Cengiz AKTAR
Her konuda olduğu gibi mültecilik hâli dendiğinde de yaygın kafa karışıklığı var. Türkiye’deki Suriyeliler, Suriyeli olmayıp Avrupa’ya geçmek hedefiyle Türkiye’ye yığılmış olan düzensiz göçmenler, bunlar arasından Yunan sınırına rejimin teşvikiyle yığılanlar, 18 Mart 2016 tarihli Ankara-Brüksel mülteci mutabakatı etrafında dönen dolaplar… Her şey birbirine girmiş vaziyette.
Önce iki temel ilkeyi hatırlatayım. Birincisi, hareket edebilen canlılar keyfinden göç etmez, göçmen hayvanlar dahî daima iki nokta arasında gider gelirler. İkincisi, hareket edebilen canlılar canlarını güvende hissetmedikleri zaman illâki kaçarlar, önlerine konan hiçbir engel onları alıkoyamaz.
Hareket edebilen canlılar arasında insan yeryüzünde var olduğundan bu yana göçer. Genel itibariyle doğduğu yerde hayatını idame ettirmesi mümkün olmadığı için göçer. Nedenler ekonomik, toplumsal, siyasî, çevresel, doğal olabilir.
Ne var ki zaman içerisinde göç etme hâline farklı yaklaşımlar geliştirildi. Siyasî/askerî nedenlerden dolayı eylenen göç diğer nedenlerden ayrıldı. Bunun özünde 19 ve 20. yüzyıllarda yaşanan kitlesel savaşlar ve katliamlar yatar. Bugünkü iltica hukukunun ana kaidesi olan 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi, İkinci Dünya Savaşı esnasında Avrupa kıtasında Nazi kıyımlarından kaçan Yahudilerin yüzüne kapanan kapılardan sonra kaleme alınmış ve bugünkü uluslararası insancıl hukukun temelini oluşturmuştur. Müellifleri arasında meşhur yazar ve aynı zamanda parlak bir hukukçu olan Albert Cohen vardır.
İltica hukuku uyarınca başka bir ülkeye iltica talebinde bulunan bir kimsenin talebinin ardında siyasî bir gerekçe yoksa talebi reddedilir. Bu, yaygın biçimde ekonomik göçmenlere uygulanır. Ne var ki bir insanı ekonomik göçe mecbur eden nedenler de özünde siyasîdir denebilir. Bu ikilem çevresel nedenler için de geçerlidir. Sonuçta çevrenin mahvına yol açan da siyasî karar vericilerin hâtâlı kararları değil midir? İltica etmek zorunda kalan insanın temel özelliği, uyruğu olduğu devletin korumasını kaybettiği için başka bir devletinkine sığınmak olduğuna göre siyasî nedenler kadar ekonomik ve çevresel nedenler de korunma hakkını mağdurun elinden alır.
İkilem mâkul gibi görünse de, ne uluslararası hukuk bağlamında ne de mülteciyi kâbul etme durumunda olan devletler açısından dünyanın bütün siyasî, ekonomik ve çevresel göçmenini ağırlamak madden ve siyaseten mümkündür. Zira bu göç kitleseldir ve daima varsıl devletlere doğru akar.
Diğer bir deyişle, insan hakları savunucularının haklı olarak dikkat çektikleri “iltica hakkı” sonsuz olamaz, çünkü bu imkânsızdır. Güncel örnek verecek olursak, bugün Afganistanlı, Iraklı, İranlı, Somalili, Suriyeli ve Türkiyeli insanların çoğunun memleketlerinde yaşamaları türlü nedenden dolayı hiç kolay değildir, topluca göçmeye kalksalar yeridir. Üstelik sözü edilen ülkelerin geleceği fevkalâde karanlıktır. İltica hakkı savunucuları açısından bu onmilyonlarca insanın iltica talebinde bulunmaları doğaldır. Ne yazık ki hiçbir devlet ve hiçbir toplum bu sayıda insanı buyur edemez. Bu çıplak gerçeği görmeden iltica hakkı savunusu yapmak abesle iştigaldir.
Zira asıl yapılması gereken, göç etmek ya da sığınmak zorunda kalan insanları yollara döken kök nedenlerle (literatürde root causes) mücadele etmektir. Başta dediğimiz gibi kimse keyfinden doğduğu yeri bırakıp gitmez. Uğrunda asıl mücadele edilmesi gereken de, dolayısıyla, kişinin doğduğu yerde yaşamasını engelleyen nedenlerdir.
Bu temel verilerden kalkarak Türkiye’nin uyduruk göç/iltica politikasına bakacak olursak en başta Suriyeli mülteci akımının ardındaki kök neden Ankara rejiminin saldırgan tercihleridir. Beğensek de beğenmesek de Şam rejiminin içsavaşı kazandığını açıkça veya üstü kapalı herkes kabullenirken, sönmekte olan ateşi körüklemeye İdlib’de ve işgâl ettiği her Suriye toprağında devam eden Ankara’dır. Bu anlamda Ankara, Suriye çıkışlı mültecilik hâlinin kök nedenidir.
Ankara rejimi bugün Suriye’den askerini ve beslediği terör şebekelerini çekse Kürdlerin de masada olacağı bir müzakere ve barışma süreci başlar, içsavaş yorgunu Suriyeliler yavaş yavaş evlerine dönmeye başlarlar.
Suriyelilere ilâveten Ankara uyguladığı laubali vize politikasıyla memleketi Ortadoğu ve Kuzey Afrika’nın insan aktarma merkezi hâline getirmiştir. Bugün Avrupa’ya intikal etmek isteyen her bahtsız önce Türkiye’ye gelmekte sonra bir yolunu bulup Avrupa’ya geçmeye çalışmaktadır. Bu ülkeler vatandaşlarının göçündeki kök neden Ankara olmasa da göç baskısının oluşmasında ve göçmenleri tamamen siyasî ve askerî nedenlerle istismar etme konusunda Ankara baş faildir. Yunanistan sınırındaki fiilî durum bunun tipik örneğidir ve Ankara büyük olasılıkla göçmenleri kendi amaçları için kullanmaya devam edecektir.
Ve Türkiyeliler. 2013’ten bu yana artan şiddetli baskı ve zulüm yüzbinlerce Türkiyeliyi yurtdışına gitmek zorunda bırakmıştır. İngiliz istihbaratının verilerine göre Temmuz 2016’daki oto-darbeden sonra rakam bir buçuk milyon mertebesine ulaşmıştır. Bu kayda değer göç ve iltica hareketinde Ankara’daki ceberut rejimin kök neden olduğu besbellidir. Totaliter rejim var oldukça gidenler memlekete dönmeyecek, yenileri gurbet yollarına düşecektir.
Sözün özü, Türkiye bugün yurttan ve yurtdışından göçmen ve mülteci üreten, aynı zamanda bilinçli bir şekilde bu bahtsız insanları diğer ülkelere ihraç eden belli başlı ülkedir.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları



























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.01.2022
18.05.2021
10.05.2021
24.04.2021
24.03.2021
23.02.2021
20.01.2021
12.01.2021
28.12.2020
22.12.2020