Hasan Bülent KAHRAMAN
Uzun ölüm: deprem
26.10.2011
3056
Zelzele sadece doğal değil aynı zamanda toplumsal dolayısıyla siyasal bir olgudur.
***
1999 depremi, Susurluk kazası ve ilk hızlı tren faciasıyla birlikte toplumun devleti sorgulamaya başladığı dönemeçtir. Ondan sonra kim ne derse desin hiçbir şey eskisi gibi olmadı. 2002'de AK Parti'nin iktidara gelmesi bu birikintinin, tortunun ortadan kaldırılması iradesiydi. Üstelik toplum beceriksizliğin sonucunda ortaya çıkmış bir ekonomik bunalımla alt üst olmuş, mefluç, melekelerini yitirmiş bir Başbakan'la çaresiz kalmıştı.
Bırakalım "kerim devlet" veya "devlet ana" safsatasını bir yana. Türkiye'de de toplum, tıpkı dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, devleti asla siyasal bir varlık olarak görmek istememiştir. O "Allah devlete zeval vermesin" lafının altında, gaza döneminden kalmış bir kültür vardır ve devletin fonksiyonel yanına dönük bir arayışı yansıtır o söz. Yani toplum ister ki, devlet, toplayan ve dağıtan bir kurum olsun, fonksiyonel bir araç olduğunu unutmasın. O manada zeval istemez, niye istesin?
Oysa modern devleti kuran idare bizde bunu hiçbir zaman böyle düşünmedi. Öyle bir devlet kurmanın yolu minimal, bürokrasisi ussallaşmış (aynı zamanda uysallaşmış) bir devlet tasavvurundan geçiyordu. Bu bir bakıma Tanzimat'tan beri gelen bir özlemdi. Daha o dönemde devletin rasyonelleşmesi, bürokrasinin yenileşmesi, devletin işlevselleşmesi için girişimlerde bulunulmuştu. Carter Findley'in hâlâ çok önemli çalışması bunun kaynaklarını göz önüne serer. Ama modern kurucu devlet tam tersine siyasal bir varlık olarak şekillendi. Ordusu da bürokrasisi de işlevsel ve araçsal değildi bu devletin. Tam tersine bütünüyle siyasal bir mantığa dayanıyordu ve bunu toplumu dönüştürmek için yeterli sayıyordu. Kemal Tahir gibi üstün körü tarih kuranların Batı'ya atfettiği "ceberrut devlet" bal gibi bizim hem klasik hem modern devletimizdir. ("Demokrat" olduğu söylenen Türk sağının da o "devlet" mitini nasıl sahiplendiği de ayrıca gözden geçirilmesi gereken bir başka gerçektir.)
Bu devlet hesap vermiyor. Bu devlet saydam değil. Bu devlet kaba saba, hoyrat, yıkıcı. Ancak şimdi şimdi devletin dönüşmesi, çözüm üreten sınırlı rasyonel kullanılan, işletilen bir araç haline gelmesi söz konusu.
Bırakalım "kerim devlet" veya "devlet ana" safsatasını bir yana. Türkiye'de de toplum, tıpkı dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, devleti asla siyasal bir varlık olarak görmek istememiştir. O "Allah devlete zeval vermesin" lafının altında, gaza döneminden kalmış bir kültür vardır ve devletin fonksiyonel yanına dönük bir arayışı yansıtır o söz. Yani toplum ister ki, devlet, toplayan ve dağıtan bir kurum olsun, fonksiyonel bir araç olduğunu unutmasın. O manada zeval istemez, niye istesin?
Oysa modern devleti kuran idare bizde bunu hiçbir zaman böyle düşünmedi. Öyle bir devlet kurmanın yolu minimal, bürokrasisi ussallaşmış (aynı zamanda uysallaşmış) bir devlet tasavvurundan geçiyordu. Bu bir bakıma Tanzimat'tan beri gelen bir özlemdi. Daha o dönemde devletin rasyonelleşmesi, bürokrasinin yenileşmesi, devletin işlevselleşmesi için girişimlerde bulunulmuştu. Carter Findley'in hâlâ çok önemli çalışması bunun kaynaklarını göz önüne serer. Ama modern kurucu devlet tam tersine siyasal bir varlık olarak şekillendi. Ordusu da bürokrasisi de işlevsel ve araçsal değildi bu devletin. Tam tersine bütünüyle siyasal bir mantığa dayanıyordu ve bunu toplumu dönüştürmek için yeterli sayıyordu. Kemal Tahir gibi üstün körü tarih kuranların Batı'ya atfettiği "ceberrut devlet" bal gibi bizim hem klasik hem modern devletimizdir. ("Demokrat" olduğu söylenen Türk sağının da o "devlet" mitini nasıl sahiplendiği de ayrıca gözden geçirilmesi gereken bir başka gerçektir.)
