Bayram ZİLAN
ürkiye’de siyaset uzun süreden beri fiilen “iki partili” olarak devam ediyor. Bir tarafta Ak Parti, diğer tarafta Ak Parti muhalifleri. Ak Parti muhalifleri eski Türkiye’yi temsil ederken, Ak Parti, yeni Türkiye’yi temsil ediyor.
HDP’nin durumu MHP ve CHP’ye göre çok daha karışık. Zira HDP, yeni Türkiye’ye yakın duran İmralı ile eski Türkiye’ye yakın duran Kandil arasında Turşucu Münir Özkul ile Adile Naşit arasında kalan “Şener Şen (ziya) psikolojisi” yaşıyor. Yüzlerini Kandil’e döndüklerinde boncuk boncuk terliyorlar. Çünkü Kandil, hala silahlı/silahsız şiddet yöntemleri ve 90’lar aklıyla siyaset yap(tır)maya çalışıyor. Öte yandan İmralı, değişen Türkiye’yi ve dünyayı okuyarak, yeniye ayak uydurarak siyaset yap(tır)maya çalışıyor. HDP, Kandil’e gittiğinde “halkımızı Kobani’ye destek olmak için sokaklara çağırıyoruz” açıklaması yapıyor. İmralı’ya gittiğinde “6-8 Ekim Olayları provokasyondur” açıklaması yapmak zorunda kalıyor. Her iki söylem de HDP’ye ait. Birisi Yeni Türkiye’ye, diğeri eski Türkiye’ye ait söylemler. HDP, tam anlamıyla kapana sıkışmış durumda.
CHP ise “eski Türkiye’yi korumak ve kollamak hususunda” kendi içinde usul tartışması yaşıyor. Ulusalcı kanat, sağcı isimlerin transferine şiddetle karşı çıkıp daha radikal laiklik ve milliyetçiliği esas alarak eski Türkiye’yi savunma eğilimindeyken, Kılıçdaroğlu ve ekibi, partinin ana gövdesini bozmadan sağdan, soldan, ortaya karışık makyaj ve dolgu malzemesi olacak isimleri transfer ederek, belki de kamuflaj yaparak, eski Türkiye’yi savunmaya çalışıyor. Her iki grubun da uzlaştığı tek nokta eski Türkiye’den yana olmak.
MHP, diğer muhalefet partilerine nazaran belki de en istikrarlı parti konumunda. Yeni Türkiye iddiasını ütopya, Çözüm Süreci’ni ihanet projesi, ekonomik istikrarı çölde bir vaha olarak gören çizgileri hiç değişmedi. Türkiye dünyanın birinci ekonomisi olsa, silahlar bir daha hiç gün yüzüne çıkmayasa, hiç kimsenin burnu bile artık kanamasa, Türkiye, dünyanın en saygın ve demokratik ülkesi olsa bile MHP, yine “bütün dünya Türkün olsun” mottosuyla siyaset yapmaya devam edecek.
Ne var ki seçmenler statik değil. Seçmen davranışları değişiyor, dünya dönüyor. Döndükçe, siyaset kurumundan beklentiler ve talepler de değişiyor. Bu değişime ayak uyduran, kendisini milletin istekleri doğrultusunda değiştirip/dönüştüren ve yenileyen siyasi partiler ayakta kalıyor. Eskide kalanlar, eskiyi savunanlar, 90’lı yılların söylemini kullananlar ve klişeleşenler ayakta kalmakta zorlanıyor.
Siyaset kurumu, tam da bu noktada yeni arayışlara perde aralıyor.
Zira artık, Türkiye’de iktidar olmak, Ak Parti’den daha özgürlükçü ve Ak Parti’den daha demokrat olmakla mümkün. Özgürleşme, sivilleşme, ekonomik ve politik istikrarın bir toplumsal talep olarak konsolide olması, Ak Parti haricindeki bütün partileri demokrat ve özgürlükçü olmaya zorluyor. Bu konsolidasyon aynı zamanda demokrasi ve özgürlük yolculuğunda Ak Parti’nin “sürekli pedal çevirmesini” sağılıyor.
Durum böyleyken, yani iktidara gelmenin asgari koşulları belliyken bunu görmezden gelenler, bu koşullara göre kendisini tanzim etmeyenler yenilgiye her zaman mahkûm olacaktır. Nitekim Ak Parti’nin son 13 yılda girdiği bütün seçimlerden zaferle çıkması da bu iddiamızı ispatlamaktadır.
