Münir AKTOLGA
-Bu yazı şu an yayına hazırlanmakta olan “Nereden Başlamıştık, Nereye gidiyoruz -68 den bu yana ideolojik, teorik bir arkeoloji çalışması- başlıklı “Hatıralar”dan... Yayıncının izniyle Oktay Etiman’ın anısına yayınlıyorum...
Yıl 1972... Mahirler cezaevinden kaçmış, onlarla buluşup tartışıyoruz... Ben Mahir’e, hep birlikte yurtdışına çıkarak tartışmaları orada daha güvenli bir ortamda sürdürmeyi öneriyorum, ama Mahir bunu reddediyor ve sonuç olarak Mahirler’le ayrılıyoruz. Peki daha sonra biz ne mi yaptık? Ne yapabilirdik ki, her tarafta fellik fellik arandığımız, sokağa bile çıkamadığımız bir ortamda ne yapabilirdik?..
Bir ara, Yusuf Küpeli’yle birlikte Hisar’da Tunceli’li bir arkadaşın -İsmail’in- evinde kalırken yanımıza M.Ulusoy geldi. Yanında da Galip adında birlikte çalıştıkları arkadaş vardı... Oturduk onlarla konuştuk uzun uzun. Onlar da bizimle aynı görüşte idiler. Ama Galip çok daha ileri giderek içinde bulunduğumuz hareketin tamamen bir “provokasyon” ortamı yarattığından yola çıkıyor, adeta bir makineli tüfek gibi ağzını açıp gözünü yumarak kıyasıya eleştiriyordu! Daha çok Doktor’dan falan etkilenen görüşlere sahipti. Sanıyorum birkaç gün hiç uyumadan, sigara ve çayla doping yaparak bitkin hale gelene kadar konuştuk durduk! Öyle ki, sonunda artık neredeyse herkes birbirinden şüphelenir hale gelmişti!.. Neyse, sonra onlar gittiler. Ama özellikle Yusuf bu konuşmalardan çok etkilenmişti. Zaten onun daha sonra Kontrgerilla’da, “nasıl olsa her şey provokasyon, her şey kontrol altında” diye düşünerek, hiç işkence falan görmeden aklına gelenleri bir hikaye gibi anlatmasının nedeni bu olmuştur... Çünkü Yusuf, Mustafa’yla Galip gittikten sonra herkesten-her şeyden şüphelenen bir ruh hali içine girmiş, böylece artık birlikte kalmaktan bile vazgeçerek tek başına başka bir yerde kalmaya karar vermişti...
Ya ben mi ne düşünüyordum? Böyle bir ortamda artık yapacak hiçbir şey kalmıyordu. Mümkün olduğu kadar kısa zamanda yurtdışına çıkmaktan başka çıkış yolu görünmüyordu. Yolun sonuna gelmiştik artık. Bunu görememek için ya kör olmak gerekirdi, ya da ne bileyim, başka bir güvencenin falan olması lazımdı. Yusuf, “ben henüz karar vermedim, sen ne istersen yap” diyerek başka bir evde kalmaya başlayınca biz de, o ara birlikte kalmaya başladığımız Oktay Etiman’la birlikte yurtdışına çıkış konusunu gündeme alarak bu konuda araştırmaya başladık...
Tamam, yurtdışına çıkmaya karar vermiştik, ama nasıl yapacaktık bu işi?..
Daha önce olsa sorun değildi. Bizimle birlikte olan asker arkadaşların yönetiminde helikopterden bota kadar bir sürü olanak vardı. Biner birine, gider istediğimiz yere iltica edebilirdik. Ama şimdi Mahirler’le ayrılıktan sonra o da mümkün değildi; çünkü artık bizimle beraber olan “asker arkadaş” falan da yoktu ortada!.. Onlarla bizim ilişkimiz kalmamıştı... Tek çıkış yolu Istıranca’lara dalıp, yürüyerek Bulgaristan sınırına kadar gitmek, oradan sınırı geçerek iltica talebinde bulunmaktı!..
Vara vara vardığımız yeri görüyor musunuz!.. Türkiye’de devrim yaparak Türkiye’yi kurtarmak bir yana, dünyayı kurtarmak için yola çıkmışken artık kendi ülkemizde saklanacak bir yer bile bulamaz hale gelmiştik. Bir kısmımız için son durak Kızıldere’ye çıkarken, bizim için de istikamet Istırancalar’ı gösteriyordu!..
İşin traji komik yanı ne biliyor musunuz; bütün bu yaşanılanlar gerçekken, aradan neredeyse elli yıla yakın bir süre geçmesine rağmen halâ o dönemin ve yaşanılanların yüceltilerek bunlardan bugüne ilişkin tabular yaratılmaya çalışılması!.. Yok kardeşim işte, ortada öyle kutsal bir olay falan yok! Bizim hepimiz üniversitede öğrenciydik sonunda!.. 1950 lerle birlikte başlayan sürecin 27 Mayıs darbesiyle kesintiye uğratılmasından sonra tekrar sivil bir yönetime geçilince, bunun etkisinin kalıcı olamayacağını, ülkeyi aşağıdan yukarıya doğru gelen o dip dalgasının kuşatacağını farkeden Beyaztürk Devlet sınıfı güçleri, 150 yıldan bu yana tesis etmeye çalıştıkları hegemonyanın tehlike altında olduğunu gördükleri için, “Devlet’i kurtarmak” yolunda “çağa uygun” yeni tipten bir “solcu” Jöntürk kuşağı yaratmaya çalışmışlardı o kadar!..
