Berrin Sönmez
Yalana, sahtekarlığa sığınarak kendilerini gizledikleri takdirde eşcinsellik olgusundan rahatsız olmayacak muhtemelen çoğunluk. Bilakis tarih boyunca görüldüğü üzere biseksüel/lezbiyen davranışlarını, kuytu köşelerde yaşamayı tercih edecek pek çok insan bugün sureta eşcinsel düşmanı geçinerek insan hakları kavramının dini söylemi olan kul hakkına giriyor.
Sahne tozu yutmayı andırıyor hak savunuculuğu. Tiyatrocunun özel yaşamına dair fırtınalar, acı-tatlı gelişmeler oyunu durdurmaz ya. “Show must go on” ruhuyla takip ediliyor gündem. Veya daha yerinde bir ifadeyle değişen gündeme inat, hak ihlallerini teşhir etme işi, savunucunun değişmeyen gündemi. Biraz “takıntılı kişilik” görüntüsüyle biraz kendini tekrar eden yazılarla inadına yaşamak hali sanırım. Bizde malzeme bol oysa değişen gündemde her an yeni ihlaller var. Ancak takıntı bu ya bir konuyu bitirmeden diğerine geçemiyorum. Hatırlanacağı üzere 8 Mart feminist gece yürüyüşüne yönelik saldırılar nedeniyle araya giren Islık ezan ve İslamî feminizme saldırı başlıklı zorunlu yazıdan önce takip ettiğim, sizlerle dertleşircesine yazdığım bir konu vardı. Camilerde kadın düşmanı dua eylemi… Belki biraz lafı fazla uzattığım için belki bir dokun bin ah işit misali çok dertli olduğum için iki yazıda tamamlayamadığım.
Bugün o eylem afişindeki sloganın ikinci kısmıyla aslında sona sakladığım meselenin bam teliyle aynı konuya devam etmek istiyorum. “Eşcinsellik terörü” ifadesi dindarlar arasında sihirli sözcük etkisine sahip çünkü. Açıkça konuşulmayan bazı “cıss” konulardan birisi. Kadın düşmanı olmayanların hatta kadın erkek eşitliğine inananların da dilini ısırırcasına toplumsal cinsiyet rejjmini destekler pozisyon alışına sebep eşcinsellik. Hatta feminizm karşıtlığının gerekçesi olarak sunulan da feministler ile eşcinsel örgütlerin iç içeliği.
Dinbaz tanımının içine yerleştiremediğim pek çok dindar kadın ve erkek var toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı çıkan. Kadın düşmanı aile kutsayıcılarının 8 Mart dua eylemini desteklemediği halde kampanya afişindeki “toplumsal cinsiyet eşitliği ve eşcinsellik terörü” ifadesini açıkça reddetmeyen dindarlardan söz ediyorum. Oysa lafa gelince sık tekrarlanır, insanın tenden ibaret olmadığı. Tendeki canda eşitliği kabule yanaşmaları beklenir. Zira toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı, biyolojik varlığın ötesindeki insani vasıflardan söz ediyor. Afişte yer alan sloganın ikinci kısmı eşcinselliği, terör ve insanlık suçu ilan ediyordu. Toplumsal cinsiyet eşitliğini ve eşcinsellik olgusunu terör ve insanlık suçu ilan eden zihniyet, İslam’ın yaptığı en önemli devrimi, insanların eşitliği anlayışını suç sayarken İslamcıların sessizce destek vermesi affedilir gibi değil. Batıla bulanmış bu din anlayışına prim verenlere yüksek sesle itiraz şart. Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının eşcinselliğin yaygınlaşmasına, meşrulaşmasına hizmet ettiği iddiasıysa ataerkil ve batıl din yorumlarının uydurma iddiası.
Akademinin toplumsal cinsiyet kavramsallaştırmasından önceki binlerce yıllık eşcinsel varlığını yok sayarak yeni icat edilmiş gibi davranmaları, nasıl isimlendirilir bilmiyorum. Bir yanda “bütün dinlerde günah” derken diğer yanda bütün dinlerin andığı bir olgunun modernitenin icadı sayılması akıl alır gibi değil. İnsana ve inanca dair pek çok konuda “hiç kimse sınanmadığının günahkarı değildir” veya “kimse sınanmadığı günahın masumu değildir” retorikleriyle avunulurken diğer yanda aynı kaldırımda yürümeyecek kadar LGBTİ+ düşmanlığı, inandığı gibi yaşamadığını gösteriyor, dindarın. Hadi düşmanlık ağır kaçtıysa yok sayma diyelim ama o da aynı derecede kusurlu hareket. Sınanmadığı günahın masumu olmadığını idrak etme olgunluğuna erişenlerden eşcinseller için de sosyal hayatta eşitlik talep etmesi beklenir. Şimdi burada sıkça tekrar ettiğim günah inancı da LGBTİ+ bireylerin itirazlarıyla karşılanacak kuşkusuz. Fakat bu da benim inancım ve kimse inanmak zorunda olmadığı gibi ben de inancımı değiştirmek zorunda değilim.. Dindarın eşcinsellikle imtihanı pek çok açıdan nazik konu malum görmezden gelmek ve düşmanlık gibi seçilen kelimeler de ayrı ayrı sorunlar yaratıyor.
