Zülfü DİCLELİ
“Eşiğe gel” dedi.
“Gelemeyiz, korkuyoruz” diye cevap verdiler.
“Eşiğe gel” dedi
“Gelemeyiz, düşeriz!” diye cevap verdiler.
“Eşiğe gel” dedi.
Ve böylece geldiler.
Ve onları itti.
Ve uçtular.
Guillaume Apollinaire
Türkiye politik olarak iki kampa bölünmüş durumda.
İki karşıt kampa bölünmüş olanlar hemen hemen hiç karşılaşmıyorlar. Zorunlu karşılaşmalarda da birlikte konuşmaya, sohbet etmeye pek yanaşmıyorlar. Özetle, iki taraf arasında pek bir iletişim yok.
Buna karşılık tarafların değişik gruplarının kendi aralarındaki politik içerikli iletişimleri sosyal medya sayesinde oldukça yoğun. Ne var ki bu iletişimin konusunu daha çok karşı taraf hakkındaki görüş ve kanaatler oluşturuyor. Karşı tarafın politik adımlarının değerlendirilmesi ve bunun yarattığı duygu ve düşünceler paylaşılıyor.
Yeni gelişmelerle ilgili enformasyonu taraflar kendi mevcut kapalı devreleri içinde işliyor. Dolayısıyla buradaki mevcut önyargılarla yeniyi algılayamıyorlar. Sonuçta, yeni enformasyon alınmayınca da gerçekliği anlamak mümkün olmuyor. Tarafların kulak verdikleri medya da (ve benzer kurumlar) mevcut mercek, önyargı ve bakış açılarıyla yaklaştığı için genellikle yeniyi tam anlamıyor, onu eski kabullerin içine oturtuyor. Böylece kapalı enformasyon devreleri daha da pekişiyor. Sosyal medya ve genel olarak iletişim yankı odalarından ibaret hale geliyor.
Politik kamplaşma karşı tarafın her yaptığının olumsuz değerlendirilmesine yol açıyor. Taraflar kendi kapalı enformasyon devrelerinin asıl sorumlusu olarak kendi bilişsel önkabul ve uygulamalarını sorgulamak yerine daha çok “öteki”nin yanlışlarına takılıp kalma tutkusuyla tatmin oluyor. Kızgınlık ve öfke duyguları boy atıyor. Sosyal medya da dikkatleri özellikle en yoğun duygusal tepkiler üreten içeriğe odaklandırdığı için, insanlar sosyal medyada daha çok zaman geçirdikçe bu öfke günlük yaşantının parçası haline geliyor, öfke sirayet ediyor.
Aslında ahlaki öfke sosyal evrimde grup içinde işbirliğini destekleme aracı olarak gelişmiştir. Grup içinde onaylanmayan, tahkir edilen davranışı bastırma yöntemi olarak işlediği için, prososyal bir yetenek olduğu için, öfke toplumsal evrimde yer etmiş bir duygudur. Öfkeye hedef olan kişi/kişiler davranışlarını grubun geneline uyarlamak zorunda kalır.
Ne var ki Türkiye’de iki politik kampa ayrılmış olanların sosyal medyada paylaştıkları öfke ve kızgınlık duyguları kapalı devre yankı odaları şeklinde işleyen kendi grupları içinde kaldığı için, öfkelerinin hedefi olanlar orada olmadığı için, duygu paylaşımları böyle düzenleyici bir sosyal rol oynamak bir yana sadece grup içindeki öfkeyi daha da artırmaya yarıyor. Herkes kendi kendine, kendi grubu içinde konuştukça, taraflar birbirlerinin dalga boylarını yakalayamaz oluyor, rezonans kayboluyor. Dolayısıyla taraflar birbirlerini dinlemiyor, birbirlerinin görüşleri hakkında herhangi gerçekçi bir kanaate sahip olamıyor. Diğer tarafı oluşturanlar hakkındaki algılarımız büyük ölçüde yanlış, oradaki çeşitliliği tam yansıtmıyor. Kapalı devre şeklindeki politik bilgilenmemiz devam ettikçe bu sapma daha da artıyor.
***
Taraflar arasında karşılıklı iletişim neredeyse hiç olmadığı için, bir tarafın diğer taraf hakkında sahip olduğu kanaatler onunla dolaysız, yüz yüze ilişkilerde edinilmiş algılardan çok kendi tarafında olanlar tarafından aktarılmış şeylerden oluştuğu, kimi zaman da “algı yöneticilerinin” eseri olduğu için, aslında mevcut kamplaşma büyük ölçüde yapay bir kamplaşmadır.
Yapaydır çünkü anlam yoksunudur. Anlamsızdır. Anlam tek taraflı üretilemez, karşılıklı konuşmalardan, yüz yüze ilişkilerden çıkar. O kadar ki düşmanın yüzüne bakarsan ona kötülük yapmak istemeyebilirsin.