Bakmayın siz sonra onların bizleri kırıp döktüğüne!..
Onlar Devlet’ti, “hem döverler, hem de severlerdi”, bunlar işin özünü değiştirmiyor!.. Döverken bile onların derdi, şişeden çıkarılan bu gücün kendi kontrolleri altında kalmasıydı... Düşünün, o dönemde eğer bizim gibi kontrol dışına çıkan “ayrık otları” olmasaydı, kendine hangi sıfatı layık görürse görsün “sol” hareket onların çizdiği genel siyaset tablosunun dışına taşmasaydı neler olurdu (yani bizler oyun bozanlık etmeseydik neler olurdu!!)? Bir Avcıoğlu, M. Belli, hatta Doktor bile boşuna çırpınıp durmamışlardı!.. Onların istediği, Kemalizmle sosyalizm arasında bir yerde duran, sonra da Sovyetler’in kuyruğuna takılarak “kapitalist olmayan yoldan” sosyalizme doğru ilerleyen Baas tipi “sol” bir iktidardı... O kadar!.. Bu nedenle, eğer ortada bizlere ilişkin bir “kahramanlıktan” söz edilecekse, bunun bu oyunu bozan bizim gibi birkaç “maceracıya” yönelik olması gerekir!.. Yoksa öyle iktidara yönelik bir “işçi sınıfı hareketi” falan söz konusu değildi!.. İktidara yönelik bizim dışımızda cuntacı bir hareket vardı ve bizler de gidip, hedefe doğru yürüyen bu trenin raylarına kendimizi atarak onun raydan çıkmasına katkıda bulunmuştuk!!.. Eh, bu da az “kahramanlık” gerektiren bir şey olmasa gerek!..
Yurtdışına çıkma ve yakalanma konusuna dönüyoruz: 24.03.1972...
Ertesi gün yola çıkacağız, kararı verdik. Ama o gün, ne oldu hatırlamıyorum, kaldığımız yer artık güvenli değil gerekçesiyle bizimle ilişki kuran arkadaş -“Terzi” diyorduk, adını unuttum- Oktay Etiman’la ikimizi bir dişçinin muayenehanesine götürdü. Orada çalışan çocuk bizim sempatizanmış!.. Sonra öğrendik ki, zaten dişçinin kendisi de sahte dişçiymiş!.. Neyse, o gece orada kaldık. Gene konuştuk falan, derken sabahı bulduk. Ve yola çıkmadan önce biraz uyuyalım diyerek Oktay’la ikimiz, birimiz bir odaya diğeri de öteki odaya çekildik...
Üzerimizde silah da vardı tabi. Ben yatarken silahı belimden çıkararak, yatağın altına doğru koymuştum. Sonra uyumuşum ki, birden “kıpırdama, kıpırdama” diye bir sesle ve gürültüyle uyandım! Ve daha ne olduğunu anlamadan, elinde makineli tüfek olan birisi kolumdan tuttu kaldırdı, arkamdan bir tekme vurarak beni duvara yasladı!.. Baskın olmuştu ve yakalanmıştık!..
Kaldığımız yeri nasıl tesbit etmişlerdi bunu kesin olarak bilmek mümkün olmadı tabi; ama nedense o “dişçiyi” ve dişçi yamağı sempatizanı o günden sonra artık hiç görmedik! Mahkemeye falan bile çıkarılmadılar!.. Ne olacaktı ki, öyle olmasa başka türlü olacaktı, gerisi teferruattı; bu nedenle, daha sonra bunun üzerinde bile durmadık!.. Sanki yakalanmasak Istırancalar’ı aşarak Bulgaristan sınırına varabilecek miydik ki?..
[Aradan yıllar geçtikten sonra bir gün beni yakalayan polisin bir tanıdığı anneme polisin ağzından olayı şöyle anlatmış. “O an gözlerinde o kadar masum bir bakış vardı ki, ateş edemedim! Yoksa en küçük bir harekette vur emri verilmişti”!.. Annemin o tanıdığı kimdi, neydi, annem onu nereden tanımıştı bunları bilmiyorum. Annem sağ iken sormadım bile... Ama böyle de bir hikayesi vardı yakalanışımızın... Zaten benim hayat çizgim hep o filmlerdeki “kahramana” benziyor; hani o içerde bomba patlamadan önce son anda pencereden dışarı atlayarak kurtulan filmin kahramanına!.. Daha sonra anlatacağım olayları da düşününce ben kendim bile buna inanmaya başladım desem yalan olmaz!.. 2010 yılında kanser teşhisi olayında da böyle olmamış mıydı! O da gene tesadüfen, son anda, daha yayılmadan teşhis edilmemiş miydi!!..]
Hemen gözlerimizi bağlayarak bizi -Oktay Etiman’la ikimizi- bir askeri arabaya bindirdiler ve sanıyorum -daha sonra öğrenmiştim- önce Harbiye’ye götürerek orada ayrı ayrı hücrelere kapadılar. Aslında artık ne ben Oktay’dan haber alabiliyordum, ne de o benden...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları











































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023