Ekrem DUMANLI
Elindeki kara listeyi kameralar karşısında sallayıp durdukça gündem oluşturdu Joseph Raymond McCarthy. Üstelik korku saldı yüreklere. “İşte hainlerin, casusların listesi burada!” diyordu.
Kat’î rakam da telaffuz ediyordu bu arada: 205 kişi. Kim bilebilirdi ki Wisconsin Senatörü’nün elinde tuttuğu ‘belgeler’in tamamı sahteydi, düzmeceydi. En kallavi ‘belge’nin kuru temizlemeye verdiği elbise fişi olduğu nice zaman sonra anlaşıldı. Ancak olan olmuş, iş işten geçmiş, on sene boyunca Amerika’da insanlar ayrımcılığa, nefret söylemine tabi tutulmuştu. Yanından ayırmadığı o esrarengiz çantada onlarca belge olduğu sanılıyordu. Ne de olsa konuşan, ‘devlet ciddiyeti’ ile konuştuğunu iddia ediyordu. McCarthy öldüğünde merak edip çantasına bakanlar, içinin bomboş olduğunu gördü. Suçlamalar hayal ürünüydü ve halkı korkutmaya yönelik kara propagandadan ibaretti.
Bir cinnet haliydi McCarthyizm. O kadar korkunç bir delirme söz konusuydu ki, konu dar görüşlü bir adamın hezeyanı olmaktan çıktı; devlet despotizmine bahane haline geldi ve bir ideoloji terimine dönüştü. 1950’li yıllarda yaşanan o ibretamiz hadise o kadar sembolik mana taşıyordu ki bugüne kadar benzer her hadiseye ‘McCarthyizm’ benzetmesi yapılıyor. Boşuna değil. McCarthy, 205 kişilik komünist listesinin ispatı istenince sayıyı önce 80’e düşürdü, sonra da 50’ye. Onu da ispatlayamadı; zira hayalî bir yapıdan bahsediyordu. Ülkede sosyalist/komünist yok muydu? Tabii ki vardı; ama ‘casusluk’ gibi, ‘vatan hainliği’ gibi, ‘devlete sızmak’ gibi suçlamaların hukukî bir dayanağa, somut bir belgeye ihtiyacı vardı. McCarthy’nin umurunda değildi belge. Oysa kendisi hukuk eğitimi almıştı. Vakıa, başarılı bir avukat olamadığı söylenir; ama bu durum hukuk bilgisinin buharlaşmasını gerektirmiyordu. Bir dönem yargıçlık bile yapmış olan McCarthy, yaptığının suç olduğunu tabii ki biliyordu. Umursamadı. Elindeki kâğıtları belge diye sağa sola savururken “ülkeyi Rusya’ya satmak üzere olan hainler”den bahsediyordu. McCarthy’ye göre ‘düşman’ en çok Dışişleri Bakanlığı’na sızmıştı. “Nasıl yani?” diye soranlara yine belgeden bahsediyordu; aslı faslı olmayan belgelerden...
Soğuk Savaş’ın vesile olduğu gergin siyasî atmosfer bu tür yalanlara fırsat veriyordu. Satıcı çok palavracıydı ama o yalanları almaya hevesli çok da alıcı vardı. Nitekim Amerika’nın bir diğer utanç tarihinin şifresi sayılan ‘cadı avı’ McCarthy tarafından tekrar sahneye sürülürken kamuoyu desteği hiç azımsanmayacak seviyede idi. McCarthy’nin çöküşe geçtiği bir dönemde yapılan bazı kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki halkın önemli bir kısmı McCarthy’nin zırvalarına inanıyordu. Destek yüzde 50 civarındaydı ancak yüzde 21 kararsızlar safında yer alıyordu. Devlet terörüne kuşkuyla bakan insan sayısı yaklaşık yüzde 30’du. Ne ilginçtir ki McCarthy teziyle kamuoyu oluşturan ve ‘devlete sızan hainler’ nedeniyle Demokratlardan hesap soracağını vaat ederek iktidara gelen Cumhuriyetçiler, onca gayrete rağmen devlet içinde tek bir ‘casus’ bulamadı. Zaten despot senatörün maskesi de düşmeye başlamıştı. Cesur birkaç basın kuruluşu hem yalanları gözler önüne sermişti, hem de kara listeyi delerek işsiz kalmış kişilerle beraber çalışmaya başlamıştı. 20. asrın en büyük “cadı avı” son buldu; ama o yıllarda yaşanan mesnetsiz suçlamalar hiç unutulmadı. Unutulmayacak da...