İnsanlar yüz yüze ilişki eğilimlidir, diğer canlılardan farklı olarak yüz üzerinden bağlanan yaratıklardır. Bebek annesiyle yüz yüze iletişim kurarak hayatı tanımaya başlar, annesinin yüz ifadelerine bakarak eylem koordinasyonu oluşturur.
Yüz yüze iletişimin anlam üretmede belirleyiciliği politik tartışma açısından özellikle geçerlidir. Sosyal medya politik tartışma yeri değildir. Tam tersine sosyal medyayla yetinmek sadece kişisel ve grupsal yalnızlığa (grup düşüncesine esir düşmeye) götürür. Sonuç bir tür robotlaşmadır. Karşı tarafın önem verdiği bir sembolü bile gördüğünüzde kırmızı görmüş boğaya dönersiniz.
Ülkenin iki büyük politik kampa bölünmüş olması demek aslında insanlar iki ayrı büyük hapishanede yaşıyor demektir. Ne öteki tarafa geçebilirsiniz, ne de oradan ziyaretçi kabul edebilirsiniz.
Politik kamplaşmadan yarar umanların, kamplaşmayı kışkırtanların istediği de budur. Kışkırtmalar sonucunda her iki taraf da diğer tarafı kendi varlığına ve dünya görüşüne yönelik bir tehdit olarak algıladıkça gerilim de olağanüstü artıyor.
Her iki taraf da kendi görüşlerinin daha geçerli olduğunu düşünüyor ama görüşlerini birlikte karşılaştırma imkânları yok. Bu durumda sadece “Bizim hapishane daha iyi” demiş oluyorlar. Birlikte konuşma olmadığında birlikte yaşamanın önü de açılamıyor. İki taraf arasındaki politik denge uzunca bir süredir pek değişmiyor, ilk seçimlerde yüzde 50+1 çoğunluğa sahip taraf diğeriyle yer değiştirecek olsa bile kamplaşma durumunun şimdikine benzer devam edeceğini öngörmek için kâhin olmak gerekmiyor. İlelebed böyle mi yaşayacağız?
Kuşkusuz her iki karşıt kamp da kendi içlerinde farklı politik unsurlardan oluşuyor. Ama ne yazık ki aynı kampın içindeki farklı yaklaşımlar arasında da bir diyalog, birlikte arayış söz konusu değil, büyük hapishane içindeki daha küçük koğuşların dışına çıkan da pek yok. Çoğu kendisi ile diğerleri arasındaki farkların ortak olan yanlardan çok daha önemli olduğuna inanıyor. Böyle durumlarda bir artı bir iki etmiyor.
***
Özgür olmak istiyorsak bizim gibi düşünmeyenlerle konuşmalıyız, bir şeylerin değişmesini istiyorsak politik kamplaşmanın ve farklılıkların çevremize ördüğü duvarları aşıp dışarı çıkmalıyız.
Hemen her bakımdan belirsizliklerin arttığı, tüm politik paradigmaların sakata çıktığı bir dönemde kendi doğrularımızı ancak son 10-15 yıldaki kendi deneyimimizden çıkarabiliriz ve ancak ortak bir arayış sürecinde ortak iyiyi bulabiliriz.
Birlikte konuşma, birlikte arama, birlikte davranma çoğumuzun sandığı gibi sadece seçimlerde aritmetik çoğunluğu sağlamak için zorunlu değil, herhangi bir olumlu değişim için, birbirimize mutlak olarak ihtiyacımız olduğu için zorunlu. Her birimizin sonuca katacağı farklı bir şey olduğu için zorunlu. (Kaldı ki iletişim için kullanılan komünikasyon sözcüğünün Latince’deki kökeni communicare de paylaşmak anlamına geliyor. İletişimin asıl amacı da paylaşılan anlayış oluşturmak.)
Bizim (her birimizin) düşüncemiz sınırlı bir veri kümesine dayanıyor. Bakışımız o nedenle hep sınırlı kalacak. Bizim bakışımız hakiki, tam ve kesin bir dünya resmi değil, sadece dünyaya ilişkin bir perspektiften ibarettir. Onu düzeltmek için farklı perspektiflere ihtiyacımız var. Farklı perspektiflerin uyumsuzluğu içinde yol almamız gerekiyor.
Soru çok açıktır: Günümüz dünyasında hangi politik güç (seçimlerde mutlak bir çoğunluk elde etse bile!) özgürlük, demokrasi, sosyal adalet, barış, huzur gibi insanların tartışmasız ihtiyaç duyduğu şeylerin herhangi birini, samimiyetle istese bile, tek başına yaşama geçirebilir? Herkesin geleceğe katabileceği bir şey yok mu? Eğer maddi hayatı hep birlikte üretiyorsak siyasi hayatımızı niçin birlikte üretmeyelim?
