Bekir AĞIRDIR
Değişim denen sürecin üç önemli ayağı var: zihniyet, kurumlar ve kurallar. Hiçbir konudaki hiçbir değişim hamlesi ya da arzusu bu üç ayaktan birisini ıskalayarak başarıya ulaşamıyor.
Kurumsal düzeyde ve kurallardaki değişim, zihnî değişim olmadan gündelik hayatta karşılık bulmuyor veya zihnî değişim kurum ve kural değişikliği olmadan başarıya ulaşamıyor. Değişimin bu üç boyutu birbirinin hem ön hem art koşulu bir bakıma.
Kurum ve kural değişikliği siyaset zemininin beceri ve hünerine bağlı ama asıl zihnî değişim yalnızca siyaset, yönetim, eğitim, hukuk ve benzeri katmanların değil tüm toplumun da dâhil olduğu, olması gerektiği bir alan. O nedenle gündelik hayat derken kastettiğim daraltıcı bir tanımdan öte aksine tüm katmanlarıyla somut gerçeklik.
Bir önceki yazımda şöyle demiştim: “Toplumsal sorunlarının çözümündeki en önemli zihnî kelepçe kadın meselesi. Kadın meselesi diye benim tanımladığım şey esas itibariyle kadına gündelik hayatta biçilen rol.”
Bu tanım en azından benim anlamlandırmam ile hem meselenin zihnî boyutunu öne çıkarmak, hem yalnızca devleti ve egemenleri değil tüm sade bireyleriyle toplumu da tüm hayatı da kapsaması bakımından önemliydi. O nedenle tanımı gündelik hayattan bakarak yapmayı siyasetin soyutlamalar kadar gerçekliği öne koyması bakımından anlamlı buluyorum.
Kadın meselesi gündelik veya siyasal, tüm hayata dair bir mesele
Çünkü bu toplum da diğer tüm toplumlar gibi eğitimde, iş hayatında, toplumsal hayatta ve hatta aile hayatında kadınların biyolojik farklılıkları nedeniyle geride kalmasını, giderek silikleşmesini doğal görüyor. Dolayısıyla cinsiyet ayrımcılığına dayalı siyasi sorunlar ve siyasi söylemler de, eğitim ve hukuk sisteminin düzenlemeleri de doğal karşılanıyor. Toplumun bu bakışı toplumsal cinsiyet düzeninin sürdürülmesine ve siyasi egemenlere de meşruiyet sağlıyor.
O nedenle örgütlü mücadele, siyasi zeminde aktörleri etkileme, ders kitaplarının içeriğinden tüm hukuki düzenlemelerdeki ayrımcılığı var eden düzenlemeleri değiştirtme çabaları kadar sade bireylerdeki zihnî sorunla da uğraşmak gerekiyor.
Kadına şiddeti meşru görme
Kadına şiddet meselesinde bu durumu daha net görüyoruz. Toplumda, gündelik hayatta kadına şiddeti meşru kılan güçlü bir zihniyet var. O nedenle de yasal düzenlemelerle falan mesafe alamadığımızı son yıllarda daha net görüyoruz.
Gündelik hayat jargonunda kadına şiddeti de meşrulaştıran “Erkek sever de döver de” diye bir söz var örneğin. KONDA araştırmalarına göre bu yaklaşıma “doğru” diyenler yüzde 21 oranında. “Ne doğru ne yanlış” diyenler yüzde 13 oranında, ki aslında bu gri noktada duranları utangaç ama bu fikirde olanlar olarak da anlayabiliriz. “Erkek sever de döver de” lafına doğrudan “yanlış” cevabı verenler de yüzde 66 oranında. Kısaca açıktan veya utangaç, kadına şiddeti meşru görenler toplumun üçte biri.
Şiddeti doğrudan meşru gören beşte birin kimler, hangi demografik ve sosyolojik kümeler olduğuna baktığımızda ise ilginç bir durum ortaya çıkıyor.
Erkeklerin yüzde 26’sı, kadınların yüzde 15’i bu fikirde.