LGBTİ bir bireyin kolundaki dövmede “eşitlik” yazıyor…
Dindarlarca bu nazik konu hep üstü kapalı geçilerek ret kolaycılığına saplanılır. Üstelik tarihte ve günümüzde biseksüellerin çokluğu bilinirken LGBTİ+ bireyleri yok saymanın altında da sadece sahtekarlık beklentisinin yattığı söylenebilir. Her gerçek, her yerde söylenmez minvali ilkeler geliştirildiğinden Müslüman kitleler, açık yüreklilikle düşüncelerini ifade etmekten kaçınırlar. Allâh’a kulluk bağının, yeryüzünde bireyin özgür iradesini sınırladığına dair kuvvetli inanışlar vardır. Üstelik ümmet kavramını, tüm Müslümanları içine alan sanal bir siyasal birlik algısına, İslamcılığın kızıl elmasına dönüştürdükleri için bireysel özgürleri inkara yönelme anlayışı çok yaygın. Kısacası hangi siyasal eğilimden olursa olsun günümüz dindarlarının büyük kısmı insanın, günah işleme özgürlüğüyle yaratılarak yeryüzüne gönderildiğini kabule yanaşmaz. İlla ki nizam verme görevini kendi üstüne alacak. Allâh’ın kuluna tanıdığı özgürlüğü, kendi din yorumunun tekeline alarak tek tip Müslüman inşa etmekle vazifeli sayar kendisini. Peygamberlerin dahi sadece cennetle müjdeleyici ve azaptan haberdar edici olduğu ayetlerle açıkça bildirilmiştir. Hal böyleyken peygamberimize verilmeyen yetkinin kendi uhdesinde olduğuna inanmak, günümüz dindarlığının sorunlarından. Böylesine ağır inanç sorunu içeriyor mevcut yaklaşım. Kadınlar gibi eşcinselleri de eril şiddetten, ataerki cinayetlerinden koruma görevini devlete yükleyen İstanbul Sözleşmesine ve 6284 sayılı kanununa itiraz eden kitle karşısında bilinçli dindarların çoğunlukla sessiz kalışı en çok bu açıdan üzücü.
Ezcümle kusurları kendilerini gizlemeyişleri, birçoklarına göre. Seçtikleri hayat tarzını kimlik tanımı olarak sunmak yerine tarih boyunca yapıldığı gibi alenen dile getirmeden yaşasalar, çok kişi itiraz etmeyecek. Sorun olarak görülen kişilerin hissettiği gibi olmak, olduğu gibi görünmek, göründüğü haliyle toplumca kabul edilmek istemeleri. Feminizmin, LGBTİ+ örgütleri içermesi de feminizm karşıtlığının gerekçelerinden. Ataerkinin kurduğu, eşitsiz toplumsal cinsiyet rejimiyle ezilmek istenenlerin biraradalığı şaşırtıcı değil oysa. Elbette eşitlik mücadelesi ataerkiye karşı verilirken ortak politika üretilecek, başka bir ihtimal yok. Feministlerle eşcinseller arasındaki iş birliği ve yakınlık, ortak örgütlenme ve ortaklaşarak politika üretme pratikleri özellikle dindar kadınların eşitlik mücadelesine itiraz edilirken sopa niyetine kullanılıyor.
Eşitlikçi dindar kadınların çoğu kendisini böyle tanımlamasa da açıkça söylemek gerekiyor ki Müslüman feministlere karşı koza dönüşen LGBTİ+ ortak eylemselliği, benzemezlerin birlikteliği olarak isimlendiriliyor. Kafası karışık kadınlar tabiriyle açıklanıyor, yüzeysel bakışla. Ama gerçek öyle değil. Derinde inanılmaz benzerlikler var. Başörtülü kadının özgürlük mücadelesiyle LGBTİ+ haklarının gerekçeleri neredeyse tıpa tıp aynı. Yukarıda yazmıştım tekrar edeyim: Hissettiği gibi olmak, olduğu gibi görünmek, göründüğü haliyle toplumsal kabule erişmek, her iki mücadelenin de duygusal arka planını oluşturuyor. Başörtülü kadınların kamusal alanda özgürlük isterken hissettikleri de böyleydi. Tekrar edeyim hissettiği gibi olmak, olduğu gibi görünmek, göründüğü şekilde toplumsal kabul yaşamak bizim de derdimizdi. Belki bu nedenle seküler feminist örgütlerden bile önce LGBTİ+ aktivistleri desteklemişti, başörtülü kadınların mücadelesini. İnsana ve dünyaya, evrene dair ne var ki birbiriyle alakasız olsun zaten. Feminizm neden eşcinsel örgütleri içeriyor, sorusuyla feminizme ve toplumsal cinsiyet eşitliğine itiraz edenlerin kulağına da küpe olsun. 28 Şubat ve devamında özgürlük mücadelemize, tecrübeyle sabit bu LGBTİ+ desteği. Gerçi “onlar varsa biz imzamızı çekiyoruz” diyen dindar insan hakları savunucuları da hatırlar bu desteği ama yok sayarlar. Özellikle hak savunusunda anlık pozisyon alışların çok derininde içsel bir benzerliğin varlığı pek dile getirilmediği için söylemeden geçmek olmazdı. Ayrıca eşcinselliğin günah kabul edilişine delil olarak sunulan Lût kıssasında lanetlenen, eşcinsellik miydi, zorbalık ve hakim zümrenin güç kullanarak topluma, eşcinselliği dayatması mıydı tartışılır.
Yalana, sahtekarlığa sığınarak kendilerini gizledikleri takdirde eşcinsellik olgusundan rahatsız olmayacak muhtemelen çoğunluk. Bilakis tarih boyunca görüldüğü üzere biseksüel/lezbiyen davranışlarını, kuytu köşelerde yaşamayı tercih edecek pek çok insan bugün sureta eşcinsel düşmanı geçinerek insan hakları kavramının dini söylemi olan kul hakkına giriyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025