Zülfü DİCLELİ
İsyan yavaş yavaş yayılıyor ve yükseliyor. Tarih böyle bir isyanı daha önce hiç görmedi. Bu kez yeryüzü ve insanlar birlikte isyan ediyor. İkisi de kendi tarzında “yeter artık” diyor, “bu böyle gitmez.”
Atmosfer sıcaklığını artırarak, buzullar eriyerek, hortumlar, seller, orman yangınları alışılmış çevrimlerini değiştirerek, türler sahneden çekilerek yeryüzünün isyanını dile getiriyorlar.
Değişik coğrafyalarda birçok şehirde insanlar günlerce, haftalarca meydanlarda toplanarak içlerinde biriken öfkeyi haykırıyor. Bir kentte şiddetle bastırılan isyan bir süre sonra başka bir kentte yeniden boy gösteriyor. Gene başka şehirlerde “Cumaları Gelecek İçin“ ya da “XR – Yokoluş İsyanı“ gibi hareketler yaygınlaşıyor. Neredeyse tüm ülkelerde kadın hareketleri etkinliklerini ve etkilerini artırıyor. “Yeşil Yeni Anlaşma“ konsepti altında yeşil ve sosyal fikirler Amerika’da ve Avrupa’da büyük politika alanında iç içe geçmeye başlıyor, geniş kitlelerin ilgi odağına yerleşiyor. Öte yandan göçmenler de önlerine çıkarılan engelleri bir şekilde aşarak zengin ülkelere yönelmeye devam ediyor.
Greta Thunberg’in Birleşmiş Milletler Kürsüsünden dünyayı yönetenlere yönelttiği “Siz bizi aldattınız, hayallerimizi yıktınız, buna nasıl cesaret ettiniz!“ sözü sanki tüm dünyada tüm yönetilenlerin ortak görüşü haline geliyor.
Ancak bütün bunların dünyayı yönetenler üzerinde henüz pek bir etkisi görülmüyor. Pervasızlıkları devam ediyor. Hâlâ maddi ilerleme ve endüstriyel genişlemenin sosyal, çevresel ve politik yıkım getirmeden devam edebileceğini ileri sürüyorlar. Yollarını değiştirmeye yanaşmıyorlar. O yüzden ekolojik çöküş ve biyosferin daralması, sosyal ve ekonomik eşitsizliğin büyümesi hızlanıyor. Ekonomik ve politik güç giderek daha az sayıda elde yoğunlaşıyor ve kurumsallaşmış şiddet artıyor. Başvurdukları çare demokratik yönetişimden vazgeçmek, insanların özgürlüklerini kısıtlamak, kazanılmış hakları geri almak, militarizmi tırmandırmak oluyor. Her yerde isyanın karşısına çıkardıkları biber gazı ve göz yaşartıcı bomba oluyor.
Bütün bu yaptıklarını haklı göstermek ve üstünü örtmek için de “korku politikası”na başvuruyor, insanların öfke, korku ve güvensizlik duygusunu manipüle etmeye çalışıyorlar. Tıpkı yasalara bağlı çalışmak zorunda olan geleneksel baskı kuvvetleriyle yetinmeyip çeşitli “özel güvenlik güçlerini” devreye sokmak zorunda kaldıkları gibi, yeni bilinç karartma ve algı yönetme araçlarına da başvuruyorlar. İdeolojinin yerini olgu ve kanıtları dikkate almayan, içi boş konspirasyon teorileri ile “mağduriyet duygusu, paranoya, narsisizm ve eğlence karması”ndan oluşan “postmodern popülizm” alıyor.
Özetle, Büyük İsyana böyle “hibrid bir savaş”la karşı koymaya çalışıyorlar.
***
Bugün gene insanlık tarihinin aşırı ölçüde şiddete dayalı ve istikrarsız bir dönemindeyiz ama bu daha önce yaşananların hiçbirine benzemiyor. O nedenle bugünkü gerçekliği geçmiş dönemlerin koşulları altında biçimlenmiş teori ve bakış açılarıyla anlamak ve o dönemin kavramlarıyla anlamlandırmak mümkün olmuyor.
Kent isyanlarını dünya çapında bir “devrimci durum” olarak görmek ne kadar yanıltıcı ise, bunların kendi başına olumlu sonuçlar getireceğini sanmak da o kadar anlamsız. Evet, isyanlar genellikle yeni bir dönem başlatırlar, ama iyi gelişmelere yol açabilecekleri kadar isyan edenlerin hiç istemedikleri sonuçlar da getirebilirler. Her şey kuvvetler dengesine bağlıdır.
