Atilla YAYLA
Demokrasi yarışmacı siyaset demektir. Siyaset her sistemde vardır, ama açık, alenî, genel, soyut, kimi nasıl etkileyeceği önceden bilinmeyen kurallara bağlı yarışmacı siyaset sadece demokraside mevcut. Yarışma partiler arasında cereyan eder. Yarışmacılar teorik olarak eşit şartlar altında yarışa katılır. Her yarışta olduğu gibi en iyi dereceyi yapan kazanır. Seçimlerde dereceler alınan oyların mutlak miktarına ve oranına bağlıdır. Yani bir taraftan her partinin aldığı oy sayısı diğer taraftan bu oyların rakiplerin aldığı oylara oranı her partinin yarıştan hangi sonuçla çıktığını belirler.
Demokratik seçimler bir seçim sistemini gerektirir. Seçim sistemi özü itibarıyla alınan oyların temsilciliklere tahvilini gerçekleştirmede kullanılan matematiksel bir formüldür. İki ana seçim sistemi vardır: Çoğunluk sistemi ve nispî temsil sistemi. Ancak, bu iki ana sistemin karışımıyla ve onlara eklenen ilâve araçlarla çok sayıda seçim sistemi geliştirilebilir. Seçim sistemleri ilgili ülkenin tarihine, tecrübesine, ihtiyaçlarına, siyasal kültürüne ve siyasette ağırlıklı güçlerin tercihine bağlı olarak şekillenir.
Siyaset bilimciler ve anayasacılar seçim sisteminde iki temel özellik arar. Temsilde adâlet ve yönetimde istikrar. Bunların ikisi de önemlidir, dikkatle gözetilmeleri icap eder, ama biri diğerine dışlayıcı şekilde tercih edilemez. Bir başka deyişle, bunlar birbirlerinin yerini alamaz. Her ikisinin de “iyi” bir seçim sisteminde yer alması istenir. Sistemdeki ağırlık oranları da yine yukarda sayılan faktörlere bağlı olarak ortaya çıkar.
Temsilde adâlet, ülkedeki belli başlı siyasî akımların parlamentoda temsil edilebilmesi anlamına gelir. Demokrasilerdeki en önemli –hadi söyleyeyim, yargıdan da önemli- kurum parlamentodur. İdeal bir parlamentonun toplumdaki tüm grupları ve çizgileri içinde olabildiğince yansıtması beklenir. Bunun anlamı şudur: Her kesim, her görüş parlamentoda temsilci bulundurabilmelidir. Bu sayede bu temsilciler kendilerinin ve temsil ettiklerinin görüşlerini, düşüncelerini, menfaat arayışlarını, taleplerini dile getirebilir. Bunun sayısız yararları vardır. Ama, yararları bir tarafa, her belirgin görüşün mecliste yansıması bir ilke meselesi olarak da bu savunulmalıdır. Ne var ki, mükemmel bir temsil -söz gelimi, her yüzde birin parlamentoda yüzde bir olarak temsili- seçim sistemlerinin diğer ilkesi olan yönetimde istikrara zarar verebilir.
Demokraside seçimler birer şenliktir ama şenlik olmaları için yapılmazlar. Sonuç üretmeleri gerekir. Parlamenter sistemden bahsediyorsak, bunun manası, seçimlerin içinden hükümet çıkarma potansiyeline sahip parlamentolar oluşturmasıdır. Hükümetler tek parti hükümetleri veya birden fazla partiden müteşekkil koalisyon hükümetleri olabilir. Aşırı parçalı bir parlamentoda hükümet kurmak zorlaşır, bazen imkânsız hâle gelir. Aşırı sayıda parti arasında iktidar paylaşımı da hükümet etmenin gerektirdiği kararların alınması ve adımların atılması da zordur. Ayrıca, toplum koalisyon hükümetlerinden başka zararlar görebilir. Örneğin, sorumluluğun kimde olduğunu, kimin neyin sorumluğunu taşıdığını teşhis edemez. Koalisyon ortağı partiler de anonimliğin arkasına sığınıp sorumluluktan ve seçim zamanı hesap vermekten kaçınmaya çalışabilir. Diğer taraftan, parlamentoda aşırı güçlü tek parti hükümetlerin uzun süre birbirini izlemesi de bazı sakıncalar yaratabilir. Bu yüzden, seçim sistemini belirlerken birçok noktaya dikkat etmek şarttır.
Kuşku yok ki, hangi seçim sisteminin benimseneceği tamamen siyasî bir konudur. Parlamento bu konudaki tek yetkilidir. Bazen yargısal aktivizmin pençesine düşmüş anayasa yargısı siyasetten rol çalıp doğrudan veya dolaylı olarak seçim sisteminin belirleyicisi olmaya kalkabilir. Bu elbette yanıştır. Cari seçim sisteminin meziyetleri ve kusurları bu tartışmada dikkate alınması gereken doneler değildir, ayrı bir tartışma konusudur. Yargı zaten anayasanın ve parlamentonun çıkardığı kanunların çizdiği çerçevede hareket etmek zorundadır. Bunun dışına çıkması büyük zararlar yaratır. AYM Başkanı Haşim Kılıç’ın mahkemede görülmekte olan ve seçim sistemiyle doğrudan da değil dolaylı olarak ilgili bir konu hakkında sarf ettiği sonradan düzeltilen sözleri en azından Kılıç’ta bu doğrultuda bir eğilim olduğu izlenimini verdi. Kılıç’ın son aylarda konuşmalarıyla ve beyanatlarıyla takip ettiği çizgi de bunun bir hayal olmadığını düşünmeye itmekte bizi. Ancak, AYM’nin parlamentonun yetkilerini kullanıp seçim sisteminde kökten değişiklik yapacak kararlara imza atması demokrasiye önemli bir darbe indirecektir. AYM parlamentoyu aşmış ve adeta hüküm koymuş olacaktır. Böyle bir karar AYM’nin itibarına da darbe indirecektir. Umuyorum ki AYM böyle bir hataya düşmez. Ve umuyorum ki Hükümet ve Meclis demokrasimizi örseleyen ve bana göre artık sürdürülemez hâle gelen %10’luk eçim barajını makul bir seviyeye -meselâ %5’e- çekmek için harekete geçer.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Emekli Amirallerin Bildirisi Neden Yanlış?
16.04.2021 - 23 Nisan 100’üncü Yılında Niçin ve Nasıl Kutlu Olsun?
24.04.2020 - Hükümetin Ekonomi Politikasındaki Temel Hata
12.02.2020 - Unutulan ve Unutturulan Mümtaz’er Türköne
13.11.2019 - Su Fiyatları Niye Artırılmalı?
28.07.2019 - Neler Haktır Neler Hak Değildir?
28.05.2019 - Demokratik totaliterizmin kısmî bir örneği: Amerikan totaliterizmi
22.05.2019 - Seçimi sınırları içinde tutmak
14.05.2019 - Seçim sistemimizi ıslah etmeliyiz!
12.05.2019 - AK Parti’nin Yersiz Telaşı
18.04.2019
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































ömer
Solcu,kemalist olmuş.Kemalist, sol ulusalcı olmuş.Onları begenmeyen solcular da devrimci sosyalist olmuş.Başka ne olacaktı."Benim oglum bina okur,döner döner yine okur"zülfikar bey!