Ekrem DUMANLI
11 Eylül 2001 sabahı dünya dengeleri yeniden kuruldu. New York’taki İkiz Kuleler’e yapılan terör saldırısında yüzlerce insan hayatını kaybetti. Ve fatura yeryüzündeki bütün Müslümanlara kesildi.
Artık, İslam ile terör kelimesi sık sık bir araya getirilecek, her müminin alnına terörist yaftası yapıştırılacaktı. Tabii ki bir günde oluşan imajdan bahsetmiyoruz. Uzun bir zamandan beri “silahlı mücadele” adı altında “cihat” yaptığını zanneden bazı radikal gruplar vardı. O azgın toplulukların masum sivillere yönelik saldırıları barış ve emniyet dini olan İslam’a zarar veriyordu. Tehlike büyüktü Müslümanlar için. Ne var ki meselelere geniş bir perspektiften bakamayan, daracık anlayışını İslam’ın kendisi sanan; hatta ayet ve hadisleri doğru anlayamayıp insan öldürmeyi mubah gören gruplar vardı. Oysa terör hem insanlık suçuydu hem de büyük günahtı...
Aynı yılın 12 Eylül’ünde; yani o malum terör saldırısından bir gün sonra Washington Post’ta bir taziye yayımlandı. Bu taziyenin altında Fethullah Gülen’in imzası vardı. Washington Post’ta yer alan tarihî metinde Hocaefendi, bütün dünyaya şöyle sesleniyordu: “Müslüman terörist olamaz; terörist de Müslüman olamaz!”
Ezber bozucu bir beyandı bu ve ne yazık ki İslam dünyası bu çığlığı duymaya hazır değildi. Ortadoğu’nun tanınmış pek çok uleması El Kaide adlı terör örgütü hakkında bir şey diyemiyor; hatta açıktan açığa destek vermekten çekinmiyordu. Cihat sananlar vardı vahşeti. Canlı bomba olup öldürmeyi şahadet sananlar vardı. Oysa bir yönüyle intihardı yapılan, diğer yönüyle cinayetti. Hâlbuki İslam’a göre bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş sayılırdı. İslam dünyasından belki de ilk kez bir İslam âliminin “Müslüman terörist olamaz!” feryadı yükseliyordu. Nerede yapılırsa yapılsın ve hangi ülkeye karşı ifa edilirse edilsin, insanların öldürülmesine karşı çıkıyordu. Kur’an ve sünnetin temel disiplinlerini bilenler için Hocaefendi’nin sözleri derin bir mana taşıyordu; ancak meselelere sathi bir gözle bakanlar bu İslamî duruşu anlayamadı. Hâlâ da anlamış değiller.
ÖZGÜRLÜKÇÜLÜĞÜ PARAVAN HALE GETİRMEK
Konjonktür gereği demokrat görünen birileri belli mevzileri ele geçirdikleri anda özgürlükçü ve reformist kimliği terk etmeye başladı. Önce AB paltosunu çıkarıp atanlar, liberal ceketleri paralayıp yeni fırtınalara savurdu. Tâ baştaki radikal eğilimler nüksettikçe bu ülkede El Nusralar gündeme geldi, El Kaideler konuşulmaya başlandı, IŞİD ile Türkiye devleti arasında bağlantılardan bahsedilir hale geldi. Türkiye’nin göbeğinde IŞİD’e militan toplama büroları kuruldu. Kimilerine göre 3 bin, kimilerine göre 5 bin kişi Türkiye’den götürülüp IŞİD’e katıldı. Memleketimiz “cihatçı radikal gruplar”ın merkezi haline geldi. Suriye krizi bir girdaba dönüştü; Türkiye’yi terör merkezli kara paranın ve silah ticaretinin içine çekti. Ne oldu da Türkiye, demokrasisi ve Müslüman kimliği ile dünyada “model ülke” olarak gösterilirken bir anda radikal grupların yuvası şeklinde algılanmaya başlandı? Sorumluları kimdir bu manzaranın?
