Gürbüz ÖZALTINLI
Bütün Cumhuriyet tarihinde yargı, siyasal gücü eline geçirenin kullandığı bir mekanizma olageldi. Bu, sistemin içinde olan insanlardan sıradan yurttaşlara kadar, hepimizin bildiği bir gerçek. Yargının siyasal uygulamalarından doğrudan etkilenen sınırlı bir sivil dünya dışında, toplumsal çoğunluğun bu gerçeği çok umursamadığı da başka bir gerçek.
Bu umursamazlığın hemen göze çarpan bir nedeni olduğunu düşünebiliriz. Büyük çoğunluk için yargı, siyasal alanın dışında kalan gündelik anlaşmazlıklarda muhatap olunan bir hakemlik müessesesi. Komşuyla, eşle, alacaklıyla, borçluyla, hırsızla, bankayla vs başımız derde girdikçe ayaklarımız geri geri giderek başvurmak zorunda kaldığımız; yüksek bir kürsüden ilk defa gördüğü bize “sen”diye seslenen asık suratlı korkulacak bir otoritedir yargı çoğumuz için. Kendi sübjektif dünyasında hep haklı olan insanlarımızın, umduğunu bulamadığı zaman“adaletine” isyan ettiği bir dünyadır orası. Yavaş işler; kaybedene sorsanız “yanlış”, kazanan için ise “doğru” kararlar verir!
Sonuçta en derinde yerleşik olan yaygın kanaat, yargının tehlikeli ve güvenilmez bir mekanizma olduğudur.
Fakat bu olumsuz kanaat, yargının siyasal iktidara bağımlı olmasıyla ilgili değildir. O mesele, gündelik hayatın ihtiyaçları dışında başka bir alanın sorunudur ve işin“ilgi görmeyen” tarafıdır.
***
Peki, yargının siyasal bir işlev görmesine duyulan kayıtsızlığın tek nedeni bu mu gerçekten? Daha derin nedenleri olamaz mı?
Sanırım bu durumun, toplumun siyasi kültürü ve gelenek ile de yakından ilgisi var. Toplum da, tıpkı siyasi aktörler gibi “normlara uymak” ve “tarafsız hakemlikten”daha çok “mücadeleyi kazanmayı” önemsiyor. Başka bir deyişle, normlar ve tarafsız yargı iradesi, mücadelede bir meşruiyet kaynağı değil. Aşılabilir veya amaç için kullanılabilir bir araç sadece.
Bu kültürün toplumsal tecrübeyle yakından ilişkisi var kuşkusuz.
Bu ülkede temel normlar ve anayasal düzen, toplumsal çoğunluğun katılımı ve onun tarih içinde biriken tecrübesine dayanarak uzlaşma ile oluşmadı. En baştan beri elitler arası mücadelenin aracı işlevi gördü. Toplum başka bir tecrübe yaşamadı, tanımadı. Yani nevzuhur deyimle siyasi elit “organik”, fakat anayasal düzen “inorganik”.
Ortada normlar dünyası ve yargı mekanizması olarak duran şey, eline geçirenin karşısındakinin kafasına vurduğu bir sopaysa; toplumun bütün tecrübesi bunu doğruluyorsa, “hukuk devleti” de uzak bir masal gibi gelir kulaklara.
Siyasal elitler hukuku ve yargıyı araçsallaştırırken toplumun sessiz onayını almakta bu nedenle zorlanmıyorlar.
***
Fakat ne yazık ki bu çok büyük bir sorun.
Çünkü toplumsal hayatın en kan dökmeye müsait; en yıkıcı çatışma potansiyelini, büyük kitleleri harekete geçirme yeteneğiyle siyasal mücadele alanı taşır. İki insanın alacak verecek çatışmasından ülke yıkılmaz ama siyasi aktörlerin kurala bağlanmamış mücadelesi hepimizi kanlı bir kaosun içine çekebilir. Normlar ve tarafsız hakemlik üzerinde uzlaşamayan toplumlar, başka hiçbir otoriteye güvenerek çatışmasızlığı garanti altına alamazlar. Uçurum kenarında yürümekten başka bir şey değildir bu.
Önce askeri vesayet, ardından Cemaat ve şimdi de hem iktidar hem de muhalefet eliti, erken Cumhuriyet’le başlayan bu kötü geleneğin yeniden üretilmesinde birleşmiş gözüküyorlar.
Siyasal elitin toplumsal zorlama olmadan bu geleneğin dışına çıkması kolay değil.
Kişisel olarak vardığım sonuç şudur: Muhalefeti ve iktidarı destekleyen sosyolojik kesimlerin bir arada, aşağıdan yukarıya yaratacağı basınç olmadan bu hayati sorun aşılamaz.
Toplumsal zihniyetin şekillenmesinde ise siyasal elitin büyük etkisi var.
Bundan büyük açmaz olur mu?
Bu nedenle, siyasal alanla toplum arasında duran bağımsız aydınların, dahası, siyasal tercihimiz ne olursa olsun bunun önemini kavramış tek tek her birimizin sivil sesine büyük ihtiyaç var.
“Hukuk Devleti”, klişe bir masaldan gerçeğe dönüşmedikçe, biz sorumsuzca savrulan “kan” nutuklarını daha çok dinleriz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
28.04.2024
14.04.2024
8.04.2024
5.04.2024
25.11.2023
16.11.2023
12.11.2023
9.05.2023
7.05.2023
2.05.2023