Mücahit BİLİCİ
Türkiye’de bir duvar vardı. Kemalizm duvarı. Bu duvar büyük ölçüde yıkıldı. Bugün duvara karşı yeterli olan demokratlığın duvarın yıkılışından sonraki krizini yaşıyoruz. Zira duvara karşı demokratlık ile insanlara karşı demokratlık aynı şey değil. Duvara karşı kendi haklarını savunursun. Duvarı itersin, olmadı sağır yüzüne tükürürsün. Duvar istibdaddır. Duvara karşı özgürlük mücadelesi sorumluluk boyutu olmayan bir haklar mücadelesidir.
Demokratlık sınavının ikinci aşaması ise insanlara nispetle demokratlıktır. Bu zordur. Çünkü insanlara karşı savunacağın hakların olduğu gibi o insanların sana karşı haklarını da savunman gerekir. İşte bu hakların birbirlerine değmesinden hukuk doğuyor. Bugün hakların yeniden dağılımının kütlevi kısımlarını (dindarların iktidarı, milli irade) tamamladık sanıyoruz. Bunu varsaysak bile daha ince kısımlarında kabalığa alışmış ellerimiz işgörmekte zorlanıyor. Darbe isteyenlere karşı sandık her şeydir. Ama demokrasilerde vatandaşı sandığa kapatmak da mümkün değildir.
Türkiye’de Kemalizm duvarı büyük bir demokrasi koalisyonu ile yıkıldı. Sivil bir nurculuğun siyasallaşması ile siyasal İslamcılığın liberalleşmesinin kesişim noktasında ortaya çıkan ve hem Cemaat hem de partinin gücünü çok aşan bir sinerji ile (ve hakları yeterince teslim edilmeyen dindar-laik ayrımına teslim olmayan demokratların katkısıyla) gerçekleşen AK Parti devrimi bu sebeple AK Parti’nin kendisinden daha büyük bir devrimdir.
Siyasal İslam çizgisini temsil eden Milli Görüş ve ona iktidar ortamında eklemlenmiş olan muhtelif İslamcılıklar ile siyasallaşmış bir nurculuk çizgisini temsil eden Gülen Cemaati yıkılan duvarın tazyikinden kurtulunca boş bir iktidar meydanına daldılar. İki taraf da sınırlarını bilemedi, çünkü henüz sınırlar yoktu. Toslayacak bir duvarı kalmayanların hadlerini bilmeleri için birbirlerine toslamaları gerekiyordu. Sırasıyla siyasi ve bürokratik alanda varlığını hissettiren bu iki güç boşmeydanda kafa kafaya geldiler. Devlet dindarların eline geçmişti. Fakat taraflardan biri kendine hususi bir bölme bırakmak istedi. MİT krizinde ifadesini bulan bu karşı karşıya gelme esasen kaçınılmazdı. Çünkü iktidar meydanında hadlerin teşekkül etmesi gerekiyordu. Cemaat nereye, ne kadar tesir edebilmeli, Parti kendini güvence altına alacak özerkliği hangi yollarla sağlamalıydı? Bu sorular halka hissettirilmemek üzere büyük bir kavgaya yol açtı. Parti geçici olarak Cemaat’i yendi ve Cemaat’i devletten tasfiyeye (en azından minimalize etmeye) başladı. Bunlar elbette ki siyasi mücadele yapanlar için olağan durumlar ve doğrusu taraflardan biri olmayanlar için birincil önemde değil. Yine de sonuçları bütün toplumu ilgilendiriyor.
Bir vefasızlığa uğradığını düşünen Cemaat geri çekildi ve taraflar iki taraf için de yıkım olacak bir açık çatışmaya girmedi. Kabul etmek lazım: Devrimde Cemaat’in rolü AK Parti’nin veya Başbakan’ın siyaseten oynadığı rolden daha az değil. Yani Cemaat devrimin meşru ortaklarından biridir. Fakat Cemaat de şahsi olmayan bir hizmet misyonu ile hareket ettiğinden (ve bu zan demokrasiler için tehlikedir) menfaat oyununda taraflardan biri olduğu gerçeğini bir türlü kabullenemedi ve kendi sınırlarını bilemedi. Bu neredeyse siyasi pragmatizmin dengeci mantığına riayet etmeyen ilkesel mantık Ergenekon davası gibi örneklerde siyasi maliyet üretir hâle gelince, toplumsal dengeleri gözetmek isteyen parti tarafından müdahaleye uğradı. Cemaat İslam’a hizmet için yaptığını sandığı ama aynı zamanda Cemaat’in iktidarı anlamına da gelen bu nüfuz ve hükmetme imkânının kendisinden alınması teşebbüsüne çok alındı. Fakat kısa bir kavgadan sonra geri çekildi ve kader kredisi biriktirmeye başladı. Mağduriyete rıza gösterdiği için kaderden artı puan alan Cemaat ile zafer psikolojisi ile hakimiyetini tahkim ettiği için gaflet riski biriktiren Parti bugün üçüncü bir tarafta yaşanan patlama ile muhatap oldular: Gezi Parkı.
Cemaat’in kısmi dizginlerinden boşalan AK Parti de Milli Görüşçü kökenlerine (tazelenmiş bir mukaddesatçılıkla) geri döndü. Ve önderlik sistemine odaklanmış yeni bir hâkimiyet çadırıinşasına başladı. Bu çadırda nasıl oturulacağından kaç çocuk yapılması gerektiğine kadar lüzumlu ve lüzumsuz her detay devlet baba tarafından vatandaşa amirane söylenir oldu. Söz hakkı sadece övgü ve takdire verildi. Milli iradeden onaylı çadır, içindekileri harici tehlikelerden koruyacaktı. Peki ya koruduğu düşünülen çadır aynı zamanda nefes alma zorluğu husule getiriyorsa? Bu soruyu sormak imkânsız hâle getirildiği için ortalık gaz ve dumana boğuldu. Çadırda açılan deliği parktaki çadırları yakarak kapatmaya çalışan hükümetin ısrar ettiği gibi delik evi yıkmak için mi açıldı, yoksanefes alabilmek için mi? Bunca komplo dumanı ve tarafgirlik gazının ortasında ikinci ihtimalin nefes alma imkânı kalmadı.
Not: Egolarımızın elinde sürüklenmeye karşı bir durma eylemi olan Ramazan orucu, sevilip, hayatta tutulduğumuza dair ilahi ilginin yeniden bilinçlerimize yerleştiği bir uyanış mevsimi olsun. İslam’ın zamana dizilmiş incisi, hoşgeldin!
Twitter: @mucahitbilici
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.01.2026
20.01.2026
23.12.2025
7.12.2025
13.11.2025
12.11.2025
31.10.2025
20.10.2025
6.10.2025
28.09.2025