Cengiz AKTAR
Çöküş alametleri çoğaldı.
Şark’tan başlayalım. 90 yıl sonra “Şark Islahat Planına” geri dönüldü. Davutoğlu’nun Mardin’de açıkladığı “Terörle Mücadele ve Rehabilitasyon Master Eylem Planı” ile Şark Islahat Planındaki cezalandırma, zorunlu iskân, inşaat ve bayındırlık, askerî tahkimat, örfî idare ve asimilasyon boyutları neredeyse tıpatıp aynı.
Kürdlerin savaştan bıktığını, artık para kazanmak istediklerini ve sorunun “gayrimillî” (ne demekse) Kürdlerden kaynaklandığını varsayıyor iktidar. Oysa hâkim milletin yüz yıldır kavrayamadığı, parayla satın alınamayacak “haysiyet” mes’elesi.
Yeni Türkiye’nin Yeni Şark Islahat Planı’nın akıbeti üzerine daha fazla yazmaya değmez.
Ama planın ana kaidesi olan ve devamlı yakında biteceği söylenen askerî harekât bitmiyor. Aksine şiddet dozu artıyor. Harekâtın yakında başka yerlere, Yüksekova ve İdil’e sıçrayabileceğinden söz ediliyor. Burada altı çizilmesi gereken, harekâtın basit bir asayiş operasyonu olmadığı, muhtemelen TSK’nın tam kontrolünde cereyan ettiği.
Bölgedeki savaş hâli Kandil bombardımanlarıyla beraber yürüyor. Ayrıca, eğer Erdoğan’ın bahsetmeye başladığı Suriye tezkeresi gerçek olursa Suriye Kürdistan’ını da kapsayacaktır. Bakalım “Fırat’ın batısına geçme sakın haa” tehdidi nasıl uygulanacak.
Ancak Suriye ordusunun Rusya destekli Halep harekâtı, Ankara’nın tezkeresinin çapını ve müdahalenin cephesini genişletebilir. Bu olasılık karşısında iki hatırlatma yapalım. TSK’nın yurtdışı operasyon tecrübesi yoktur. Suriye de, Kıbrıs’a ve Saddam döneminde Irak’ta PKK kovalamaya benzemez.
İkincisi bu maceraların içerde milliyetçi getirilerini hesaplarken Yunan Cuntasının Kıbrıs macerası ve Arjantin Cuntasının Malvinas macerası sonrasında ne olduklarını hatırda tutmakta fayda var. Sırf muhtemel kaosun boyutlarını öngörebilmek için.
İktidarın Suriye politikasının topyekûn çöküşünün kanıtı olan Halep muharebesinin bir de yüzbinlerle ifade edilen mülteci boyutu var; ilâveten Türkiye’ye kaçacaklar arasındaki “kelleci” unsur.
Müflis Suriye politikasından Rusya ilişkilerine gelirsek, düşürülen uçaktan bu yana Türkiye’nin Suriye içinde ve dışında hiçbir ağırlığı kalmadı demek abartı olmaz. Rojava ve PYD/YPG’ye savrulan tehditleri bu gözle okuyunca Türkiye’ye, mülteci kâbul etmekten başka bir görev kalmıyor.
Rusya ve İran’ın Ankara-Doha-Riyad aksına “hodri meydan” dediği, sıcak çatışma durumunda ABD ve NATO’nun Türkiye’ye sözel destek dışında kılını kıpırdatmayacağını bilmek gerek.
Bu “soğukluk” Ankara’nın IŞİD ve diğer radikal gruplarla mücadelede gönülsüzlüğü ve Sünnî temelli uçuk senaryolar üretme ihtirası yüzünden oluştu. Epeydir “çözümün değil sorunun parçası olan, daha fazla hata yapmaması ve zarar vermemesi için kontrol edilmesi gereken bir eski müttefik”.
AB sürecini, AB bağlantılı her girişim ve ilişkiyi artık bu zeminde tahlil etmek gerekiyor. Misâlen mülteci meselesinde AB Türkiye’ye müstakbel bir üye olarak değil sorun üreten herhangi bir üçüncü ülke gibi bakıyor ve onunla bu düzlemde pazarlık ediyor. O kadar!
İçeride ise, Erdoğan’ın başkanlık stratejisinin anahtarı olan, hükümet kararlarının da dayanağını oluşturan “Kürdler/Cemaat/akademisyenler/gazeteciler/gayrimillilerden oluşan terörist kitlesi” var! Dikkat edilirse bu kitle İttihatçılardan bu yana aynı kitle. Yani AKP’nin değil başka bir gücün tasarrufu.
Son derece ilkel olsa da Türkiye gibi bir memlekette daima geçer akçe olan bu düşmanlaştırmanın taşıdığı potansiyel içsavaştır.
Kutuplaşmalardan yarılmalara, yarılmadan çatışmaya doğru hızla ilerleyen bir insan topluluğuyuz.
Ne var ki dış politikadaki ölümcül tehlikeyi içerideki çözülmeyle birlikte okuyunca ufukta, en aşağı iki yüzyıllık “devlet bekası” kaygısı beliriveriyor. Zira içsavaş devletin bekasına halel getirir. İçeride ne de olsa yok edilmesi epey “zahmetli” olabilecek koca bir kitle var. Vaktiyle Ermeniler ve Rumlara yapılan kadar kolay olmayabilir! Hadi “çökertme”, “temizlik” başarılı oldu diyelim sonrasında fiilî durum ne kadar sürdürülebilir?
Dolayısıyla, iktidarın, yarattığını sandığı ama derin devletçe yönlendirilen kadim çelişkilerin, açık çatışmaya ve geri dönüşsüz kopuşa dönüşmesinin, yine o devletin bekası için engellenmesi gerekebilir.
Peki, itfaiyecinin çıkarttığı yangın söndürülebilir mi? Söndürülürse nasıl ve hangi itfaiyeci tarafından? Şimdiki “fiilî” veya referandumdan sonra “resmî” başkanlıktan da kuvvetli bir erk midir bu? Böyle bir durumda ülke ne hâle gelir? Derin sorular!
Günün özeti aşağı yukarı böyle… Geriye insanlıktan düşmüş insan güruhu, âtıl devlet kurumları, dünyada “değersiz yalnızlık”, perişan doğal çevre ve tükettikçe tükenen ekonomi kalıyor. Ama ne önemi var…
CENGİZ AKTAR / HABERDAR
Yazarlar
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları





























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.01.2022
18.05.2021
10.05.2021
24.04.2021
24.03.2021
23.02.2021
20.01.2021
12.01.2021
28.12.2020
22.12.2020