Cemil ERTEM
Önce, olağan gözden geçirme kapsamında Türkiye’de “gözlemlerde” bulunan IMF heyetinin raporu geldi. Arkasından derecelendirme kuruluşu Moody’s'in not indirimi sıraya girdi. IMF raporu ile Moody’s'in not düşürme gerekçelerinin örtüştüğünü, esasında Moody’s'e IMF’nin öncülük ettiğini söylememiz gerekiyor.
Hiç şüphesiz ki artık Moody’s gibi kuruluşların notları da değerlendirmeleri de dikkate alınmamalıdır ki zaten piyasalar da uzun zamandır bunu yapıyor.
Ancak bu hafta gördük ki Türkiye ekonomisi üzerinde çalışan bu ekonomi tetikçileri, kimi asılsız haberlerle özellikle kur tarafında operasyona devam ettiler.
Tam da Afrin düşerken bu raporları yayınlayacaklarını, durup dururken not düşüreceklerini, kuru gereksiz yukarıya çekmek için piyasaya asılsız birtakım söylentiler yayacaklarını biliyorduk.
Türkiye piyasalarında olumsuz hava oluşturmak isteyenler, bunu yalnız olumsuz hava oluşturmak adına yapmıyorlar. Bu adımlar, tam da şimdiki ekonomik savaşın parçasıdır.
Şu hesap hâlâ yapılıyor; Türkiye’de kamuoyunun ve ekonomi bürokrasinin yumuşak karnı, kurun, özellikle doların hızlı yükselmesi, TL’nin devalüe olmasıdır. Türkiye’de, eski kapalı ekonominin ve sabit kur rejimi uygulamalarının bir mirası olarak, devalüasyon endişesi adeta milli bir sorun olmuştur.
Tabii ki biz bu endişeyi haklı kılacak bir iktisat tarihine sahibiz, en yakın krizler olan 1994 ve 2001 krizlerindeki devalüasyonlar dâhil olmak üzere IMF reçeteleri gereği yapılan tüm devalüasyonlar, kamuoyunda krizin devlet tarafından resmi tescili olarak kabul görmüş ve yüksek devalüasyonlarla birlikte Türkiye ekonomisi adeta ellerini, IMF gibi küresel tefeci kurumlara kaldırmıştır.
Bu anlamda kurun, her dönemde yukarı kıpırdanması ekonomi bürokrasisinin de yumuşak karnı olmuştur... Kur artışında Merkez Bankası'ndan ilgili bakanlıklara kadar her kurumun ilk aklına gelen faizleri yukarı çekmek ve para ve maliye politikalarında daha da sıkılaşmaya giderek büyümeyi düşürmek oluyordu geçmişte... Şimdi de öyle olacağını, bürokrasideki bu “cahil kur telaşının” devam ettiğini düşünüyor olmalılar. Dikkat ederseniz, yalnız bu hassas zamanlarda değil, Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu toplantıları öncesinde de kurda manipülatif kıpırdanmalar görürüz. O zaman bu hesapları yapanlara şu açıklamayı yapmak gerekiyor:
Ne yapılmalı?
Şimdi “eski” Türkiye yok; hem 2001 krizi öncesi dinamikleri hem de 2001 krizi sonrası Türkiye’ye dayatılan Derviş programını aşalı çok oldu. Türkiye, dalgalı kur rejimi uyguluyor. Buna bağlı olarak, küresel rekabeti takip eden ihracat odaklı bir sanayi büyümesini de kapsayıcı olarak öne çıkartıyor. Bu çerçevede kurdaki dalgalanmalar hem olağandır (dalgalı kur rejiminin doğası gereğidir) hem de kur, orta vadede, ihracatı ve küresel rekabeti destekleyecek, spekülatif kısa vadeli sermaye giriş ve çıkışlarını, piyasa mekanizması çerçevesinde otomatik olarak denetleyerek, optimum aralıkta istikrar kazanacaktır.
Örneğin burada gereksiz değerli yerel para, küresel ticarette rekabet için bir kur dezavantajı olduğu gibi, ekonomi güvenliği için büyük risk olan tehlikeli bir sıcak para stoku oluşturabilir ki bu, ekonominin kalbindeki saatli bombadır. Ve bu bombanın saatini, hiçbir zaman, yerel ekonomi oyuncuları ve ekonomi bürokrasisi kurmaz.
Büyüme düşmeyecek!
Kur yükselişleri karşısında paniğe kapılmadan, “onların” önerdiğinin tam aksine üretim yanlısı ve ekonominin döviz ve TL ihtiyacını karşılayacak tedbirleri yürürlüğe sokmak ilk adım olmalıdır. Eğer biz, bu tür eskimiş operasyonlar karşısında paniğe kapılarak, gereksiz sıkılaştırmaya gidersek, yani pedal çevirmekten vazgeçersek, işte o zaman, geçmişte olduğu gibi, ekonomiyi krize sürükleriz. O halde, Orta Vadeli Programı da aşan kapsayıcı, ihracat odaklı sanayiye dayanan rekabetçi büyümeyi teşvik etmeye devam edeceğiz ve Türkiye’nin 2018 büyümesini de 2017 seviyelerinde tutacağız.
OECD’nin, bu haftaki raporunda teslim ettiği gibi, Türkiye’nin 2017 dâhil üç yıl büyümesi yüzde 5’in üzerinde olacaktır. Yani OECD, Türkiye’nin Orta Vadeli Programı’ndaki “resmi” büyüme rakamlarını bir yerde teyit etmiş de oldu.
Bizim buradaki görüşümüz Türkiye’nin, bütün bu süreçte, büyümeyi daha da yukarı taşıyacak, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir büyüme-kalkınma yolunu kurumsallaştırmaktır. Bu, aynı zamanda, her türlü ekonomik operasyona da en esaslı cevaptır. Türkiye, eğer artık iflas etmiş neoliberal safsataları, tam anlamıyla bir kenara bırakırsa, hızlı büyürken, eskiden olduğu gibi, kronik cari açık ve enflasyon sorunlarıyla karşılaşmayacaktır.
Enflasyon ve cari açık “belli kesimlerin”, ekonomik tetikçilik yaparken en yoğun olarak anlattıkları sorunlardır. Bugün enflasyon ve cari açık Türkiye ekonomisi için üzerinde durmamız gereken meseleler olmakta birlikte, bunlar, sadece yüksek üretim maliyetleri, rekabetçi olmayan piyasa yapısı, gıda gibi enflasyonu yukarı çeken alanlarda çarpık, denetlemeyen piyasa işleyişinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bu sorunları büyümeyi düşürerek, faizleri daha da yukarı çekerek çözmeye çalışmak, bu sorunları yapısal hale getiren bir tuzaktır. Türkiye, üretimi ve ihracat odaklı büyümeyi yeni bir kalkınma hikâyesiyle taçlandırırsa, dış ticaret açığında, enerji dışı dengeye hatta fazlaya hızla gelecektir.
Sanayide ara malı üretimini destekleyecek, burada gereksiz ithalatı engelleyecek önlemler kapsamlı bir reform programıyla devreye girmelidir.
Öte yandan, 2018'de de başta KGF kapsamında olmak üzere, KOBİ’lere, esnafa, tarıma verilen destekler, kapsamlı büyümeyi destekleyen perspektifte, devam ettirilmeli görüşündeyiz
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2018
24.10.2018
18.10.2018
17.10.2018
25.09.2018
21.09.2018
18.09.2018
11.09.2018