Mithat SANCAR
|
Türkiye, bir “gecikmişlikler ülkesi”dir. Birçok alanda “geç kalmış”tır. Modernleşme sürecine geç girmiş, uluslaşmada gecikmiştir meselâ. Ve bunun önemli sonuçları vardır. Siyasal kültür, toplumsal yapılar, yönetim zihniyeti üzerinde ciddi etkileri olmuştur meselâ. Bugün yaşadığımız temel sorunların ortaya çıkışında da, bunları çözme konusundaki bocalamalarımızda da bu olgunun payı büyüktür. Böyle bir giriş yapmamın nedeni, bu epeyce derin meseleyi başlangıcından itibaren ve bir bütün olarak irdelemek değil. Bazı güncel tartışmalara bu “gecikmişlik” açısından bakmaktır niyetim. Bu tartışmalardan biri, “geçmişle yüzleşme/hesaplaşma” mevzuudur. Birkaç yıldır, “Ermeni sorunu” vesilesiyle bir tanışıklık doğmuştu bu konuyla kamuoyu arasında. Lakin geçmişin etrafına örülmüş o çok kalın “unutturma duvarı”nda geniş gedikler açmak mümkün olmadı. Şimdilerde geçmişteki acılı ve kirli dönemler, daha çok gündeme gelir oldu. Dersim ve İstiklal Mahkemeleri bu açıdan başı çekiyor. Bu sefer, “geçmişi bastırma politikası” daha kolay kırıldı; o sert kabuk daha çok çatladı. “Ermeni sorunu”nu tartışmak neden daha zor; buradaki milliyetçi/ulusalcı savunma refleksi neden bu kadar etkili oldu? Dersim ve İstiklal Mahkemelerinin öne çıkmasını ve geçmişle hesaplaşma kanallarının bu iki olayda daha kolay açılmasını nasıl açıklamak lazım? Akla gelmesi kaçınılmaz olan bu çok mühim soruları, başka bir yazıda ele almak üzere bir kenara kaydediyorum. Burada asıl dikkat çekmek istediğim husus başka! Geçmişteki baskı, zulüm, kıyım gibi travmatik şiddet dönemleriyle yüzleşme/hesaplaşma, son çeyrek asırda dünyanın çeşitli yerlerinde önemli gelişmeler yaşanıyor. “Hafızanın isyanı”, “hatırlama ve hesaplaşma konjonktürü” gibi terimlerle tarif edilen bir dönemden geçiyoruz. Toplumların kendi geçmişleriyle ilişkilerinde bir değişim sürecine girildi. Birçok ülkede geçmişle ilişki konusu yeniden masaya yatırıldı, yerleşik ilişki biçimleri sorgulandı, farklı ilişki seçenekleri tartışmaya açıldı, yeni ilişki modelleri geliştirildi. Bütün bunlar, Soğuk Savaş’ın bitmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Soğuk savaş, birçok sorunun üstünü örten kalın bir şal işlevi görüyordu. İki süper gücün kendi müttefiklerini veya “dostlar”ını koruma ve kollama kaygısıyla hareket etmesi, geçmişle hesaplaşmaya elverişli bir uluslararası konjonktürün oluşmasını engellemişti. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, şartlar kökten değişmiş, geçmişle hesaplaşma girişimlerini bloke eden engeller büyük ölçüde kalkmış ve birçok ülkede gözler geçmişteki haksızlıklara çevrilmiştir. Geçmişle hesaplaşma; Soğuk Savaş kültürünün tasfiyesinin araçlarından, bu dönemin bitişinin sembollerinden biri olarak da görülebilir. Geçmişleriyle hesaplaşmaktan kaçınan toplumlar, o kültürü bir şekilde korudular. Tersi de söylenebilir: Soğuk Savaş kültürünü aşamayan toplumlar, geçmişleriyle hesaplaşmaya da girişemediler. Velhasıl, geçmişle hesaplaşmadan kaçınma ile Soğuk Savaş zihniyetine saplanma arasında karşılıklı bir ilişki var. Türkiye, geçmişiyle yeni yeni hesaplaşmayı deniyor. Burada da bir “gecikmişlik” söz konusu! Bu gecikme, bir tek bu konuyla sınırlı değil bence! Genel olarak Soğuk Savaş zihniyeti ve alışkanlıklarıyla hesaplaşmada çok geciktiğimize inanıyorum. Bu demektir ki, Soğuk Savaş kültürü ve yaklaşımları, hâlâ birçok alanda geçerliğini koruyor; az ya da çok. Siyaseti, “dost-düşman ikiliği” üzerine kurmak; her türlü savaşın tipik formülüdür; doğal olarak Soğuk Savaş’ın da! Düşmanı alt etmek için her türlü aracın mubah sayılması da bu kültüre dâhildir. Açık veya içkin sağcılık; açık veya içkin sol düşmanlığı da, bu kültürün bir parçasıdır. Kara propaganda ve “hainlik” yakıştırmasına her fırsatta başvurmak, böylece kamusal tartışmaların ve sorgulamaların önünü kesmek de, bu kültürün bir yansımasıdır. Her toplumsal olayda “dış güçlerin parmağını” aramak da, bu kültürden beslenen bir paranoyadır vb. vb. Geçmişle hesaplaşma meselesini, bu kültürel atmosferde yürütmeye çalışıyoruz ve büyük bocalama yaşıyoruz. Zira bir dönemi aşma anlamına gelecek bir girişimi, o dönemin alışkanlıklarıyla yürütüyoruz. Eninde sonunda aşacağımıza inanıyorum elbette; ancak bunun kolay olmayacağı da belli. Soğuk savaş zihniyetinin etkilerinin en “çok” olduğu alanların başında, polis ve yargı geliyor. Pek çok örnek, bu zihniyeti bu alanlarda aşmamızın çok daha zor ve zorlu olacağını gösteriyor. Bunu başka yazılarda tartışmaya çalışacağım. ***
|
|
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları




































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.03.2015
22.03.2015
12.02.2015
5.02.2015
27.01.2015
20.01.2015
13.01.2015
6.01.2015
29.12.2014
23.12.2014