15-24 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 17’si, 25-34 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 18’i, 35-54 yaş aralığındaki yetişkinlerin yüzde 21’i, 55-64 yaş aralığındaki yetişkinlerin yüzde 26’sı, 65 yaş üstündekilerin yüzde 30’u bu fikirde.
İlkokul eğitimlilerin yüzde 28’i, ortaokul ve lise eğitimlilerin yüzde 17’si, üniversite eğitimlilerin yüzde 8’i bu fikirde.
Ateistlerin yüzde 20’si, inançlıların yüzde 16’sı, dindarların yüzde 22’si, sofuların yüzde 32’si bu fikirde.
Görüldüğü gibi hemen her farklı ölçüte göre yapılacak farklı kümelenmelerin içinde kadına şiddeti mazur ve meşru gören hatırı sayılır büyüklükte bir kesim var.
Bu nedenle yalnızca şiddete karşı hukuki düzenlemelerle bu işi çözemeyiz. Kaldı ki aile içindeki şiddeti kadınların dillendirip dillendiremediği gibi de bir başka sorun var.
KONDA’nın “kadınlarda insan hakları farkındalığı araştırması” bulgularından bir tanesi şuydu:“Eşinizden şiddet görürseniz ne yaparsınız” sorusuna yüzde 25 kadın “bir şey yapmam, hayat böyle” cevabını verirken, yüzde 34’ü “aile büyüklerine, arkadaşlarına yakınmayı” veyüzde 41’i “yasal haklarını kullanmayı” tercih ediyor ya da edebiliyor.
Ayrıca şunu da not etmek gerekiyor. Bu tür zihnî kalıplar hem eğitim ve hukuk üzerinden hem de gelenekler ve gündelik hayat üzerinden her gün yeniden üretiliyor. Bu tür zihnî kalıplar, gündelik hayatın yeni ritmi ve zihniyetleri içinde de yeni bir dil ve biçimleriyle sürdürülüyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTYatırım Var da, Ödenek Nerede? 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBir devletin nasıl yönetildiği hapishanelerinden anlaşılır 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de ateşkes, Türkiye’de çözüm: İki gerilim 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNSaatler yine savaşa kuruldu 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAK Parti’nin millet iradesine yabancılaşması… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünSıra artık İran’a gelmişe benzer… 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayDavos, jeoekonomi ve emperyalizm 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolPencereleri açmak 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciPiyasalar seçime hazırlanıyor 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTrump çıpası ile yeni Gazze’ye doğru... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni bir dünya kuruluyor… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidarın seçim planı 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Dünyada canavarlar zamanı! 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasGaribanın oyu… 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYARojava Devrimi Tüm Dünya ve Kürdistan’ın Devrimidir... 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYalnız kalabalıklar, dijitalleştikçe daralan güven çemberi, kaleye dönüşen aile: Toplum, kopan bağla 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluÇözüm yolunda duygusal kırılmalar… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİİsmet Özel: Bir dava adamının aktif nihilizmi 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞTÜRK USÜLÜ “SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ…” 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALDış politikada yeni motto: Yurtta barış, dünyada barış, Suriye’de savaş… 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞ“Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır”, öyle mi? 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇEREmeklide CHP in, Cumhur İttifakı out 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezKayıt dışı ekonominin büyüklüğü 26.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR“Abdi, Savunma Bakan yardımcılığı için isim verdi. ‘Terörsüz Türkiye’ ismi dahil güncellenebilir” 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanTürkiye’yi savcılar ve yargıçlar mı yönetiyor? Benim kimi seçeceğime mahkeme mi karar verecek? 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAlla curda başladı alla turca bitecek 25.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKSahadaki “kazanımların” ötesini görebilmek 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANKürtlerin elinde kalan “kağıt bir kepçe" mi? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUTürkiye’de değişim meselesi 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARNedir bu Birleşik Arap Emirlikleri? 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİCHP ile AK Parti’nin kültür barışı 24.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“10 bin liraya bir adam”… 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRROJAVA'YA SALDIRIYA HAYIR! 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.01.2026
12.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
22.12.2025
15.12.2025
1.12.2025
24.11.2025
17.11.2025
11.11.2025