Nasıl unutulabilir ki! Nazi dönemine ait kara propaganda metotları en dip noktaya kadar kullanılmış, insanlar zan altında tutulmuş, yalan ve iftira kampanyaları devlet imkânlarıyla düzenlenmişti. Kara listeler ülkenin en önemli fikir adamlarına kadar uzanmış, edebiyat dünyası en saçma suçlamalar yüzünden allak bullak edilmiş, Hollywood’da taş üstünde taş kalmamıştı. Zira, “Ülke elden gidiyor”, “Devlete sızmışlar”, “Casusluk ve ajanlık yapmışlar” diye yeri göğü inletenler, her kesimden muhbir çıkarmaya gayret etmiş, asılsız ihbar yapanları ödüllendirmişti.
McCarthy’nin, sanıkları bizzat sorguladığı 5 bin sayfalık belgeler 50 yıl sonra kamuoyuyla paylaşıldı ve görüldü ki o vehimli ruh, hemen herkesi itirafçı olmaya zorlamış, kafasındaki iddiayı onaylatabilmek için her yolu denemiş. O muhteris siyasetçi yüzünden Bertolt Brecht, Howard Fast, Dashiel Hammett, Charlie Chaplin, Arthur Miller gibi tanınmış isimler büyük çileler çekti. Kayseri asıllı, İstanbul doğumlu Elia Kazan’ın yaşadığı çetin imtihan hâlâ tartışma konusudur. Kazan, ağır baskılara dayanamayınca Hollywood’dan sekiz arkadaşının ismini Komisyon’a vermiş ve hayatı boyunca bu utancı sırtında taşımak zorunda bırakılmıştı.
McCarthy, yalnız değildi aslında. En büyük destekçisi, Amerikan iç güvenlik ve istihbarat servisinin tepesindeki kişiydi: J. Edgar Hoover. O olmasaydı McCarthy fişleme, ihbar etme, itibarsızlaştırma konusunda bu kadar ileri gidemezdi. J. Edgar’ı merak edenler 2011’de vizyona giren ve başrolünde Leonardo DiCaprio’nun oynadığı filme bakabilir. McCarthy ile J. Edgar’ın nasıl bir ruh ikizi olduğunu ve suçlu bulamadıkları zaman nasıl suç ürettiklerini orada görebilirsiniz. Korku ülkesi oluşturan bu iki talihsiz isme bir üçüncü kişiyi de ekleyenler var. O da tabii ki bir gazeteci. Deli bir siyasetçi, hasta bir istihbaratçı ile el ele verir, bir korku toplumu inşa eder de, araya bir basın mensubunu almaz mı hiç? Bu fasıl ayrı bir yazı konusu...
McCarthyizm, dünyanın her yerinde ve her dönemde bir daha görülebilir ve bütün devlet mekanizmasını ele geçirebilir. Dünyanın herhangi bir köşesinde belgesiz-bilgisiz suçlamalar yapılıyorsa, suç bulunamadığında o suçun icadı için altyapı oluşturuluyorsa, ayrımcı ve ötekileştirici dil pervasızca kullanılıyorsa, nefret söylemi günlük hitabet haline getiriliyorsa bilin ki o ülkeyi McCarthyizm esir almak üzeredir. Belli bir dönem toplumu ağır baskı altına alan bu uğursuz zihniyetin akıbeti hep aynıdır: Hüsran ve yenilgi. Hiçbir ülkede McCarthyizm ilanihaye ayakta kalamaz; ancak böyle karanlık bir dönem karşınıza çıkarsa bilin ve inanın ki zamanında demokratik hukuk mücadelesi vermeyenler daha sonra çok ama çok mahcup duruma düşmek zorunda kalır. Hep böyle oldu çünkü...
