Gülay GÖKTÜRK
1991 yılıydı sanırım. Demi Moore, Vanity Fair dergisinin kapağında dokuz aylık karnıyla çıplak boy göstererek bir ilke imza atmıştı.
Bu bir meydan okumaydı şüphesiz... Neye meydan okuyordu Demi Moore ya da Vanity Fair?
Kadının hamileliğini bir ayıp gibi saklamasını vaaz eden geleneğe meydan okuyor ve şunu söylüyordu: Hamilelikte utanılacak bir şey yoktur. O kocaman karın özenle gizlenmesi gereken bir çirkinlik değildir; aksine onun da bir estetiği vardır. Ve tabii, daha ileri giderek, hamile kadın da çekici olabilir.
Kadınların büyüyen göbeklerini bol hamile giysileriyle "kamu"dan gizlemekten vazgeçmeleri Demi Moore'un bu pozundan epey önceye uzanıyordu aslında. Göbeğin altından iliklenen hamile pantolonları ve üstüne giyilen kısacık tişörtlerle yeni nesil hamileler şiş karınlarını çoktan özgürleştirmişlerdi. Demi Moore'un farkı daha ileri giderek, provokatif bir tutumla geleneğe açıktan savaş ilan etmesiydi.
Amacına da ulaştı. Vanity Fair'in o kapak fotoğrafı bütün dünyada keskin saflaşmalara neden oldu. Ama o ülkelerde hiç kimse bu tartışmayı bir siyasi parti üzerinden yürütmeye kalkışmak gibi bir saçmalığa düşmedi.
Bizde ne yapılıyor? Sanki AK Parti hamileler dışarı çıkmasın demiş, ortada direnecek bir şey varmış gibi protesto yürüyüşleri yapılıyor; konu yine AK Parti iktidarına karşı bir kampanya haline getirilmeye çalışılıyor.
Tabii, bu arada Ömer Tuğrul İnançer'in söylediklerinin arka planının tartışılması da güme gidiyor.
Nedir bu arka plan?
Kadın cinselliğinin gizlenmesi gereken bir ayıp olarak görülmesi... Hamilelik, kadının bir cinsel hayatı olduğunu inkâr edilmez biçimde "göze sokan" bir durum olduğu için icat edilmiştir o robadan büzgülü çirkin elbiseler... Makbul kadın, cinselliği yokmuş gibi yapan, açık vermeyen kadındır. Karnını gere gere dolaşan hamile, bu oyunu bozduğu için ayıplanır. Geleneksel toplumlarda genç gelinlerin hamile kaldıkları kayınpederlerden, kayınlardan mümkün olduğunca saklanır; ortalıkta konuşulması terbiyesizlik sayılır.
Sadece hamilelik mi?
Sadece hamilelik değil, kadın cinselliğinin aleniyet kazandığı bütün durumlar, reglin başlayışı, bekâretin bozuluşu, menopoza giriş, hepsi ama hepsi ya ayıp ya çirkin ya pis ya da günah haline getirilip kedi pisliğini saklar gibi saklaması beklenir kadından.
Genç kız her regl kanamasını bir kabahat, bir ayıp gibi yaşar; ona kirli olduğu, sanki lanetli bir varlık gibi, dokunduğu her şeyi murdarlaştırdığı öğretilir. Televizyonda ped reklamı çıkınca mutfağa kaçar. Zaten reklamcılar da ayıbın, günahın ve acının sembolü olan o "menhus" sıvıyı sızdırmayan pedlerin reklamını yaparken mavi sıvılar dökerler. Genç kız, reklamlardaki steril maviye inat, kan kırmızı akmakta ısrar eden "kadınlığını" gördükçe bedeninden nefret eder.
Doğurganlığın bitişinin de tıpkı başlayışı gibi bir sır olarak yaşanması beklenir. Dikkat edin, menopozla ilgili her türlü tartışma anonim bir tartışma olarak yürür. Hiçbir zaman örneklenmez, hiçbir zaman kişiselleştirilmez. Menopoz, kadınların sadece çok yakınlarındaki birkaç kadınla paylaşabildikleri bir "sır" olarak yaşanır.
Hele hele erkeklerle asla paylaşılamaz. Çünkü menopoz "kadınlık defterinin kapanışı"dır ve dolayısıyla kadının değersizleşmesidir. Mevcut cinsel kültür, içten içe, kadın için seksi ancak doğurma olasılığı varsa kabul edilebilir görür. Bu olanak ortadan kalktıysa, "kutsal ana"nın seks yapması ve erkeklerin de onu seks nesnesi olarak görmesi bir nevi sapıklık sayılır.
Farklı ahlakların bir arada yaşaması
Bütün bunlar hepimiz için bildik şeyler olduğuna göre, Ömer Tuğrul İnançer diye biri kalkıp "kamu alanında" fütursuzca boy gösteren şişik bir karnı ya da kanatlı pedleri "terbiyesizlik" olarak niteleyince ve bu fikrini televizyondan söyleyince niye şaşırıyoruz?
Farklı yaşam tarzlarının farklı ahlak, terbiye, ar, hayâ, namus anlayışları demek olduğunu yeni mi fark ediyoruz? Kadın cinselliğine bakışın muhafazakârlığın bam teli olduğunu; eğer farklılıklarımızla bir arada yaşayacaksak, bu konudaki farklı bakış açılarını "suç" gibi göremeyeceğimizi, olsa olsa eleştirebileceğimizi hâlâ anlamadık mı?
Ahlaki alanda tek bir doğru olmadığına göre, yapabileceğimiz tek şey, farklı ahlak normlarının olabilirliğini kabul etmek ve belki tartışa tartışa biraz daha birbirimize yaklaşmak olabilir.
Belki... Ama imkânsıza daha yakın...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları








































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.01.2016
8.02.2016
3.02.2016
31.12.2015
29.12.2015
27.12.2015
25.12.2015
22.12.2015
21.12.2015
18.12.2015