Yıldıray OĞUR
İstanbul’da sanayi tesislerinin bulunduğu Hadımköy’de bir akşam.
Her yer kapanmış, herkes hafta sonu tatiline girmiş.
Ama bir tesisin ışıkları hala yanıyor.
İronik biçimde Rus Yandex’in gösterdiği adrese varınca pek çok kapısı olan büyük bir komplekse geldiğinizi anlıyorsunuz.
Yanlış kapılardan kibar güvenlik görevlileri tarafından çevrilerek ana girişe yönlendiriliyorsunuz.
Ve karşınızda Putin’i Ukrayna’da batağa saplayan, Azerbaycan’ın 30 yıl sonra Karabağ düşlerini gerçekleştiren, Etiyopya’yı bölünmekten kurtaran, Libya’da iktidarı belirleyen, PKK’nın karşısında çaresiz kaldığı, hakkında New Yorker’da “Savaşın doğasını değiştiren Türk drone’u” başlıklı haberler yayınlanan, “Tarihin Sonu”nu ilan etmiş Fukuyama’nın gün aşırı övdüğü, bir nevi zamane Targaryen ejderhası Bayraktar TB2 SİHA’larının evi Baykar duruyor.
Herhalde tarihte küçük çocukların satın alınması için kiraz satıp yardım topladığı, uğruna şarkı yapılmış başka bir savaş makinesi olmamıştır.
Henüz hakkında güncel tartışmalar yokken, 2022 Kasım’ında bir Cuma akşamı beklemediğim bir davetle, Hadımköy’deki Baykar kompleksinde yeni yapılan Özdemir Bayraktar Milli Teknoloji Merkezi’ne girerken, bir yandan da telefondan dört yıl önce Hakkari’de Bayraktar SİHAlarının kullanıldığı bir askeri operasyonda PKK’lılarla birlikte sivillerin de hedef alındığı iddiasıyla ilgili yazdığım yazıyı açtım.
Muhtemelen bir noktada konu bu yazıya gelebilirdi.
Her ne kadar yazıda “Tartışmayı bir insan hakları ihlali tartışmasından çıkarıp, Cumhurbaşkanı’nın damadının şirketinin ürettiği yerli SİHA üzerinden yürütmenin kimseye bir faydası olmadığı gibi, büyük bir haksızlık. Varsa bir hata varsa bunun suçu cihazlara ya da bunu üretmeyi başaran yerli bir firmaya çıkarılamaz” gibi şerhler düşülmüş olsa da yayınladığı günlerde bu yazıdan hem Baykar’ın hem de Cumhurbaşkanlığı’nın rahatsızlığından haberdar olmuştum.
Ama 9 saat süren o ziyarette konu o yazıya bir türlü gelemedi.
Çünkü karşımda bütün dünyada ürettikleri savaş makinaları konuşulan, bir yılda 1.4 milyar dolarlık ciro yapmış bir şirketin varlıklı sahipleri ve Cumhurbaşkanı’nın damadı değil, siyasetle zannedildiği kadar ilgilenmeyen, neredeyse bir aile meselesine dönmüş projelerini yapmaya odaklanmış, geçen sene vefat etmiş her köşede izleri, sözleri bulunan babalarına layık olmaya çalışan iki mühendis kardeş vardı.
Her ne kadar ziyaret bir röportaj değil, offt he record bir tanışma yemeği olsa da merak ettiklerimi sordum.
Zor sorulara karşı açık cevaplarla tahminin ötesinde uzayan sohbet yüzünden daha önce söz verdiğim bir online panele de oradan bağlandım.
Çoğu sol, Kürt, liberal muhaliflerden oluşan katılımcılar o toplantıya Baykar’dan bağlandığımı duysalar herhalde küçük bir şok geçirirlerdi.
Gece yarısından sonra tam kalkacakken “Kızılelma’nın motor testine kalır mısın” teklifi geldi.
Savaş makinelerine çok meraklı olmasam da bir gazeteci olarak “tabii ki” dedim.
Baykar’ın hemen yanı başına dizilmiş toplu konutlarda oturanları rahatsız etmemek gibi kaygılarla çıkılan ses desibelinde iki saat uçağın motoru çalıştırıldı ve yakıt performansı test edildi. Bizzat Selçuk Bayraktar tarafından.
Galiba Baykar ile ilgili tartışmalarda kaçırılan ilk nokta burası: Bayraktar SİHA ve İHA’larının baş mühendisi ve mucidi Selçuk Bayraktar.
Kızılelma’ya kadar bütün uçakların gövde tasarımları ise 2021’de vefat eden makine mühendisi baba Özdemir Bayraktar’a aitmiş.
Yani devletin bütün kaynaklarını aktarsanız da ortaya çıkmayacak bir bir yetenek ve bilginin sonucu bu aletler.
Tabii ki yıllarca süren ve biz 8-6 mesai ile çalışmaya alışkın insanların anlaması zor bir emeğin de sonucu…
O Cuma gecesi sabaha karşı 03.00’lerde bile Baykar’da hala onlarca mühendis çalışıyordu.
Tabii ki Bayraktarlar da.
Ama bu Baykar’da yıllardır bitmeyen mesai gecelerinden sadece biriymiş.
İnsansız hava aracı işine girdikleri 2003’den sonra baba Özdemir Bayraktar, anne Canan Bayraktar ve oğulları Haluk, Selçuk ve Ahmet uzun yıllar boyunca o zaman İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nde olan Baykar’ın atölyesindeki penceresiz odada yaşamış.
Üstelik üç kardeşin de çocukluğunun geçtiği Sarıyer’deki yalılarını terk ederek…