Orta ve Doğu Avrupa’da eski sosyalist ülkelerdeki 1989 isyanları başarıya ulaşarak isyan ettikleri rejime son vermeyi başarmıştı, ama kurulacak yeni düzeni etkilemeye, olumlu yeni bir sentez oluşturmaya yetecek güçleri yoktu. O yüzden son sözü söylemek batı kapitalizmine kaldı.
Occupy Hareketi, Arap Baharı, Gezi gibi örnekleriyle bir önceki kent isyanları dalgası dünya çapında umut dolu yankılar uyandırmıştı. Sosyal medyanın olanaklarını kullanarak kendiliğinden ve olağanüstü hızlı bir şekilde insanları büyük eylemlerde buluşturması, örgütlere ve liderlere ihtiyaç duymadan direnmesi her yerde ilgi ve sempati yaratmıştı. Bu yeni tarz isyanlar birçok yeni gelişmenin başlangıcı oldu, ama hiçbir yerde kalıcı olumlu sonuçlar getiremedi.
İnsanları sosyal medya aracılığıyla kısa süreler içinde mobilize etmek, büyük kitle eylemlerinde bir araya getirmek, lojistik ve haberleşme sorunlarını çözerek anında tepki göstermelerini sağlamak, bugün de Hong Kong’daki eylemlerde gördüğümüz gibi, protesto ve direniş için muazzam bir olanak olarak ortaya çıkıyor. Ancak anındalığın ve kendiliğindenliğin bu büyük cazibesi, sonuç alıcı politik güç oluşturma açısından yaşamsal önemde olan inşa süreci—sosyal hareketin inşa edilmesi—henüz tamamlanmadan sosyal seferberliğe başlanmasını getiriyor.
Bir süre şu ya da bu düzeyde katılmış herkesin bildiği gibi, sosyal hareketlerin inşa olması her zaman uzun süreler gerektirir. Sosyal seferberliğin kısa vadeli taktikleriyle ulaşılacak bir şey değildir. Kapasite oluşturmak, uzun vadeli örgütlenmek, taktik ve strateji geliştirmek için müzakereler yürütmek ve kalıcı yapılar oluşturmak ve bunları deneme ve yanılma süreçleri içinde geliştirmek için görece uzun zamanlara ihtiyaç vardır. En önemlisi hareketin başarısı için zorunlu olan unsurun, katılımcılar arası karşılıklı sosyal güvenin oluşması için zamana ihtiyaç vardır. Birlikte çalışmak, tartışmak, geçmiş deneyimlerin derslerini değerlendirmek, dostluklar geliştirmek, karşılıklı güven oluşturmak açıktır ki sosyal medya iletişiminin zayıf bağlantılarıyla olacak şeyler değildir. Sosyal güven insanlara aralarında benzer anlamlarla, referans noktalarıyla, temel bilgiye dayanan medeni bir iletişim kurma yeteneği kazandırır.
Gezi de dahil son yılların şehir isyanlarının çoğunda tanık olduğumuz gibi hareket daha inşa olmadan protesto ve politik eylem gündeme geldiğinde sonuç ister istemez yataylık, lidersizlik ve stratejik vizyon eksikliği oluyor. Bunların eksikliği direnişin hızı ve anındalığıyla birleşince “taktiksel donma durumu“ ortaya çıkıyor, değişen koşullara göre değişik taktikler uygulamak da karşı tarafla müzakere yürütmek de söz konusu olamıyor.
***
Soğuk Savaş bundan 30 yıl önce Berlin Duvarının yıkılmasıyla sona erdiyse, onu sona erdiren nihai güç Orta ve Doğu Avrupa halklarının— Gorbaçov politikasının şemsiyesi altında—yürüttüğü şiddeti dışlayan, kararlı ve boyun eğmez barışçı mücadelesi olmuştu. Barışçı isyan savaşın şiddetini alt etmişti.
O tarihten bu yana tanık olduğumuz bütün şehir isyanlarında ne zaman barışcıbarışçı direnişe şiddet karıştıysa orada iflas kaçınılmaz oldu.
Evet, önceki yüzyıllarda devrimlere hep savaşlar yol açmıştı. Devrimlerin karakterini belirleyen savaş olmuştu. Devrim şiddetle özdeşleşmişti. Ama şiddete dayanmak, şiddet uygulamak, sonunda o devrimlerin de başını yemişti.
Bugün isyancıların şiddete başvurması, onu uygulama kapasitesi bakımından yarışmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığı karşı tarafın eline kendini haklı gösterme ve isyancıları olası müttefiklerinden tecrit etme bakımından eşsiz bir silah vermekle kalmıyor, isyancıları en önemli gücünden, ahlaki üstünlüğünden de yoksun bırakıyor. Karşı tarafa aynı insanlık dışı yöntemlerle yanıt vermek isyancıyı hibrid savaşta daha baştan yenik düşürüyor. Bugün yayılan şehir isyanlarında ne yazık ki gene buna tanık oluyoruz.