Bu devlet hesap vermiyor. Bu devlet saydam değil. Bu devlet kaba saba, hoyrat, yıkıcı. Ancak şimdi şimdi devletin dönüşmesi, çözüm üreten sınırlı rasyonel kullanılan, işletilen bir araç haline gelmesi söz konusu.
***
Ussal devlet kendisini planlayan varlıktır. Plan aklın kıt kaynakları optimum biçimde kullanmasının aracıdır. Aklın tesadüfe karşı önlem almasıdır. Türkiye, 1980'lerden sonra planlamadan vazgeçti. Haklıydı. Plan da, başka şeyler gibi, devletin kendi etkinliğini neredeyse sonsuz hale getirmesinin bir aracıydı. Kaynakların nasıl dağıtılacağına karar vermek ve elinde tuttuğu rantı nasıl kullanacağını hesaplamaktan başka bir anlam taşımıyordu plan Türkiye'de, onca şatafatına rağmen.
Oysa aynı Türkiye 1950-80 arasında bütün büyük kayıplarına rağmen dönüşüyordu ve bu yaratıcı, üretken bir planlama anlayışını gereksiniyordu. Bu planlar Türkiye'nin sol birikimi içinde yapıldı.
Fakat devlet akılcılıktan alabildiğine uzak olduğundan o birikime kulak tıkadı. Onu ideolojik bir perspektife oturtup reddetti, yok saydı. Halbuki bilhassa kentleşmenin akıl almaz bir hıza ve yoğunluğa eriştiği bu dönemde o düşünce birikimi kullanılabilseydi, devlet üniversitesiyle olumlu bir ilişkiye girseydi bugün karşılaşılan kentleşme sorunlarının, depremle birlikte her defasında yeniden hatırlanan sorunların çoğu daha o tarihlerde çözülmüş olacaktı.
Gidin 1960'larda ve 70'lerde büyük şehirleri planlayanlarla konuşun, size getirilen bütün önerilere ve verilen bütün akıllara rağmen nerede hata yapıldığını teker teker sayacaklardır. Şehirleşme gibi bu derecede ciddi bir sorun neredeyse kendi kaderine terk edildi. Yapılan tek şey kentlerin ürettiği büyük ranta göz yummak oldu. Bina stokunun düzensizliğinden kullanılan malzemenin niteliksizliğine kadar kentler öncelikle devlete rant üreten birer mekandı.
Oysa aynı Türkiye 1950-80 arasında bütün büyük kayıplarına rağmen dönüşüyordu ve bu yaratıcı, üretken bir planlama anlayışını gereksiniyordu. Bu planlar Türkiye'nin sol birikimi içinde yapıldı.
Fakat devlet akılcılıktan alabildiğine uzak olduğundan o birikime kulak tıkadı. Onu ideolojik bir perspektife oturtup reddetti, yok saydı. Halbuki bilhassa kentleşmenin akıl almaz bir hıza ve yoğunluğa eriştiği bu dönemde o düşünce birikimi kullanılabilseydi, devlet üniversitesiyle olumlu bir ilişkiye girseydi bugün karşılaşılan kentleşme sorunlarının, depremle birlikte her defasında yeniden hatırlanan sorunların çoğu daha o tarihlerde çözülmüş olacaktı.
Gidin 1960'larda ve 70'lerde büyük şehirleri planlayanlarla konuşun, size getirilen bütün önerilere ve verilen bütün akıllara rağmen nerede hata yapıldığını teker teker sayacaklardır. Şehirleşme gibi bu derecede ciddi bir sorun neredeyse kendi kaderine terk edildi. Yapılan tek şey kentlerin ürettiği büyük ranta göz yummak oldu. Bina stokunun düzensizliğinden kullanılan malzemenin niteliksizliğine kadar kentler öncelikle devlete rant üreten birer mekandı.
***
Şimdi elimizde büyük bir fırsat var: Türkiye daha önceki dönemlerle mukayese edilmeyecek derecede bir sermaye biriktirdi. Kırsal alanı çözüldü. Ortada o 70'lerin çok güzel terimiyle "kentlileşmemiş nüfusu" yönetmek isteyen bir iktidar var. Hâlâ Anadolu kentleri baştan başa planlanabilir. Toplu konut çok farklı bir anlayışla yeniden üretilebilir, toplu taşıma yeniden hatırlanabilir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları










































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.08.2025
18.08.2025
17.07.2025
20.06.2025
13.05.2025
5.05.2025
6.03.2025
26.02.2025
13.02.2025
6.01.2025