Bayraktar ailesinin 80’lerde Sarıyer’de aldığı yalı (Ortadaki açık sarı)
Haluk Bayraktar’ın 2010 yılında evlenince, Selçuk Bayraktar’ın ise 2016 yılında evlenince ancak ev hayatına geçtiğine inanmak kolay değil.
Fotoğrafları görene kadar…

Bayraktarların ailece yaşadıkları İkitelli’deki atölye

Malazgirt İHA testleri- Topkapı Emintaş Sanayi Sitesi- 2006
Peki nasıl olur da Sarıyer’de Boğaz’ın kenarında bir yalıda oturan orta üst sınıf bir aile, sonu ne olacağı belirsiz bir fikrin peşinden İkitelli’de bir atölyede yaşamaya başlar?
Hikâyenin en başında 40’lı yıllarda İTÜ’de okuyan parlak bir ve heyecanlı bir muhafazakar mühendis kuşağı var.
Erbakan, Özal, Demirel’in aynı yıllarda okuduğu İTÜ’de Makine Mühendisliği bölümünü birincilikle ve rekor bir not ortalamasıyla bitiren Erbakan’ın yakın arkadaşlarından biri İsmail Hakkı Öz’dür. (Dr. Mehmet Öz’ün amcası)
Erbakan ve Öz, 1962 yılında Sanayi Kongresi Tertip Komitesinde birlikte çalışmış, gümüş motor gibi projelerde birlikte yer almışlardı.
İTÜ Makine Mühendisliği’nde Motorlar Kürsüsü’nde profesör olan Öz’ün 1972 yılında bir asistanı olur: Özdemir Bayraktar.
Aslen Sürmeneli olan ama yüzyılın başında Sarıyer’in Garipçe köyüne yerleşmiş Trabzonlu bir balıkçı reisin oğlu olan Bayraktar, Kabataş Erkek Lisesi’nin ardından girdiği İTÜ Makine Mühendisliği bölümünde hem asistanlık hem de içten yanmalı motorlar konusunda yüksek lisans yapar.
Sonra özel sektörde çalışmaya başlar.
İlk işi 1978 yılında yine İTÜ çevresinden tanıdığı Turgut Özal’ın yönetim kurulu başkanlığında Japon bir şirketin Burdur’da kurduğu traktör fabrikası Bur-Trak olur. Burada genel müdür yardımcılığı yapar.
Sonra Sapanca’da ilk motor sekmanları ve silindir gömlekleri üreten Sekman’ın kuruluşunda yer alır.
Sonra Uzel Makine’de…
Aranan, parlak bir mühendistir.
Türkiye Sınai Kalkınma Bankası'nda bilgisayar programcısı olarak çalışan Kastamonulu Canan Bayraktar ile evlenir.
Haluk, Selçuk ve Ahmet dünyaya gelir.
Makine Mühendisi baba, bilgisayar programcısı annenin olduğu evde çocukların oyuncağı da elektronik ev aletleri olur:
“Çocuklarım, daha ilkokuldayken kesme şeker kutusundan dört transistörlü radyo ve alıcı-verici elektronik cihazlar yapabiliyorlardı. Bizim evde sökülmemiş, dağıtılmamış elektronik alet olmazdı.”
1986’da kendi şirketini kurar: Baykar Makina A.Ş.
Türkiye’de otomotiv sektörünün gelişmeye başladığı yıllardır. Ama en basit parçalar bile ithal edilmektedir. Direksiyon kutusu, hidrolik pompa, fren silindiri gibi parçalar tasarlayıp üretmeye başlar.