Hiç mi ahlak kalmadı sizde?
Türk basını öteden beri, maalesef, yalanı dolanı sever. Birini hedef aldı mı iftira ve hakaret etmekten çekinmez. Ne var ki şu anki şebeke kadar hiçbiri dibe vurmamıştı. Ne yazık ki bugünkü konjonktürün yalan habercileri ve iftira ekipleri kendilerini ‘İslamcı’, ‘eski İslamcı’, ‘muhafazakâr’ gibi tabirlerle tanımlayabiliyor. En azından dıştan bakıldığında öyle görünüyor ve öyle biliniyorlar. Ne acı bir durum ki bu görünüş, sadece kendilerine değil; İslamî kimliği olan herkese (hatta o muazzam ve mukaddes dine) zarar veriyor.
Umurlarında mı; bilemiyorum. Bildiğim ve şahit olduğum tek şey var: Fethullah Gülen Hocaefendi ve onu sevenleri yıpratmak için her yalanı söylüyor her iftiraya başvuruyorlar. Her gün yalan haber yazıyor yandaş medya. Her gün gerçek ortaya çıkarılıyor ve yüzlerine çarpılıyor. Ne kızaran bir yüz, ne utanan bir sima. Utanmadan bir daha yazıyor aynı iftirayı. Gerçekleri çarpıtmadıkları bir gün yok. Bu vahşi ve insanlık dışı haberciliği (!) gün yüzüne çıkarıyoruz; ancak adamların ar damarı çatlamış. Vallahi Türk medyası bu kadar seviyesiz bir militanlık görmedi. Yapılan gazetecilik falan değil; resmen kara propaganda makinesine dönmüş birileri...
Mesela, gazete olduğunu iddia eden Akşam adlı bir yayın organı, Zaman ile ilgili iftira dolu bir haber yaptı. Genel Yayın Yönetmeni unvanını taşıyan eski milletvekili Mehmet Ocaktan’a “Şerefiniz haysiyetiniz onurunuz varsa ispat edin; ya da özür dileyin.” dedik. Tık yok. Adamda birazcık izzeti nefis olmaz mı! Hadi yanlışlıkla yapıldı o haber ve susarak savuşturmaya kalkışıyorsun; bari ‘cemaat’ ve Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili benzer yalan ve iftiralara bir son ver. Ne gezer! Her gün yalanlanıyor her gün yazıyorlar utanmadan...
Al birini vur öbürüne. Geçen gün Yeni Şafak öyle bariz bir yalan yazdı ki! Güya Prof. Dr. Suat Yıldırım ve işadamı Mustafa Kavurmacı, Fethullah Gülen’e gitmiş de Hocaefendi, “Ameliyat başladı, ilaç tedavisi olmaz.” diyerek 17 Aralık yolsuzluk ve hırsızlık hadisesinde bir şey yapamayacağını söylemişmiş. Kavurmacı, tekzip etti. Suat Yıldırım, 11 yıldır Amerika’ya gitmediğini, gazetenin külliyen yalan söylediğini ifade etti. Yeni Şafak ne yaptı? Yalan haberi güya Başbakan okudu diye utanmadan sıkılmadan haber yaptı. Yahu kardeşim yalandan utanmıyorsun bari o yalanla iftihar etme. Yalan ortaya çıkınca isimleri değiştirerek bir daha yazdılar aynı yalanı. Yahu günah diye bir şey var; bu kadar günaha ne gerek var...
