Kadri GÜRSEL
“Adamın dibi”, modern kenar mahallenin yeni türettiği bir niteleme... Yakın zamana kadar hakaretamiz bir ifade olduğunu düşünürdüm. Twitter’da biri bana “Adamın dibisin” dediğinde bloklardım mesela. “Dibe vurmak” terimindeki “dip”, “kötüleşmedeki son nokta”yı işaret ettiğinden, “adamın dibisin” diyenlerin “Bir insanın alçalabileceği en son noktadasın” demek istediğini sanırdım... Neden sonra öğrendim ki bu tanım sövgü değil övgü olarak kullanılıyormuş ve “dip”ten kasıt da“kazandibi” gibi tatlı bir şeymiş. Hasletlerinin yoğunluktan dibe çöküp orada takdir edilesi, fevkalade bir terkip oluşturduğu kişi için işte bazıları “adamın dibi” diyor.
“Adamın dibi” iyi ve güzel de “Türkiye’nin dibi” kötü mü?
Hani memleketin giderek hızlanan aşağıya burgu hareketine bakan bazıları,“Türkiye dibe vuracak” falan diyorlar ya...
Türkiye düşecek, düşecek... Ve sonunda bir zemine çarpıp duracak. O raddeden sonra artık Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti, laiklik ve iyi yönetişimden daha fazla uzaklaşması mümkün olmayacak. Bu “dibe vurma” beklentisi, Türkiye’nin berbatlaşma ve alçalmada bir sınırının olduğunu varsaymaktan ileri geliyor.
O halde “Türkiye’nin dibi” dipsizlikten evladır.
Ayrıca merak ediyorum, “Türkiye dibe vuracak” diye bekleyenler ülkenin bir dibi olduğunu neye dayanarak tespit ediyorlar ve varsa o dip neresidir?
Ben ise Türkiye’nin bir dibinin olmadığını düşünüyorum.
Keşke Türkiye’nin dibi olsaydı. Bu aşağıya burgu hareketi bir sert zemine çarpar ve kendiliğinden dururdu.
Ama o dip yok. Zamanımızın kenar mahallelisinin “Adamın dibisin” demesinde olduğu gibi, müspet özelliğe atfen “Türkiye’nin dibisin” diyebileceğimiz ne var bu ülkede?
Güçlü kurumları ve bir toplumsal sermayesi olsaydı, “İşte bunlar Türkiye’nin dibidir”diyebilirdik. Çünkü ancak kurumlarının doğru işlerliği ve toplumunun tehlikeyi sezen ortak aklı Türkiye’nin serbest düşüşünü frenleyebilir ya da buna karşı bir direnç oluşturabilirdi.
Mevcut rejim, diktatörlüğe evrilme süreci içinde Türkiye’nin kurumlarını Timur’un filleri gibi ezdi geçti; ülke alabildiğine kurumsuzlaştırıldı.
Kasaba muhafazakârlığının koyu taassubu, siyasallaşarak ele geçirdiği ülkenin dibini çökertti.
Başta yargı, sonra mülki idare ve güvenlik alanında görev tanımına uygun işlerlik üreten kurum bırakılmadı Türkiye’de.
Ya toplum?
O da rejimin iktidar stratejisi gereği olağanüstü kutuplaştırıldığı için birbirine düşman edilmiş kesimlerin toplamına dönüştü. Kutuplaşmanın ürettiği negatif enerji, ülkenin aşağıya burgu hareketine ivme kazandırır hale geldi.
Bu bölünmüşler toplamı, feci gidişata karşı ekonomik çıkarlarının emrettiği bir ortak akıl çizgisinde bir araya gelerek toplumsal bir direnç oluşturamaz.
Bakınız Kürt sorunu bahsinde düşürüldüğümüz şu hale...
Cumhurbaşkanı, kıyamete kadar sürecek, yani dibi olmayan bir “terörle mücadele”den bahsediyor. PKK ise terörünü büyük şehirlere taşıyor ve bu arada Türkçü partinin başkanı güya 1915’e dair konuşurken “Tehcir yerindedir, bugün olsa yine kaçınılmazdır” deyiverip cehennemin kapılarını zihinlerde açıyor. Ülkenin batısı, doğusunda dümdüz edilen kentler karşısında meşum bir sessizlik içinde.
Türkiye’nin bir dibi olsaydı, o dibe vurduğu noktada belki tek parça olarak kalabilir ve düştüğü yerden yeniden ayağa kalkabilirdi. Bir dibimiz olmadığı için akıbetimizi kestirmek güç.
Dipsiz Türkiye’nin, eldeki tefessüh etmiş siyasi aktörler, kurumlar ve bu sözde toplumla, başta Kürt sorunu olmak üzere kendi meselelerini daha da içinden çıkılmaz hale getirip bünyeyi büsbütün dağıtmaması için hemen yarın bir mucizeye ihtiyacı var.
Bu durumda, kendi içinde çatışarak karanlıklara yol alan Türkiye’nin pek de uzak olmayan bir vadede dünya ile de çatışması aleniyet kazanacaktır.
Sorunlarımız dünyanın sorunları haline gelirse, o zaman dünyanın dayattığı uygunsuz çözümlerle karşı karşıya kalabiliriz ki Ortadoğulu olmak da zaten böyle bir şeydir.
Yazarlar
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları












































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
11.03.2020
5.03.2020
26.02.2020
20.02.2020
17.02.2020
4.02.2020
19.01.2020
9.01.2020
6.01.2020
3.01.2020