Etyen MAHÇUPYAN
Siyaset, yönetmeye talip olduğunuz toplumu tanımanızı ve anlamanızı gerektirir. Ne var ki eğer ‘toplum' olmayı becerememiş bir birlikteliğe sahipseniz, her siyasî akım kendi cemaatini tanımak ve anlamakla yetinebilir.
Bu durumda ‘siyaset' devlete hakim olma yanında, kendi cemaatinizin gücünü artırmayı ve sınırlarını yaymayı içerecektir. Cumhuriyet bunu yaptı... Tarihin de yardımıyla oluşan ‘laik cemaate' sahip çıktı ve onu besledi. Modernliğin herkesi laik yapacağını hayal etti. Ama gerçekler daha rasyonel ve soğukkanlı bir dünyayı ifade ediyor. Modernliğin içinde Türkiye'de herkes sekülerleşti ama ‘laik' olmadı. Devletin laikliği bir iktidar alanı olarak tanımlayıp, bunu vesayetçilikle ayakta tutma çabası da bir süre sonra geri tepti. Bugün diğer cemaatin yönettiği bir Türkiye'deyiz ve laik kesimin şikâyet edecek hali yok. Çünkü toplum olmayı ilk başta istemeyenler onlardı...
Toplum olmayı istemek aslında basit bir koşula uymaktan ibaret: Halkı olduğu gibi kabul etmek ve parçalar arası iletişimi ve geçişliliği sağlamak. Siyasetçiler açısından sorun, bunun nasıl bir toplum üreteceğini önceden bilememeniz. Dolayısıyla sürekli olarak anlama ve tanıma çabası içinde olmanız gerekiyor. Ayrıca bu dinamiğin sizin kafanızdaki ideolojik toplum tanımına uymayacağına da emin olabilirsiniz. Bu ise ‘toplumun ne istediği' konusunda pek de fazla bir şey bilmediğinizi ve belki de hiçbir zaman bilemeyeceğinizi baştan kabul ederek siyaset yapmanız demek.
Türkiye son dönemde bu türden bir toplum olmaya doğru gidiyor. Ancak siyaset bu gerçeği algılamakta zorlanıyor. AKP de itilen, dışlanan ve ezilen bir kimliğin temsilcisi olarak bileğinin gücüyle iktidara uzandığında iki hayal arasında kaldı. Ülkeyi bir bütün olarak büyütmek ve geliştirmek ile kendi cemaatinin serpilip güçlenmesini sağlamak. Bu iki hedef arasında ille de bir çelişki olduğu söylenemez. Yeter ki kendi cemaatinizin dışındakilerin sizinle nasıl bütünleşeceği, nasıl toplum olunabileceği üzerine de kafa yorun. AKP bunu yapmadı... Ülkenin genel olarak gelişmesinin herkesin yararına olacağını ve bunun kendiliğinden toplumu inşa edeceğini varsaydı. Böylece siyasete ve ekonomiye büyük önem veren, buna karşılık sosyal alandaki değişimi ve kültürel kimlikten gelen farklılaştırıcı hassasiyetleri önemsemeyen bir iktidar oluştu. Diğer bir deyişle AKP laik kesimin marjında duran kişileri kendine çekmeye çalışırken, laik kesimin ana gövdesini CHP'ye bıraktı. Bunun doğal olduğunu, her partinin kendi tabanıyla bütünleşeceğini söyleyebiliriz. Ne var ki AKP laik kesimi CHP'ye sadece siyasî anlamda değil, sosyal ve kültürel bağlamda da terk etti.
Yine de bunun toplum olma açısından bir sakıncası olmayabilirdi. Yeter ki CHP de bu kesimi hakkıyla taşıyabilsin ve iktidara ucundan ortak olabilsin. Ama böyle olmadığı gibi, bu yönde bir ihtimal de giderek ortadan kalktı. AKP her seçimi, üstelik yükselen bir oy oranıyla kazandı. İktidar bunu kendisine yönelen teveccüh olarak değerlendirdi. Ancak bir de dışta kalanlar vardı ve onların manevi kopuşu hiçbir şekilde anlaşılamadı. Bugün laik kesim açısından gelinen nokta, mahkûm olunan ve hiçbir şekilde etkileme şansınızın olmadığı bir iktidarla yaşamak zorunda kalınmasıdır.
Ama iş bununla da kalmadı... AKP hükümeti ve özellikle Başbakan kendi ‘iyi, doğru ve güzel' tanımını kamusal alanda daim kılmak üzere adımlar atmaya başladı. Bu değerlerin topluma değil, cemaate ait olduğu gerçeğinin idrakine varılmadı. Bu türden adımların toplum olmayı engelleyeceği kavranmadı. Oysa bu arada laik kesim siyaset üzerindeki etkisini yitirdiği ölçüde, kendi kültürel kimliğine ve hayat tarzına kapanmış, ona sıkı sıkıya sarılmıştı. Ayakta kalmanın, kendisine saygı duymasının koşulu, artık o hayat tarzının sürdürülebilmesi, hatta belki de biraz abartılı şekilde sergilenmesiydi. AKP bu gerçeği de anlamadı... Öyle ki Başbakan'ın dili ve üslubu laik kesimi psikolojik olarak ezen ve dışlayan bir tavra yöneldi.
Öte yandan ‘laik' dediğimiz kesim sadece kültürel bir farklılığı ifade etmiyor. Daha kentli, eğitimli ve gelir düzeyi yüksek ailelere işaret ediyor. Bu ailelerin siyaset dışı duran, siyaseti horlayan gençleri, yeni teknolojilerin ve ağların da sürüklemesiyle küreselleşmeye büyük bir hızla entegre olmuş ve tam da bu nedenle Türkiye'nin gerçekliğine ‘marjinal' bir hassasiyet geliştirmiş durumdalar. Söz konusu hassasiyet onların kendi kimliklerine sahip çıkmasına, kişiliklerinin yeniden kurgulanmasına hizmet ediyor. Toplum olamamanın ürettiği bir gerçeklik bu... Ve bunu kavramayan hayaller er geç o gerçekliğe çarpıyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024