Yalancının önde gidenini kaale bile almıyorum çünkü hem gazetede hem TV’de rezil rüsva oluyorlar ama aldırış etmiyorlar. Geçen gün manşet atmış, 5 bin kişilik gizli toplantıdan bahsetmişler. Gizli toplantı! Üstelik 5 bin kişiyle İzmir’de. Yalan paçalarından damlıyor ama onu bile görmeyen meczuplar var...
Bir de yalan haber ve iftiralar karşısında dava açılmasına fena halde içerleyen ama “Tiz bu insanları cezalandırın!” diye höyküren ve kendilerini köşe yazarı olarak arz ve takdim edenler var. 5 aydır bir suç bulunamadı diye nerdeyse kendilerini helak edecekler. Başbakan’dan kelle isteyen ve adeta “Suç yoksa bile bir şeyler uydurun.” manasına gelecek kışkırtmalar yapan kişileri bir kenara kaydediyor tarih. İçlerine McCarthy kaçmış bunların. Wisconsin Senatörü’nden arta kalan metotlara başvurulmasını arzu eden ve “Paralel yapıyı cezalandırın!” diye kendini paralayan bir kişinin hanımefendi olması, gazeteciyim diye geçinmesi, hazin bir manzara oluşturuyor.
Her neyse. İki tavsiyem var bu türedi muhafazakâr gazetecilere: Evvelen, hakaret ve iftira ediyorsan mağdurların şikâyetine hazır olacak ve hukuk karşısında hesap vereceksin; ağlayıp zırlamaya “Başvuru parasını nereden buluyorlar?” diye sızlanmaya gerek yok. Saniyen, insanlar didik didik edilmiş ve somut suç bulunamamışsa suç uydurulmasını beklemeyecek ve kışkırtıcılık yaparak adını faşizm tarihine yazdırmayacaksın. Her kötülüğünü demagojiyle geçiştireceğini sanıyor ve arsızlıkla hadiselerin üstesinden geleceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Allah’tan utanın bari. Ve unutmayın ki mahşer gününde yalanlarınızın, iftiralarınızın ve kara propagandalarınızın hesabını veremeyeceksiniz...
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
-
Orhan Kemal CENGİZMuhalefetin sınavı asıl şimdi başlıyor 1.06.2023 Tüm Yazıları
-
Roni MARGULIESMutlu bitmiş bir göç öyküsü 20.05.2023 Tüm Yazıları
-
Burhanettin DURANTarihi Yol Ayrımındaki Kritik Seçim 6.05.2023 Tüm Yazıları
-
Celal BAŞLANGIÇKendini kurtarmak için Erdoğan, Erdoğan’ı reddedecek! 14.04.2023 Tüm Yazıları
-
Ergun AŞÇIErsagun Hanım 5.03.2023 Tüm Yazıları
-
Uğur Gürses‘Dolambaçlı katlı kur’ yolunda 23.01.2023 Tüm Yazıları
-
Besim F. DellaloğluMesafenin Sosyolojisi 16.12.2022 Tüm Yazıları
-
Hidayet Şefkatli TUKSALKur’an kurslarında yatılı eğitim ve çocukların korunması 15.12.2022 Tüm Yazıları
-
Nergis DemirkayaAltılı Masa ortak yönetim planı: Her partiye bir yardımcı bir bakan 17.11.2022 Tüm Yazıları
-
Nabi YAĞCIŞaşıyorum gerçekten… 24.10.2022 Tüm Yazıları
-
Berin UYARONLAR İÇİN... 12.09.2022 Tüm Yazıları
-
İbrahim UsluSeçmen yolsuzluğu önemsiyor mu? 9.09.2022 Tüm Yazıları
-
Hasan GÜRKAN“SEVMEK YİNE DE BİR SARRAF İŞİDİR, YERYÜZÜ KİTAPLIĞINDA” 18.08.2022 Tüm Yazıları
-
Oktay Cansın EMİRALSAVAŞ VE ZAMAN 7.08.2022 Tüm Yazıları








































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015