Etyen MAHÇUPYAN
Bütün inanç sistemleri insanı kötülükten uzak tutmayı hedefler.
Tek tanrılı dinlerin farkı, insanların kötülüğü bir dış etken olmaktan çıkarıp 'kendilerine ait' bir özellik olarak görmeleriydi. Böylece dindarlık bir nefis muhasebesini ima etmeye başladı ve buna paralel olarak efsaneler, sonrasında edebiyat ve nihayet psikoloji bilimi, insan ruhunun içinde gezinen ve ne yaparsak yapalım kazınamayacak olan 'kötülükle' uğraşmaya, onu anlamlandırmaya ve normalleştirmeye çalıştı.
Ama kötülüğün tekil insan ruhu içinde zapt edilmesi gerçekçi değildi. Sıradan menfaatlerden dizginlenemeyen ihtiraslara uzanan bir dürtü zinciri, insan ilişkilerini de 'doğal olarak' kötülüğün alanına çekti. İnsanlar teşkilatlar kurarak bile bile başkalarına zarar vermekten, haksızlık yapmaktan çekinmediler. Modern dünya bu çıplak kötülüğü kurumsallaştırmayı ve örtük hale getirmeyi bildi. İdeolojik inanç sistemleri 'zararlı' ilan edilen insanların ezilmelerini ve yok edilmelerini mubah kılarken, bunu yapanlara vicdanî rahatlık da temin etti. Böylece 'işkenceci' kimliği sadece bazı insanların işi olmaktan çıkıp geniş sistemleri temsil eden bir metafora dönüştü. Bu sistemin işleyebilmesini sağlayan ise kişiyi aşan bir üst kimliğin varlığıydı ve devletler bu kötülük piramidinin tepesinde yer aldılar.
Türkiye'de de devlet ve onun yapı taşı olan kurumlar kötülüğün uygulayıcısı oldular. Askeri, polisi ve güvenlik bürokrasisi ile devlet, sıradan insanların üzerine yürüyüp hayatlarını kararttı. Bu zulüm perdesini yırtabilecek güçte olan tek kurum ise hukuktu, ama ne yazık ki Türkiye'de yargı da güvenlik bürokrasisinin parçası olarak tasarlanmıştı ve resmî ideolojinin işaret ettiği 'zararlıları' ezmeyi görev kabul etti. Savcı ve yargıçlar okuldan itibaren bu yönde eğitildiler ve sonrasında sığ ve bağnaz bir ideolojik kalıba sıkışmış olan yargı mekanizmasına dâhil oldular. Yargının kurumsal kültürü bir elek gibi işledi... Adaleti temel düstur olarak benimseyenleri, nesnel davranmayı etik bir değer olarak görenleri bu yapı içinde yaşatmamak için elinden geleni yaptı. Sanki insanlardan bağımsız bir kurumsal 'ilah', kendi mensuplarının ideolojik bağımlılık içinde 'kötülüğe' meyletmelerini gizlice teşvik etti. Ahlakî duruş, vicdanî sorumluluk, insanî değerlendirmeler yargıda zor bulunan nitelikler haline geldi. Birçok 'hukuk adamı' neredeyse sıradan insanlardan intikam almak, hayatlarını budamak için uğraş verdiler. Bu eğilim halen devam ediyor... Yargı kötülüğü cezalandırmak bir yana, kendi tasarrufları sayesinde kötülüğü bizzat kendi kimliğinde cisimleştirebiliyor...