Birlikte konuşmak, diyaloğa girmek kendi görüşlerimizi diğerine tebliğ etmek demek değildir. İnsanlar başkalarıyla konuşurken kendi görüşlerini değiştirmek gibi bir niyetleri yoktur. Başkalarını kendi doğrultumuzda değiştirmeye çalışmaktan vazgeçmediğimiz sürece kimseyle yararlı bir karşılıklı konuşma yürütemeyiz. Konuşma bir araç değil, iki taraf arasında bir mecradır (medium), tarafların içinde yaşadıkları durumun farkına varmaya başlayabildiği ve iki taraf arasında başlangıçtaki görüşlerinden farklı yeni görüşlerin ortaya çıkmasına imkân sağlayan bir mecradır. Sonuç getirici konuşmalar/sohbetler tarafların şu ya da bu ölçüde değişerek çıktığı konuşmalar/sohbetlerdir. Etkili konuşmalar karşı taraf hakkında hüküm vermek için değil onu/ya da kendimizi tamamlamak, iyileştirmek için yürüttüğümüz konuşmalardır.
Belirleyici olan yüz yüze konuşmalardır. Çünkü yüz yüze konuşmalar kelime ve cümleler kadar beden dilimizi, jestlerimizi, sözel olmayan mesajlarımızı da aktardığımız konuşmalardır. Ve hayata ve dünyaya gerçekten anlam katan şeyler, çoğu zaman doğrudan söz ile dile getirebilir şeylerin sınırlarının dışında kalır. Onun için anlam ancak yüzyüze iletişimden çıkabilir.
Kuşkusuz anlam yapıcı başka, hatta karşıt enformasyon devrelerine açık olmak demek, onların geçerli içgörülerine erişirken hata ve tutarsızlıklarını reddetmeyeceğiz demek değildir (tıpkı kendi tutarsızlıklarımızı kabul etmemiz gerektiği gibi).
***
Politik kamplaşma—politik farklılıklar demiyorum—bugün büyük ölçüde yapaydır, yukarıdan başlatılmış ve yürütülmektedir. Yukarıda taraflar arasında bir konuşma başlaması bugün pek düşünülemiyor. Ama yerel düzeylerde bu konuşma bir süredir başlamış durumda. Çare politik konuşmayı daha çok yerel düzeye indirmek, genişletmek, yerel düzeyde farklı düşünenlerle konuşmayı yaygınlaştırmaktır.
Yerel düzey derken, insanların bir araya geldiği, yanyana yaşadığı, çalıştığı her yer yerel düzeydir. Birlikte bir şey yaptığı (hatta birlikte nefes aldığı) her yer yerel düzeydir. Aslında insanlar yaşamak ve varkalmak için hep başka insanlar ya da canlılarla dolaylı ya da doğrudan ilişki içinde olmak zorundadır. Ve her ilişki aslında bir alışveriş, bir iletişimdir. Her şey, herkes bize bir şey anlatır. Biz her hareketimizle herkese bir mesaj veririz. Yaşamak sürekli, aralıksız mesaj alıp vermektir. Bunun farkında olduğumuzda bu mesajlaşmayı bilinçli ve amaçlı yürüterek yeni birliktelikleri başarıyla inşa edebiliriz. Birbirimize hürmet etmeye, ihtimam göstermeye önem veririz.
Yerel düzey büyük blokların, karşıt görünen kampların birbirlerine değdiği, temas ettiği yerlerdir. Tepedeki kemikleşmenin gevşediği, hapisane duvarlarının zayıfladığı, “firar etmenin” daha kolay olduğu yerlerdir. Kenarlardır. Aradaki eşiklerdir.
Doğada suyun sahille, ormanın çayırla vs. buluştuğu yerler, eşik (kenar) habitatlar, yaşamın ve yeniliğin fışkırdığı yerlerdir. Buraları her şeyin: toprağın bileşiminin, bitki, nem, rutubet, ışık, tozlaşma, her şeyin değiştiği yerlerdir, her iki tarafın türlerinin iç içe geçtiği, karmaşık etkileşimlerin yaşandığı, çeşitliliğin arttığı, yeniliğin en çok olduğu, geçişliliğin arttığı yerlerdir. Beklenmedik oluşumların boy attığı, bir şeyin başka bir şeye dönüştüğü yerlerdir.
İnsan toplumunun eşikleri, kentlerdeki insan topluluklarının kenarları da böyledir. Ortak sorunların çıplak gözle görülebildiği, içinde yaşanan gerçek durumun, koşulların, çevrenin birlikte farkına varılmasının daha kolay olduğu yerlerdir. Bir artı birin ikiden daha büyük olduğu yerlerdir.
Onun için eşiğe gitmeliyiz. Aslında hep eşikte olduğumuzu fark etmeliyiz.
Özgür olmak istiyorsak bizim gibi düşünmeyenlerle yüz yüze konuşmayı, gerçekliğimizi birlikte anlamak için çaba göstermeyi başa almalıyız. Özgürlük ve demokrasi ancak birlikte inşa edilebilir.
Yazarlar
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları





























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.01.2024
25.12.2023
21.08.2020
5.06.2020
5.04.2020
21.01.2020
2.02.2019
21.11.2019
19.10.2019
13.10.2019