gerekirse Irak merkezî hükümeti operasyon yapar” sözünü tamamlayan şu cümleler Irak Başbakanı’na ait:
“Birliklerimizi kuzeye göndermek PKK’yı ve PJAK’ı dışarı çıkarmanın en iyi yolu. Mantık, onların varlığını sona erdirmek, Türkiye’nin ve İran’ın içişlerimize karışmasını önlemek için yapılması gerekenin asker göndermemiz ya da varlıklarını engelleyecek önlemleri almamız olduğunu bize söylüyor. Askerimizi ne zaman nasıl göndereceğimiz ise askerî yeteneklerimize, durumumuza ve bölgede bir fırsat doğmasına bağlı.”
Bu sözler bir ilk ve bence her şeyden çok üçlü “proje”nin aciliyetini yansıtıyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
5.12.2013
24.09.2013
27.07.2013
29.05.2013
1.04.2013
8.12.2012
1.12.2012
17.11.2012
10.11.2012
3.11.2012