Ahmet ALTAN
Hrant, daha öldürülmeden gördü ölümün yüzünü. Yargılandığı mahkemede, devletin içindeki bazı karanlık adamlar aniden ortaya çıkıp gözlerini ona diktiklerinde, kendisine bakanın ölümün gözleri olduğunu anlamıştı. “Ruh halimin güvercin tedirginliği” yazısını, ölümü gördüğünü anlatmak için yazmıştı. Son bir çığlık olan o yazı, sağır bir boşlukta sesine cevap verecek bir ses bulamadan kayboldu.
Neredeyse devletin bütün katmanlarının haberdar olduğunu, daha sonra çıkan haberlerden öğrendiğimiz o cinayetin Hrant’ı hedef almasının nedenleri vardı.
Birileri, gizli odalarda onun “suçlu” olduğuna karar vermişti.
Hrant’ın ilk büyük “suçu” bir Ermeni’nin bir insan olduğunu, bir Türk ne kadar makbulse bir Ermeni’nin de o kadar makbul olduğunu bu ülkeye anlatmasıydı. Büyükelçilerin bile kaç yüz bin Ermeni’nin öldürüldüğünü tartıştığı bir ülkede, bir Ermeni’nin bir insan olduğunu, bir Türk ne kadar makbulse o kadar makbul olduğunu, bu kadar basit bir gerçeği gösterdiğinizde, kolaylıkla telaffuz edilip aynı kolaylıkla unutulan o sayılar daha gerçek bir anlam kazanıyordu. Annesi, babası, çocuğu, sevgilisi, aşkı, acısı, sevinci, şarkısı olan yüz binlerce insanın öldüğü algılanıyor; bir Ermeni için titremeyen vicdanlar bir insan için titreyebiliyordu.
Bir köprü kurmaya çağırmak
Hrant bununla yetinmiyordu. Tarihin kanlı uçurumları üstünde duygulardan oluşan bir köprü kurmaya, insanları duygularıyla birbirlerini görüp, birbirlerini anlamaya çağırıyordu. Yetimhanede nasıl büyüdüğünü, Rakel’e nasıl âşık olduğunu, çektiklerini anlattığında sizin duygularınıza ulaşıyordu. Bir Ermeni’nin yaşadıklarını anlıyor, onun için üzülüyor, onu seviyordunuz. Düşmanlık bitiyordu, dost oluyordunuz. Önyargıların soğuk dünyası, duyguların sıcaklığından etkilenip biçim değiştiriyordu. Ermenilerin neler yaşamış olduklarını düşünüyordunuz.
Ve Hrant, en büyük “suçunu” işleyip bu ülkeyi sevdiğini söylüyordu. Onun bu ülkeyi, bu insanları gerçekten sevdiğini yüreğinizle kavrıyordunuz. Ama bir Ermeni’nin bu ülkeyi sevmeye hakkı yoktu. Bir Ermeni’nin bu ülkeyi sevmesi, eski Türk filmlerinde yoksul bir işçinin patronun kızını sevmesi gibiydi, bu aşk haddini aşan bir küstahlıktı patron için. O zamanlar “patron” askerî vesayetçilerdi.
Utanç kaynağı ve övünç kaynağı
Hrant’ın öldürülmesi nasıl bu devlet için büyük bir utanç kaynağı ise cenazesi de bu millet için büyük bir övünç kaynağı oldu. Türkiye’nin her yanından, her fikirden, her inançtan insan geldi Hrant’la vedalaşmaya. Ölümden koruyamadıkları kardeşlerini ölüme acıyla yolcu ettiler.
O günlerde dindar muhafazakârlar siyasi iktidara sahiplerdi ama gerçek iktidar değillerdi. Siyasi iktidara sahip muhafazakâr dindarlar da yıllarca bu ülkeyi sevme hakkından mahrum bırakılmışlar, aşağılanmışlar, horlanmışlardı. Hrant’ın ne çektiğini anlıyorlardı. Onun cenazesine bir kardeşin cenazesi gibi sahip çıktılar, evine başsağlığına gittiler.
İktidarın zehrinden içtiler
Eğer Hrant, o muhafazakârların gerçekten iktidar olduğu bugün öldürülseydi, o gün gözyaşlarıyla cenazeye katılanlar, bugün “güvenlik nedenleriyle” öyle bir cenazenin yapılmasına izin vermezlerdi. Çünkü onlar da askerî vesayetçiler gibiler iktidarın zehrinden içtiler, çünkü onlar artık kendilerinden başkasının bu ülkeyi sevmesine izin vermiyorlar, çünkü onlar artık devletin efendisi oldular, çünkü onlar yıllarca ezilen omuzlarına şimdi devletin apoletlerini taktılar, çünkü onlar bir zamanlar dua etmek için gökyüzüne açtıkları ellerinde şimdi birer kırbaç taşıyorlar, çünkü onlar artık bizden değiller.
Artık onlar Hrant’ı bir kardeş gibi görmüyorlar, onlar askerî vesayetçilerle kardeş oldular. O yüzden bir zamanlar bulmak için yemin ettikleri Hrant’ın gerçek katillerini bir türlü bulamıyorlar. İktidar zehrinden içenler, geçmişi, kendi çektiklerini, dostluğu, adaleti, kardeşliği, Hrant’ı unutmuş olabilirler. Ama Türkiye unutmadı.
Onlar yetimhanede büyüyen, Rakel’i seven çocuğu, o çocuğun bu ülkeye düşkünlüğünü, o dostça dürüst sesi, kanlı uçurumlar sütünden bir köprü kurmaya çalışmasını vicdanlarından çıkarıp atmadılar. Hrant onlara bir Ermeni’nin bir çocuk olduğunu, bir insan olduğunu, bir âşık olduğunu, türkü söylediğini, ağladığını gösterdi. Öldürüldüğü için değil, bütün bunları anlattığı için unutulmadı Hrant. Bir Ermeni insandır, bir Türk ne kadar makbulse bir Ermeni de o kadar makbuldür. Hrant bu ülkeye bunu hatırlattığı ve bunu hatırlatarak insan olmanın hazzını tattırdığı için unutulmadı.
Korumayı beceremediğimiz bir dostun ölümü içimizi çaresizce sızlatıyor, pişmanlık dolu bir kederle anıyoruz onu.
Bir Tanrı olmasını diliyorum bazen. Hrant’a yaşarken gösteremediğimiz şefkati, bizim yerimize ona “Gel ahparik,” diye sarılıp gösterebilsin diye.
Silivri Cezaevi
Yazarlar
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.05.2020
21.01.2020
6.02.2019
28.11.2019
23.11.2019
11.11.2019
21.03.2020
25.09.2018
19.09.2018
26.08.2018