Ama arabalara parça üretirken gözü göklerdedir.
80’lerdeki klasik Milli Görüşçü profiline pek benzemeyen biridir Özdemir Bayraktar. Amatör pilot brövesi vardır, küçük uçaklarla çocuklarını gezilere çıkarır.
New Yorker’a verdiği röportajda “çocukken Türkiye semalarında babasıyla kuş gibi uçtuğunu” anlatmış Selçuk Bayraktar, ilk maket uçağını da lise çağlarında yapmış:
"Model uçağımı yatağımın altına saklıyordum ve gizlice üzerinde çalışıyordum. Halbuki sınavlarıma çalışıyor olmalıydım."
Yani bu hikayede hiçbir şey tesadüf değil.
Ailenin uçaklara duyduğu bu amatör merakın insansız hava uçaklarına dönmesi de tesadüf olmaz.
Robert Koleji’nin ardından daha İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği’nde okurken 2001 yılında Pennsylvania Üniversitesi’ne (UPenn) bağlı Grasp Laboratuvarı’nda insansız hava araçları üzerine çalışan Profesör Georges Pappas’a bir email atar:
“Selçuk bana 2001’de bir mail gönderdi. Uzaktan kumandalı uçaklarla ilgilendiğini ve benimle birlikte araştırma yapmak istediğini söyledi. Selçuk kendinden beklenir biçimde şöyle dedi: ‘Dünyada IHA formasyon uçuşu yaptıran ilk kişi be olmak istiyorum’. Selçuk’a söyleyebileceğiz en yanlış şey ‘Bu imkansız’dır. Gece gündüz çalışıp sizi haksız çıkarmaya uğraşır.”
Gerçekten de öyle olur.
Laboratuvarda staj yaparken üniversiteden burs teklifi alır ve masterını UPenn Elektirik Mühendisliği Bölümü’nde yapar ve master tezi için Georgia’daki Fort Benning askeri üssünde çoklu İHA’lara dünyada ilk kez formasyon uçuşu yaptırır. (Formasyon uçuşu: Çoklu İHA’ları birinin liderliğinde uçurmak.)
Bu çalışmalarıyla MIT’ten (Massachusetts Institute of Technology) burslu master-doktora teklifi alır.
Burada da insansız helikopterleri dikey zeminlere indirme çalışmaları yürütüp ikinci masterını tamamlar, sonra doktora çalışmalarına 2007’de Türkiye’ye dönene kadar Georgia Institute of Technology’de (Georgia Tech) devam eder.
Google Schoolar’da Selçuk Bayraktar’ın bu alanda hocalarıyla birlikte yaptığı yayınları görülebiliyor.
Yani karşımızda insansız hava araçları üzerine alınabilecek en üst düzey eğitimi almış, yeni bir teknoloji olan bu alanda daha önce yapılmamışları yapmış biri var.
Ve bunları da Türkiye devletinin parasıyla değil, ABD devletinin burslarıyla yapmış.
KOBİ ölçeğindeki bir aile firması olan Baykar’ın 2003’deki ilk İHA denemeleri de Selçuk Bayraktar’ın bu eğitiminin bir sonucu. Yine uçak gövdeleri yine sıradışı bir mühendis olan baba Özdemir Bayraktar’a ait.