Cihan Kırmızıgül, Galatasaray Üniversitesi öğrencisi... Bir gün bir yerde bir molotofkokteylinin patlamasından iki saat sonra yakınlardaki bir otobüs durağında tutuklandı. Gerekçe molotofkokteylini atanın poşu taktığının görülmesi ve Kırmızıgül'ün de poşulu olmasıydı. Polisler onu teşhis ettiklerini imzalarıyla beyan ederlerken, gizli bir tanık da Kırmızıgül'ü suçladı. Ne var ki mahkeme sürecinde söz konusu polislerin zanlıyı hiç görmedikleri ortaya çıktığı gibi, gizli tanık da beyanını geri çekti. Bu arada Kırmızıgül'ün emniyet mensuplarına direndiğini savunan iddianamenin de gerçeği söylemediği anlaşıldı. Yani ortada sadece otobüs durağında taşıt bekleyen poşu takmış bir genç vardı... Davanın mizahi serencamı ve Kırmızıgül'ün iki yıla yakın hapis yatması bir yana, gelinen noktada savcı 45 yıl isteyebildi, yargıç da 33 yıl verip hafifletici nedenlerle 11'e indirdi. Bu davada mantık yok... Duygu var... Ve maalesef 'iyi' bir duygu değil.
Yakup Köse, 28 Şubat sürecinde 'terör örgütüne üye' olduğu ileri sürülerek idam talebiyle yargılandı ve 10 yıl hapis yattı. Bu iş başına geldiğinde henüz 14 yaşındaydı... Köse, devletin bilerek mahkûmları öldürdüğü ve toplumu aldattığı 'Hayata Dönüş' operasyonunun da mağdurlarından biriydi. Ama o olayın da ceremesi kendisine çıktı, 10 yıl hapis de bu olaydan ötürü aldı. Bu arada Köse, henüz mahkûmiyeti sürerken bir gün tekbir getirme gafletinde bulundu. Cezaevi yönetimi fırsatı kaçırmadı... O tekbirin sonucu bugün 'terör örgütüne yardım ve yataklık' davasına dönüşmüş durumda. Sistem Köse'nin ezilmesini, diz çökmesini istiyor. Kendisinin 'kazanmış' olduğunu o tek insanın suratına vurmak istiyor... Burada adalet kaygısı görmek zor... Ama adını koymak istemeyeceğimiz bir duygu her tarafı sarmış durumda.
Pınar Selek, bir araştırmacı... Bir gün Mısır Çarşısı'nda patlayan bir bombanın sorumlusu olarak yıllardır peşinden gidiliyor. Onu ihbar eden kişinin yalan söylediği ortaya çıkarken yargı söz konusu kişiyi çoktan beraat ettirdi. Bu arada patlamanın bomba nedeniyle olmadığına dair bilirkişi raporları geldi. Savcılığın ve üst mahkemenin ısrarcılığına karşın Selek tam üç kez beraat etti. Ne var ki bunun yarattığı ideolojik tatminsizliği aşmak kolay değildi... Henüz iki ay önce savcılık yeniden ağırlaştırılmış müebbet hapis isteyebildi. Hiçbir somut delil olmamasına rağmen... Çünkü meselenin esası farklı yerde... Burada da o malum duygu var ve hiç de 'iyi' bir duygu değil.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (2)
25.10.2025 - Kemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (1)
25.10.2025 - Kürt ‘açılımı’nın nedeni Suriye değil, Türkiye!
15.03.2025 - Muhalefet için bir not: İktidar (sanılanın aksine) tutarlı ve başarılı!
20.02.2025 - İktidarın Kürt ‘açılımı’ üzerine bir not
15.10.2024 - Çocuklar anayasa yapabilir mi?
24.09.2024 - Mustafa Kemal’in büyümeyen çocukları
19.09.2024 - Nasıl bir ordu isterdiniz?
10.09.2024 - Yeni İttihatçılık havuzunun bilinçsiz balıkları
2.09.2024 - Seçimlerden kim kazançlı çıkacak?
13.04.2024
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























mirac turan
Saygı deger ; Halkın % 52 oyunu almış ve hükümeti kurmuş 75 milyonu idare eden bir devleti PKK.ile Cemiyet ve ergenekon ile aynı teraziye konması hangi mantık ölçülerinde değerlendirilir.