Geçen hafta yaşanan feci hadiselere iki farklı duruş açısından bakmak gerekiyor: Bir tarafta Fethullah Gülen Hocaefendi’nin öteden beri terörü lanetleyen dimdik duruşu; diğer tarafta da demokrasi ile radikal eğilimler arasında savrulup duranların bocalayışı. Hocaefendi 2004 yılında Nuriye Akman’a verdiği röportajda “Dünyada en nefret ettiğim insanlardan bir tanesi Bin Ladin’dir. Çünkü Müslümanların aydınlık çehresini kirletmiştir.” demişti. Hâlbuki bazı “siyasal İslamcılar”ın bu sözleri duymaya bile tahammülü yoktu. Bugün de tahammüllerinin olduğu söylenemez.
Bir “Tahşiye örgütü” üzerinden koskoca bir camiayı silahlı terör örgütü olmakla suçlamak ne kadar korkunç bir hızlân, ne utanç verici bir bühtandır! Hiçbir hukuki gerekçe ve somut delile dayanmaksızın Fethullah Gülen Hocaefendi’ye ve onu sevenlere “terör örgütü” isnadında bulunanlar ya terör nedir bilmiyor; ya da kendi terör güdülerini ve ilişkilerini gizlemek için tuzaklar kuruyor. Ortada “cebir”, “şiddet”, “silah” gibi unsurlar olmadan barışçı ve demokrat insanlara terör isnadında bulunanlar, tarihi gerçekleri örtbas edemezler, beyazı siyah, siyahı beyaz gösteremezler. Güya Tahşiye diye bir örgüt varmış da, onlar Zaman ve STV yayınlarıyla terörist ilan edilmiş de, sonra polis operasyon yapmış da bazı insanlar mağdur olmuş! Bu yalan zincirinin hangi halkasına dokunsanız elinizde kalır. Hocaefendi’nin 2009’da herkul.org’da yayınlanan sohbetini “kumpas”ın başlangıç tarihi sayanları, eldeki bütün somut olgular yalanlıyor.
“Tahşiye” adlı örgüt 2008’in başında araştırılmaya başlanmış zaten. Emri veren o günkü Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal iken ve şimdi AKP milletvekilliğine devam ederken Cemaat bunun neresinde? Polis şefleri üzerinden yürüttüğünüz algı operasyonuna rağmen MİT raporu bu örgütün yıllar öncesinden takip edildiğini ortaya çıkarmadı mı? Bütün bu fırıldakları çevirenlerin sonunda işi Zaman ve STV’ye dayaması ve oradan saçma sapan çıkarımlarda bulunması acziyetin ifadesi değildir de nedir? Dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler (AKP’nin mustafî bakanı) Tahşiye örgütüne yapılan operasyonu basın toplantısıyla kamuoyuna arz ederken Amerika’ya da mesaj veriyordu. “Bak işte El Kaide ile mücadele ediyoruz.” diyordu adeta. Amerikalı yetkililer, bu ucuz numarayı yuttu mu? Sanmam. Ne yazık ki İslam’ı suiistimal eden terör gruplarına karşı gereken mücadele verilmedi; “Radikal İslamî Gruplar” Türkiye’de nüfuz kazandı. Sorumluları kim acaba? Hükümet borazanı bazı meslektaşlarımız Tahşiyeci arkadaşlarını kollamak için “Bunların El Kaide ile ilgisi yok” diyor koro halinde. Ne var ki Tahşiye lideri diye anılan kişi ekrana çıkınca bu örgütü yıllardır araştırıyorum diyen ama tek satır yazısına rastlanmayan bazılarının foyası ortaya çıkıyor. Adam canlı yayında “Üsame bin Ladin’i seviyorum” diyor.
