Münir AKTOLGA
İPİN UCUNA BİR TAŞ BAĞLAYIP DÖNDÜRMEYE BAŞLIYORUZ, NE OLUR?..
Önce doğadan bir örnek verelim; ipin ucuna bir taş bağlayarak döndürmeye başlıyoruz, ne olur?
Fizik kitaplarında, “düzgün dairesel ivmeli hareketi” açıklarken kullanılan ipe bağlı taş örneğinden bahsediyorum. Elimize bir ip alıyoruz. Ucuna da bir taş bağlayıp, başlıyoruz döndürmeye!.

Bu mekanik bir sistemdir. Elimizle taş arasında oluşan bir sistem. Aradaki ip de bağlantıyı sağlıyor. Sabit bir hızla döndürmeye devam ediyoruz taşı... Sonra birden ipi bırakıveriyoruz elimizden! Ne olur? Taş fırlar gider! “Üzerinde hiç bir kuvvet kalmadığı için, en son halini, hareketini muhafaza ederek atalet hareketine başlar”...
Olayın açıklamasışöyle: Elimizle taşı döndürürken, aynızamanda, ip aracılığıyla onu etkileyip, bir kuvvetle elimize doğru çekerek onun ileri doğru fırlayıp gitmesini engellemiş oluyoruz. Böylece hem onun dönmesini, hem de belirli bir yörünge üzerinde kalmasını sağlıyoruz. Taş ise, bir yandan elimiz tarafından bir kuvvet harcanılarak çekilirken, diğer yandan da, mevcut atalet hareketini muhafaza ederek fırlayıp gitmek istediğinden (özgürce hareket etmek istediğinden), bu iki etkenin birleşik sonucu olarak yörüngede kalıyor.
Fizik kitaplarında “düzgün dairesel ivmeli bir hareket” olarak tanımlanan olayın özü budur. Açıkça görüleceği gibi, taş bu hareketini zorla, elimizle ve ip aracılığıyla uyguladığımız bir kuvvetin etkisiyle özgürlüğü elinden alınarak yapmaktadır (Buradaki taşın durumunun, toplumsal bir sistem sözkonusu olduğu zaman bir kölenin durumuna benzediğinin altını çizelim).
Böyle bir sistemin işleyebilmesi, sürekliliğinin sağlanabilmesi için her an bir enerjinin harcanması, bir iş yapılması gerekmektedir. Bir an için kolumuz “yorulur” da bunu yapmazsak-yapamazsak-, sistem durur. Taş yörüngeden çıkar fırlar gider (Bir Spartaküs çıkar ve köleler özgürlüklerine kavuşurlar)!..
İşte, doğada-ve aslında bütün sistemlerde- “yorgunluğun” esası budur! Dikkat ederseniz burada “yorgunluk” sistemi ayakta tutmak için sürekli enerji harcayan “kendinde şey merkezi varoluş instanzıyla” ilgili bir durumdur. Çünkü taşın “yorulmak” gibi bir lüksü yoktur!.. O, belirli bir kuvvete tabi olarak-ona biad ederek- hareket etmektedir...
Şimdi bir yukardaki örneği düşünün, bir de gözünüzün önüne bir elektron ve bir protondan ibaret basit bir hidrojen atomunu getirin ve onu düşünün.
İlk bakışta burada da benzer bir durum vardır!.. Elektron atomun çekirdeğini oluşturan protonun etrafında dönüp durmaktadır. Ama dikkat ederseniz burada proton elektronu döndürmek için bir enerji falan sarfetmiyor! Eğer öyle olsaydı bir süre sonra o da, enerji kaybederek “yorulacağı” için, döndürmekten vazgeçecek, ve elektron da pat diye onun üstüne düşüverecekti!.. Ama biliyorsunuz öyle olmuyor; iyi ki de olmuyor!!.. Yani ne o proton elektronu döndürmek, belirli bir yörünge üzerinde tutmak için bir enerji sarfediyor, ne de tabi yoruluyor!.. Görüyorsunuz bütün o doğal denge ve tabi bu arada bizim varoluşumuz da buna bağlı!..
Peki, madem ki ortada hareket ettirici, döndürücü bir kuvvet yok, o halde elektron nasıl ve neden dönüp duruyor protonun etrafında?.. “Göklerden gelen karar” mı sağlıyor bunu? “Dön” deyince dönüyor mu elektron?..
Konunun burada ayrıntılarına girmeyeceğim, isteyen linkini verdiğim çalışmaya girip bütün ayrıntıları öğrenebilir: “Doğada Sistem Gerçekliği ve İnformasyon İşleme Süreci” http://www.aktolga.de/t3.pdf
Burada altını çizmek istediğim nokta şudur ki, bütün doğal sistemlerde (bir atomdan tek bir hücreye, çok hücreli bir organizmadan, topluma kadar bütün doğal sistemlerde) her sistem, iç ve dış dinamiklerin ilişkisi içinde belirli bir DENGE DURUMU olarak ortaya çıkar. Ve bu durumda, hiçbir objektif kuvvetin baskısı altında olmaksızın-zora tabi olmadan- objektif izafi varlığını sürdürür.
Ancak bir durumdan bir başka duruma geçilirken, yani mevcut denge halinden bir başka denge haline geçilirken-o geçiş aralığındadır ki, işler biraz farklı görünür. Bu durumda, eski denge bozulduğu, ama henüz yeni bir denge hali de tam olarak oturuşmadığı için, kaosa benzer bir durumla karşılaşırız o kadar. Fizikte “ivmeli hareket” olarak adlandırılan bu geçiş hali oluşumu, doğada ve toplumda, her durumda, eskinin içinden yeninin çıkıp gelme aralığına denk düşen geçici bir izafi varoluş hali olarak karşımıza çıkar...
Doğal denge içinde, belirli bir üretim ilişkisiyle kendini üreterek varlığını sürdüren bir toplumu düşünün; burada işler hiçbir zaman o ipe bağlı taş örneğinde olduğu gibi belirli bir kuvvete tabi olarak yapılmaz (köleci sistem hariç!) Sistemin kendi içindeki çelişkiler, sınıf mücadelesi başkadır. Bunlar sistemi baskı altında tutan dış kuvvet rolünü oynamazlar, iç dinamiklerin işleyişiyle ilişkili şeylerdir bunlar. Ancak kölelerin “üretim aracı” statüsünde olduğu köleci sistemlerdedir ki, merkezi otorite-tıpkı ipe bağlı taş örneğinde olduğu gibi- köleleri zorla çalıştırmakta, sistemi bu şekilde ayakta tutmaktadır. Ama ne kadar?..
İşte, toplum sözkonusu olduğu zaman “yorgunluk” olayı burada ortaya çıkıyor... Antika yapılarda bu çelişki iç dinamikler aracılığıyla çözülemediği için onu “barbarlar” denilen tarihsel devrimci atalarımız çözüyorlardı. Allaha şükürler olsun ki, artık bireyi esas alan kapitalist ilişkilerin hakim olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Bu durumda, “göklerden gelen bir irade” sonucunda ortaya çıkan bir Mesih ve ona “biad-tabi olma” anlayışı üzerine oluşan antika-jakoben yapılar, geçiş aralığı geride kalıpta yeni denge durumu oturuşmaya başlayınca fonksiyonunu kaybederler; iç dinamikler aracılığıyla özgür insan ilişkilerinin egemen olduğu yeni bir denge durumu olarak yeni bir işleyiş başlar...
Türkiye toplumunun şu an içinde bulunduğu geçiş döneminin- toplumsal ergenlik döneminin- özü budur... Endişeye gerek yok!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları













































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023