Son tahlilde şiddet yeniliğin değil yıkımın ebesi oluyor. Şiddet artık—tekrar tekrar çok acı şekillerde gördüğümüz gibi—barış, özgürlük, eşitlik, adalet, demokrasi isteyenler için sadece ayak bağıdır. İsyan ile şiddetin ilişkilendirilmesine artık hiçbir şekilde izin vermemeliyiz.
Özetle, her bakımdan daha kat edilecek çok yol var.
***
Aslında bugün çok farklı coğrafyalarda, farklı sosyal-kültürel-tarihsel koşullarda, farklı biçimlerde yükselen ayrı ayrı hareketleri küresel bir Büyük İsyan Ağının değişik düğüm noktaları olarak görebiliriz.
Bu ağda yer alan ve alacak herkesin farklı bir anlatısı var. Herkes kendi karmaşık gerçekliğinin bir ürünü. Herkes kendisini harekete geçiren nedenleri farklı algılıyor. Kimi iklim değişikliğinin getirdiği felaketlerinden, kimi artan gelir eşitsizliğinden, işsizlik ve pahalılıktan, kimi erkek egemenliğinden, kimi ahlaki yozlaşmadan vb. mustarip olduğunu düşündüğü için sesini yükseltiyor.
Büyük İsyan bu farklı anlatıların hepsine aynı ölçüde saygı gösterildiği ölçüde güçlenecektir. Hiçbir mücadele ya da hedef ötekilerden daha önemli değildir. Kaldı ki hiçbir zaman aynı şekilde düşünmeyeceğiz, hakikati hep farklı açılardan ve ancak parçasal olarak görebileceğiz.
Bizi ancak karşılıklı hoşgörü bir arada tutabilir. İnsanlar uzun vadeli düşünme ve arzu ettikleri geleceği biçimlendirme kapasitelerini ancak birlikte tartışarak geliştirebilirler. Hoşgörü ve çoğulculuk onun için vazgeçilmezdir.
Ağların gücü katılanların sayısına bağlı olarak üssel olarak artar. Bunun anlamı, Büyük İsyan Ağının farklı düğüm noktaları arasındaki bağlantılar, etkileşim, ilişki ve diyaloglar, bilgi ve deney alışverişleri ve dayanışma ne kadar artar, çeşitlenir, pekişirse isyanın o kadar olumlu sonuçlar getirebileceğidir.
Ancak uzun bir zaman alacak böyle bir süreç içinde gerek ayrı ayrı sosyal hareketlerde gerekse küresel düzeylerde birlikte oluşturulmuş kolektif liderlikler, ortak vizyonlar, strateji ve taktikler ortaya çıkabilir. Böylece insanla yeryüzü de yeniden kol kola girebilirler.
***
Büyük İsyanın her iki bileşeninin de—yeryüzü ile insanlar—talep ettiği şey aslında koruma altına alınmaktır. Evet, ikisi de tıpkı müzelerde koruma altına alınan sanat eserleri, kültürel miras öğeleri gibi korunmak istiyorlar.
Yeryüzü; doğanın dengelerinin, ekolojilerin sağlığının, biyoçeşitliliğin, toprağın canının, hava ve suyun akışının insanın bozucu müdahalelerine karşı korunmasını istiyor.
İnsanlar baskı ve tahakküme, sömürü ve adaletsizliğe karşı korunmak istiyorlar, bunun için eşit haklılık talep ediyorlar. Korunmasız insanlar koruma altında olanlara katılmak, onlarla eşit haklı kabul edilmek, barınma, beslenme, eğitim, sağlık, ulaşım vb. ihtiyaçlarının eksiksiz karşılanmasını istiyorlar.
İsyanların özü budur.
Gerçekten doğanın her bir parçası, her insan eşsiz bir sanat eseridir. Yeryüzünün, canlı ve cansız doğanın milyarlarca yıllık birleşik serüveninin bir eseridir. Onun için müzelerdeki eserler gibi özenle korunmalıdırlar. Tıpkı müzelerdeki eserler için sağlandığı gibi onlara da varoluşlarını huzur içinde sürdürmeleri için uygun iklimsel ve maddi koşullar sağlanmalıdır. Ama aynı zamanda ikisinin de Da Vinci’nin Mona Lisa’sına ya da Rembrandt’ın Gece Devriyesi‘nin başına geldiği gibi, ellerinde bıçak kendilerine saldırabilecek olan manyaklara karşı da korunması gerekecektir.
Yazarlar
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları



























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.01.2024
25.12.2023
21.08.2020
5.06.2020
5.04.2020
21.01.2020
2.02.2019
21.11.2019
19.10.2019
13.10.2019