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin de, Zaman’ın da, STV’nin de terör karşısında dimdik duruşu bellidir. Hocaefendi, İstanbul Dedeman Otel’de bir basın toplantısı yapmış ve aynen şöyle demişti: “Demokrasiden geriye dönüş mümkün olmayacaktır.” (29 Haziran 1994)
Hocaefendi böyle derken bugün kendini demokrat göstermeye çalışan bir kısım “İslamcılar”, söylenen o veciz sözü küfür sayıyordu. Tam 20 yıl önce ifade edilen bu demokratik duruşu hâlâ içine sindiremeyenlerin intikam duygularıyla karşı karşıyayız. Dönüp dolaşıp geldikleri kürkçü dükkânı insanın yüreğini burkuyor. Boşuna uğraşmayın; kim onlarca yıldır kendini terörden ayrıştırdı ve ona karşı tavır aldı bu gayet iyi biliniyor; tıpkı bir türlü terör örgütlerine mesafe koyamayanların, onlara insan ve silah yardımında bulunmaktan kaçınmadığı bilindiği gibi. Akıl almaz suçlamaları yargıya dikte ettirmeye kalkanların, masum insanlara iftira etmek yerine aynaya bakma zamanı gelmedi mi?
Kuzey Kore kafası mı?
Şu an dünyanın en kapalı rejimlerinden biri Kuzey Kore’de yaşatılıyor. Ülke dünyadan kopuk. Müthiş bir lider kültü var. O bir baba, o bir hâmi, o bir abi; aslında her şey. Dudaklarından dökülen her laf kadrolu taraftarları için mucizevî bir hakikat. Astığı astık kestiği kestik bir lider olan Kim Yong-un’un hışmından herkes tir tir titriyor. İddialara göre eniştesine kızmış, onu köpeklere yedirtmişti. “Yüce lider” sıfatıyla devlet başkanlığı yapan Kim, hem savcıdır, hem hâkimdir, hem medyadır; kısacası her şeydir. Her konuyu o bilir, her konu ondan sorulur.
Son günlerde bir filmle başı dertte Kim’in. Röportaj (The Interview) adlı komedi filminde iki Amerikalı gazetecinin Kuzey Kore’ye seyahatleri konu ediliyor. Senaryoya göre gazeteler Kuzey Kore’ye gidecek ve lider ile röportaj yapacaklardır. Bu arada devreye Amerikan istihbaratı girer ve Kuzey Kore liderine suikast planı yapılır. Filmin fragmanını izleyenler, meselenin çok komik bir şekilde cereyan ettiğini, medyanın fena bir şekilde ti’ye alındığını; hatta Amerikan istihbaratı ile de alay edildiğini kestirebilir. Onca kara mizahtan Kuzey Kore diktatörü de nasibini alıyordur herhalde.
Kuzey Kore diktatörü senaryoya çok fena bir şekilde içerlemiş olsa gerek ki aylardır Röportaj adlı filmle ilgili gerginlik tırmanıyor. O basınç geçen hafta patlamalara neden oldu adeta. Filmin yapımcı şirketi Sony Pictures, kendilerine ulaşan tehditlerden bahsetti ve pes etti. Mesele sadece tehdit değil, Sony Pictures’a sanal saldırılar başlatıldı ve 44 milyon dolar harcanarak yapılan film vizyona giremez hale geldi. Başkan Obama’nın arkasında durmasına rağmen sinema salonları, Kuzey Kore yönetiminin savaş sebebi saydığı filmi göstermeyi göze alamıyor.
Sinema salonları Sony’ye geri adım attırınca Amerikan sineması ayağa kalktı. Bir senaryonun diktatörlerce bu kadar ciddiye alınmasından çok, sanat dünyasının bu kof kabadayılığa boyun eğmesi tartışılıyor. Tıpkı bizde olduğu gibi Kuzey Kore’de de senaryodan senaryo üretiliyor ve kurgusal olan gerçek sanılarak kriz üstüne kriz çıkarılıyor.
Senaryodan dolayı çok değerli arkadaşım Hidayet Karaca’yı tutuklayanların içine düştüğü acınası hal, ülkenin Kuzey Kore’ye doğru savrulmasının en bariz emaresi değildir de nedir? İnanıyorum ki bir gün senaryodan örgüt çıkarmaya çalışanlar ve insanları tutuklatanlar tarih huzurunda rezil olacak. Bugün herkesi aşağılayan ve senaryodan bile korkanlar, bir gün gerçekten komik duruma düşecek. Hiç şüpheniz olmasın…

Yazarlar
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015