Bugün itibariyle muhalefet partilerinin iktidara gelebilmeleri için geriye iki seçenek kalmış durumda.
Birincisi, gayr-i meşru ve illegal yöntemlere başvurarak iktidara ge(tiri)leçekler. Sözgelimi, kışlalara gidip (eğer kalmışsa) darbeci apoletlilere, darbe yapmaları için yalvaracaklar. Darbe yapmayanlara “meğer kâğıttan kaplanmış” deyip küsecekler. Veya apoletsiz cübbelilere gidip yargı darbesi yapmaları için yalvaracaklar. Ancak askerler de, yargıçlar da zamanın ruhuna ayak uydurdu. Artık hiç kimse Türkiye’de bir gün öncesine dönmek istemiyor. Dolaysıyla bu seçenek de muhalefet partileri için artık cazip gelmiyor. Özellikle kışla önünde beklemekten bitap düşen CHP için bu seçenek bir umutsuz vaka.
İkinci ise, birleşmek! Aslında bunun denemesini defacto olarak yerel seçimlerde yaptılar. Normal zamanda birbirlerini bir kaşık suda boğacak siyasi partiler ve siyasetçiler, sırf Ak Parti kazanmasın diye birçok ilde “kutsal ittifak” yaptılar, birleşerek “voltran”ı oluşturdular. Geriye bir tek tabelalarını indirmek kaldı.
Günün sonunda Türkiye, doğal olarak iki partili bir sisteme doğru ilerliyor.
Özellikle Çözüm Süreci’nin nihayete kavuşması, silahların gömülmesi, ölümlerin ve kanın durmasıyla MHP ve HDP’nin marjinalleşeceğini, Kemalist resmi ideolojinin kendi varlığını devam ettirmek için ürettiği sanal korkular olan bölünme ve şeriat korkusunun demokratikleşme ile boşa çıkmasıyla CHP’nin marjinalleşeceğini söylemek için Siyaset Bilimci olmaya gerek yok. Olan biteni çıplak gözle görmek mümkün.
Bu durumda MHP, CHP ve HDP’ye söylenecek tek şey var:
Bütün muhalefet partileri birleşin. Sizin kaybetmekten başka kaybedecek neyiniz var?
Twitter: @bayramzilan
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- İslam dünyası işgal altında!
10.05.2024 - İmamoğlu, Özel ve Yavaş arasında neler oluyor?
7.05.2024 - AK Parti’nin en büyük prangası: 50+1 şartı!
3.05.2024 - Amedspor, Kürt sosyolojisi hakkında bize ne söylüyor?
29.04.2024 - 'Özgürlükçü ve yenilikçi anayasa' kimle yapılacak?
26.04.2024 - 23 yıl sonra mülkün sadece temeli adalet olmamalıydı!
18.04.2020 - Corona virüsünü laboratuvarda üreten Çin mi?
25.02.2020 - Bir fotoğraf karesinden ne güneşler batıyor
12.02.2020 - Kürtlerin geleceği
19.01.2020 - AK Parti, Ankara’da neler yapıyor?
15.01.2019
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları

















































edip şahiner
Batıda Erdoğan, doğuda Öcalan(!) Bu toplum neden daha demokrat, daha özgürlükçü, daha zarif ve kibar liderler değil de bu iki ismi öyle rastlantısal da değil kesin ve istikrarlı bir biçimde tercih etmiştir? Ve daha uzunca bir süre de tercih edecek gibi görünüyor. Kimilerine göre "iradi bir kendini büyüleme ve büyülenme hali"... Öyle bile olsa niye bir başka model liderle değil de böylesine otoriter ötesi iki liderle büyülenmeyi tercih etti ediyor...Üstelik bu çağda, bu teknolojik gelişmişlik aşamasında... Batı eğitimi almış, batı filmleri, dizileri, kitapları vb. ideolojik araçlarla şekillenmiş biri için anlaşılmaz tercihler ama gerçek . Yazar çok önemli bir alanda çok esinlendirici bir soru soruyor. Gerçekten niye böyle? Var mı bunun rasyonel bir açıklaması?