Ayşe Böhürler
Toplumsal değişimin keskin olduğu her dönem bir önceki döneme göre bozulma kabul edilir. Teknolojik değişimlerin yıldırım hızıyla hayatımıza girdiği bu çağda ise “bozulma” algısı ise her kesimde çok daha tedirgin edici bir şekilde hissediliyor. Bir iletişim biçiminin ortaya koyduğu değişimi algılayamadan bir diğeri olumlu veya olumsuz etikleriyle birlikte hayatımıza giriyor ve çocuklarımızın eğitiminden, karı-koca ilişkilerine, yüzeysellikten derinliğe hayatımızdaki birçok sorunun sebebi ille de bu iletişim araçlarına bağlanıyor…
Bu girişin sebebi memleketin meseleleriyle dertlenen bir grup üst düzey yönetici hanımlarla yaptığımız bir sohbet oldu. Bir çok dertlendiğimiz konu vardı. Onlarca sorun başlığında konu eğitime, medyaya, medyada yer alan olumsuz örneklere gelip dayanıyor, çözüm olarak da medya yöneticileriyle konuşmak, yapımcılarla konuşmak ya da sponsorlarla konuşmak öneriler arasında yer alıyordu. Belki de sektörün içinden birisi olarak ise benim konuya bakışım çok farklı. Neden olduğunu şöyle izah edeyim.
Bizim şikayet ettiğimiz şeyler aslında medyada yer alan içerikler. Oysa bu içeriklerin karar vericisi tek başına medya yöneticileri değil. Medya içerikleri belirlenirken bizim beğenimiz ya da tepkimiz birinci kriter olarak değerlendirmeye alınıyor. Kitle iletişim araçları söz konusu olduğunda tercihlerde bizim payımız büyük. Bu nedenle medya ayakta kalmak, kendisini sürdürebilmek için bizim ortalamamızın beğenilerine göre yapımlarını oluşturmak zorunda. Haber gibi belgesel gibi programlar dışında izlenmeyen hiçbir yapımın ekranda kalma şansı yok. Durum böyle olunca medya içeriklerinden yakınmak yerine toplumun kendisine bakmak gerekiyor. Bu karşılıklı etkileşim döngüsü içinde hareketle kitle iletişinin araçlarını yapısı gereği toplumdan kopuk bir şey ortaya koyamaz. Koyarsa yaşayamaz. Çünkü; piyasa ekonomisi şartları, arz-talep dengesi, toplumun değişen ihtiyaçları; kısaca toplumun bizzat kendisi, üretilen tüm medya içeriklerinin hem izleyicisi hem de oluşturucusudur.
İkinci itiraz noktam ise ekranda bir medya kanalı vasıtasıyla izlediğimiz her şey bir kurmacadır. Yani biz onu izlerken gerçek olmadığını, bir yönetmenin oluşturduğu bir dünya olduğunu, karakterlerin oyuncu olduğunu, hikayenin bir senarist tarafından yazıldığını biliriz. İzlediğimiz her film ya da dizi gerçek hayattan örnek alınsa da gerçek değildir. Elbette gerçekte de böyle şeyler olabilir diye düşünürüz, etkileniriz, duygulanırız, düşünürüz…. Ama ne izlersek izleyelim bittiğinde biz de kendi hayatımıza döneriz. Olumlu –olumsuz bir şeyler öğreniriz ama etkisi kısa sürer. Çükü bu etki gerçeğin değil kurmacanın etkisidir. Televizyonlar için üretilen “reality show” formatları toplumsal etkiyi artırma amacıyla üretilmiş formatlardır. İzleyiciye hayatın içinden, gerçek kişilerle ulaşmaya çalışır.
İletişim araçlarının toplumdaki değişime olan etkisine odaklandığımızda, her yeni iletişim araç ve biçimine göre eskisi daha az zararlı çıkıyor.
Şimdi an an takip ettiğimiz kişiler var. Herkes bir medya kaynağı. Üstelik bu sefer profesyonel medya kurumunu disiplini, kontrolü olmadan. Hiçbir kısıtlaması olmayan bir çok mesaj veren kaynağı ile karşı karşıyayız. Hele de gençler. Bunların izleyicileri de yine toplum. Kimini beğeniyor kimini beğenmiyor. Ve bence asıl “bozulma “ dediğimiz şey burada daha yoğun yaşanıyor. Çünkü izlediğimiz hayatlar, instagram, youtube karakterleri bizimle paylaştıklarıyla kendilerine bir dünya çizseler de, -mış- gibi yapsalar da gerçek kişiler. Onlarla çok daha kolay özdeşleşebilir, rol model örnek alabiliriz.
Mc Luhan’ın “iletişim aracı bizzat mesajın kendisidir” sözü de yukarıda söylemeye çalıştıklarımı özetliyor. Mc Luhan diyor ki; “İletişim formu geliştikçe iletilen şey de değişir. Araç izleyeni şekillendirmeye başlar. Mesaj vermek için kullandığımız iletişim aracı mesajımızı etkiler, değiştirir, biçimlendirir. İletişim aracını doğru anlamazsak o araç kullanılarak yayılan mesajı da anlayamayız. İletişim formu nötr değildir. İnsanları etkiler, kapsar, oradan oraya savurur ve değiştirir.”
KARİYER PLANI: ZENGİN KOCA
Bugünlerde sıkça duyduğum ve ne yazık ki söylene söylene normalleştirilen bir kariyer modeli var. Zengin koca, lüks bir hayat, özel uçaklar, zengin kocanın parasıyla ya da çevresiyle yol alınan bir kariyer ve de zengin kocadan yapılan bir çocuk… Elbette bu yolda başarılı olmak için kişisel beceriye de ihtiyaç var. Malum zengin kocaya sahip olmak öyle kolay değil. Bir çoğu zenginleşmeden evvel kendilerine bir hayat kurmuşlar, eş, çocuk ve bir aileleri var. Bu aileden kopartıldıktan ya da koptuktan sonra zengin kariyer koçu olarak hayatlarına girebilir.
Efenim son zamanlarda gençlerin, üzerinde instagramda kendilerini daha çok gösteren, milyonlarca takipçisi olan bu karakterlerden çok etkilendiğini görüyorum. Hem de kurmaca değil gerçek. Yediği içtiği ile masalsı bir hayatı “değerler” sorgulaması yapmadan normalleştiriyor. Niye genç kızlar okuyup, meslek sahibi olsun? Hele de çalışarak emeğiyle bir yerlere gelmeye çalışsın ki! Kolay bir kariyer modeli önlerinde duruyor. Hem de tüm cazibesi ve masalsı şatafatıyla. Her kişisel hikayeyi normalleştirip önümüze bir örnek olarak sunan yeni iletişim biçimleri dururken aile değerlerini korumak duygusuyla dizilerle uğraşmanı anlamı yok. Gerçek elimizin altındaki telefonlarımızda her an bizimle. Kahvaltı ederken de çocuğunu severken de!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
30.05.2020
29.06.2019
13.04.2019
30.03.2019
9.02.2019
26.01.2019
19.01.2019
12.01.2019
5.02.2019
29.12.2018