Baykar’ın IHA çalışmalarına başladığı Topkapı’daki atölye- 2004

Baykar’ın 90’larda otomotiv yan sanayi işlerini yürüttüğü atölyede Haluk ve Selçuk Bayraktar

Ama bu tutuklu, “genius” ve biraz da tuhaf ailenin çabasına devlet uzun yıllar yardımcı olmayı bırakın, köstek olmuş.
1 Eylül 2003’de başarıyla uçurulan bu ilk otopilot bir model olarak ulusal kongre ve konferanslarda tanıtılmış, Bayraktarlar TAI, Aselsan, Roketsan, SAGE gibi kurumlar ziyaret etmişler ama işbirliği ve karşılıksız kullanıma açma önerileri hep yanıtsız kalmış.
Haluk Bayraktar, bu işe başladıklarında gördükleri muameleyi şöyle anlatıyor:
“O dönemki MSB ARGE Dairesi’ne de sadece manevi desteklerini almak için çok kez uğrayıp çalışmalarımızın durumu hakkında bilgi verirdik ve onlara “Ülkenin bu teknolojiye ihtiyacı var. İsteseniz de istemeseniz de biz bu çalışmaları yürüteceğiz.” derdik. Orada görev yapan bir Tümgeneralimiz bizim heyecanımızı paylaşır, uçuş videolarımızı izler, kendi tecrübeleri doğrultusunda tavsiyelerini sunardı. Bir gün MSB’de hiç unutmuyorum savunma sanayi firmalarının çoğunun temsilcisi ve de ODTÜ Havacılık Bölüm Başkanı’nın olduğu bir ortamda beş adet bilgisayarı masanın üstüne kurup donanım çevrimli simülatör sistemi çalıştırırken bir yanda da sunumla sistemin detaylarını anlatırken bir anda o dönem DPT’den 3 milyon USD destekle insansız hava aracı yapmaya çalışan ODTÜ Havacılık Bölüm Başkanı’nın ortaya atılıp “sistemi milli olarak geliştirdiğinizi ifade ediyorsunuz ama GPS alıcısını siz mi yaptınız” sorusu ile provoke etmeye çalışması karşısında ben de “GPS alıcısını yapmak mesele değil, asıl uydusunu yapmak lazım ki buna şu an Avrupa’nın gücü dahi yetmiyor, finansal yükü büyük bir proje…” diye açıklama yapmaya çalışırken oturumu yöneten paşamızın müdahale ederek, “burada tabi ki koca bir üniversite ile bir aile firmasını karşılaştırmıyoruz ama yapılanlar da ortada!” diyerek toparlamaya çalışmasını hiç unutamıyorum.”
Halbuki bütün bunlar olurken artık iktidarda AK Parti vardır.
Baba Özdemir Bayraktar, her ne kadar AK Parti’ye geçmeyip Erbakan ile birlikte kalan gömleğini çıkarmamış Milli Görüşçülerden olsa da 90’larda Refah Partisi’nde birlikte çalıştığı Başbakan Erdoğan’a bir telefon mesafededir.
Ama bu hukuku kullanmaz.
Baykar’ın insansız hava araçları sektörüne girmesinde ise AK Parti iktidarının dolaylı bir katkısı olur.
2004 Mayıs ayında Başbakan Erdoğan başkanlığında toplanan Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün de katıldığı Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısında kritik bir karar alınır ve toplam değeri 11 milyar doları bulan yurtdışından hazır tank, helikopter ve insansız hava aracı alım projeleri iptal edilir.
Yazarlar
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları

















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025