Erol KATIRCIOĞLU
Hemen herkes bu ülkede 1946’dan bu yana toplumun önüne “sandık” konuyor olmasına bakarak bu ülkenin “demokratik” bir ülke olduğundan emin görünüyor. “Sandığın” toplumun önüne konması tabii ki önemli bir iş. Bugün hala dünyanın birçok ülkesinde sandığın bir kıymeti harbiyesi yok, birçok ülkede hala “güçlü olanın” yönettiği rejimler var. Ama öte yandan günümüz toplumlarında “sandığın” işlevi de tartışılır hale gelmiş durumda. Daha doğrusu bugün “sandığın” belirlediği yönetim biçimlerinin “demokratik” olup olmadığı da sorgulanmakta. Bence bu durum bu ülkede haydi haydi tartışılması gereken bir durum olduğu halde her nedense siyasetçilerimizin de siyaset bilimcilerimizin konuyla pek ilgisi yok.
Demokratik müzakere süreçleri “uzlaşma” ve “taviz” gibi kavramlarla yürür. Oysa bu iki terimin de toplumsal kültürümüzde iyi çağrışımlara sahip olmadıkları ortada. Bizim kültürümüzde “uzlaşmacı” ve “tavizkar” sıfatları en az küfür kadar etkilidir.
Oysa demokratik müzakere süreçleri, bizim için en iyi olanla başkaları için en iyi olan arasında bir denge bulma süreçleridir. Bu nedenle de bu süreçler “uzlaşmalar” ya da “tavizlerle” yürür. Uzlaşma, tartışmaya katılanların, tartışmaya başladıkları bir noktadan daha iyi bir pozisyona ulaşmaları halini, “taviz” ise, katılanların ilk fikirlerinden vazgeçmeden, yalnızca sorunun çözümü için karşılıklı razı oldukları pozisyonları ifade eder.
Tabii ki farklı görüşlere sahip olanla bir anlaşma üretebilmek kolay bir iş değildir. Örneğin “uzlaşmalarla” yürürken, başarılı olmamızın ölçüsünün, karşımızdakinin bizim iddiamızı kabul etmesi olarak alırsak, bu sonuca ulaşamadığımız her adımı daha az değerli bulmaya başlarız. O zaman da “taviz” vermek ve böylelikle sorunun çözümünde ilerlemek mümkün olmaktan çıkar. Oysa “taviz vermeyi”, her iki tarafın da iddialarından vazgeçmeden çözüm yolunda bir ilerleme kaydetmek için atılan adımlar olarak değerlendirirsek belki de “uzlaşma” arayışından daha etkili bir müzakere yolu olduğunu bile söyleyebiliriz. Bu nedenle de kimi siyaset bilimci sorunların çözümünde “taviz”i “uzlaşma”dan daha değerli bir süreç olarak görür vs.
Bunlar üzerinde yazmamın nedeni ise demokratik tartışmada, tartışan öznelerin, “bireyler” yerine “kimlikler” olması halinde demokrasi dediğimiz sürecin kaçınılmaz olarak “uzlaşmaya” da “tavize” de kapalı hale geleceğidir. Daha açık ifadeyle tartıştığımız konu “kimliklerimizle” ilgili bir konu ise, yani bizi biz yapan fikirler, değerler ve çıkarlarla ilgili bir konu ise demokratik süreçlerin önü kendiliğinde kapanmış olur. Bu durumda ne “uzlaşma” ve ne de “taviz” çalışır. Çalışan tek şey “sandık” ve “sayılar” olur.
İşte bizim demokrasimizin “hal-i pür melali” budur. Bizde siyaset kimlikler üzerinden yapıldığı sürece sandığın önümüze konması demokrasiyle ilgili çok bir şey ifade etmez. Bu durumda “demokrasi”, toplumun nasıl yaşamak istediğiyle ilgili kararların, toplumun kendi içinde çalıştıracağı “uzlaşma” ve taviz” gibi mekanizmalarla değil, yalnızca “sayıların”, yani toplumda hangi kimlik sayıca en çok ise onun tarafından alınacağı bir mekanizmaya dönüşmüş olacaktır. Bunun ise “güçlü” olanın yönetimi anlamına gelmemesi için de çok bir engel yoktur.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri, ülkede tarihsel olarak yapısallaşmış böyle bir toplumsal doku ve böyle bir siyasal alan üzerinde yapılacaktır. Yani, seçimler ve sandık, yine kimlikler etrafında kararların alındığı bir biçimde sayıca fazla olan kimliğin istediği doğrultuda belirlenecektir. Bu durumun gerçek demokrasiyle bir ilgisi olmadığı ise açıktır.
Demokrasimizin bu göstermelik halini aşabilmenin yolu ise doğal olarak “kimlikleri aşan”, yani “çok kimlikli” yeni bir demokrasi siyaseti oluşturmaktır. İlginç olan bu durumdan HDP dışında hiçbir partinin haberdar olmaması.
Bakalım diğerleri ne zaman ayacaklar?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
22.01.2026
20.01.2026
11.01.2026
6.01.2026
4.01.2026
30.12.2025
23.12.2025
18.12.2025
13.12.2025
9.12.2025