Mümtazer TÜRKÖNE
Yeni katılmalardan sonra, “CHP’nin en solcusu kim?” diye sorsalar, hiç tereddüt etmeden “Mehmet Bekaroğlu” cevabını veririm.
Solculuğu bidayet-i zuhurundan bu yana hiç değişmeyen temel değerleriyle hatırlayalım: Eşitlikten, dolayısıyla ezilenlerden yana olmak. Eşitlik talebi doğal olarak değişimden yana olmayı getirir. En ılımlısından en radikaline kadar sol ideolojiler, statükodan memnun olmayan toplum kesimlerinin değişim taleplerini temsil ederler. Solculuğu kimlik siyasetinden ibaret görenlerin ve içine gömülü oldukları aidiyetlerine şemsiye olarak kullananların bu basit çerçevenin içine sığmaları ve “öteki”ni de solcu kabul etmeleri çok zor. Hiç tereddüt etmeden söylüyorum: Mehmet Bekaroğlu 28 Şubat sürecinde RP’den milletvekili iken de solcuydu, bugün de tutarlı bir solcu olarak hayatını sürdürüyor. Cezaevlerindeki ölümlere karşı sürdürdüğü mücadelesi, kent rantı konusunda uzmanlık derecesinde muhalefeti sadece iki bilinen özelliği. Çok yakından tanıdığı Erdoğan’a muhalefeti de kişisel sebeplerden değil hiç şaşmadan savunduğu sol değerler yüzündendi. O kadar ki CHP’de solculuk testi yaparken, Bekâroğlu şaşmaz ve sağlam bir ölçü olarak kullanılabilir. Bekâroğlu’nun CHP’ye katılması, bırakın sağcılaşmayı CHP’yi toptan sola daha çok yaklaştırmış oldu.
Belki tek başına Bekaroğlu örneği üzerinden cuma günkü CHP kongresine damgasını vuran “sağcılaşma” tartışmasına başka bir gözle bakabiliriz. Sol-sağ kavram çifti, sadece “değişim ve muhafaza” ekseni üzerinde belirsiz bir içerik taşır; asıl sistematik kurgusunu toplumsal alandaki tartışmalara göre oluşturur. Nitekim sol ve sağ istikamet gösteren kavramlardır, doğrudan içerik belirlemezler. Değişimden yana olduğu için görev daha çok sola aittir, ancak sol ve sağ karşılıklı olarak birbirini belirler, tarif eder ve sınırlarlar. CHP’nin sıkıntısı “solcu olamamak” veya “sağcılaşmak” değil, kendi solculuğu için vazgeçilmez olan sağ bir rakibe sahip olamaması. AK Parti, CHP’yi “sol” yapabilecek kadar “sağ” bir parti değil. AK Parti’nin başından itibaren savunduğu ve 2023, 2071 gibi koyduğu hedeflerle sürdürdüğü “değişim” vurgusu, elbette onu sol bir parti yapmadı. AK Parti başlangıçta oluşturduğu ve “muhafazakâr demokrat” adını verdiği yumuşak ideolojik kimliği, Erdoğan’ın lider kültünün yükselmesiyle paralel olarak hızla tasfiye etti. Elinde ne kaldı? AK Parti’nin, daha doğrusu liderinin aldığı oylar hâlâ eski statükoya dönüş endişesi yaşayan kitlelerden geliyor. CHP’nin çözemediği paradoks: Şu veya bu şekilde AK Parti’nin sığ lider popülizmi, toplumun değişim özlemlerini temsil ediyor. Kısaca CHP’nin muhayyel “sol”una “değişim” adına yiyecek ekmek kalmıyor.
Tek fark var: CHP içindeki gerilim Türkiye’nin eski elitleri ile orta sınıf arasında; AK Parti’de ise Türkiye’nin yükselen yeni elitleri ile sahipsiz geniş halk kitleleri arasında. AK Parti’de bu gerilim yeni sermaye elitleri arasında, devlete yakın müteahhit sınıfı ile dışında kalan sermaye kesimi arasında derinleşiyor. Ali Babacan bu ikinci tür sermaye sınıfının temsilcisi olarak temayüz ediyor.
Solculuk evrensel değerlere sahip çıkarak olur. Erdoğan, CHP’nin gözü önünde, yani siyaset meydanında yolsuzluğun ekonomi-politiğini yaptı. Kişisel otokrasisinin finansman düzenini oluştururken 17 ve 25 Aralık soruşturmalarına tosladı. Kurduğu sistem çöktü; ama kendisi ayakta kalmayı başardı. Yargı’nın yolsuzluk takibini hükümetine yönelik bir darbe teşebbüsü olarak tanımladı ve elindeki devlete ait araçları sınır tanımadan kullanarak her şeyi alt-üst etti ve üzerine gelen dalgayı yumuşattı. “Paralel devlet” tezinin, özellikle siyasal alanda CHP’yi saf dışı bırakmak için geliştirildiği çok geç anlaşıldı. “Bırakalım AK Parti ile Cemaat birbirini yesin” diyen CHP’liler, Erdoğan’a kurtuluş yolunu açmış oldular. Tek başına Mahmut Tanal’ın Çağlayan adliyesinde, adalet adına yaptığı müdahaleler bile CHP’nin kullanamadığı potansiyeli hakkında bir fikir vermeli. Sonuç: AK Parti bile şu netameli sağcılıktan uzak dururken CHP nasıl sağcılaşacak?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları





































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.01.2026
13.01.2026
9.01.2026
31.12.2025
30.12.2025
28.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
21.12.2025
21.12.2025