Neşe Düzel

“Kürt sorunu açısından gelecek iki yıl çok kritik. Herkes yarına ertelemeden sözünü bugünden söylemeli. Çözeceksek de şimdi, çözmeyip kaosa havale edeceksek de şimdi.”
“Kürtler, hâlâ demokratik cumhuriyette eşit yurttaşlar olarak yönetime katılarak birlikte yaşamayı, Türkiye’ye bir politik program olarak sunuyorlar. Bu çok büyük bir teklif!”
“Türkiye, Kürtlerin bu büyük teklifini kabul etmeli. Kürtlere, yönetime katılma hakkını veren özerk bir sistem kurulmadan, Kürt sorununda nihai çözüm mümkün değil.”
***
NEDEN GÜLTAN KIŞANAK
Türkiye, açlık grevleriyle içine girdiği korku tünelinden henüz çıkmıştı. Hapishanelerde on bine yakın insanın katıldığı açlık grevleri Öcalan’ın isteğiyle daha yeni bitmişti. Ve, Türkiye biraz rahat bir nefes almıştı ki... Başbakan bu sefer de BDP’lilerle ilgili dokunulmazlık tartışmasını başlattı. Başbakan, dokuzu BDP’li on milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve bu milletvekillerinin mahkemeye gönderilmesi için harekete geçti. Kısacası bu milletvekilleri için cezaevi yolunun önünü açtı. Peki, ne oldu da Başbakan birden bire BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmaya karar verdi? Türkiye’de siyaseti neden böylesine gerdi? Bu karar başka bir sürecin şantajı mı? BDP’li on milletvekili mahkûm olursa bunun siyasi sonuçları ne olacak? Türkiye’nin genel siyasetinde neler yaşanacak? Böyle bir mahkûmiyet hâlinde BDP ne yapacak? Güneydoğu’da Başbakan’ın dokunulmazlıkları kaldırma kararı nasıl karşılandı? PKK’lılarla kucaklaşma nasıl oldu? Orada neler yaşandı? BDP’li milletvekilleri, PKK’lılarla kucaklaştıkları için bir özeleştiri yapıyorlar mı? Kürt sorunu nereye doğru gidiyor? Bir kopuşa doğru mu yol alınıyor? Bütün bu soruları BDP’nin eş genel başkanı Gültan Kışanak’a sorduk, çarpıcı cevaplar aldık.
***
NEŞE DÜZEL: Siz, PKK’lı gerillalarla kucaklaştığınız için çok tepki çektiniz. Bugün bu konuda bir özeleştiri yapıyor musunuz?
GÜLTAN KIŞANAK: Aslında medya tarafsız olsaydı ve orada yaşanan tablonun tamamını verseydi, bugün Türkiye’de kamuoyu, Başbakan’ın itmek istediği yöne doğru sevk edilmeyecekti. Bakın... Benim orada o karşılaşmanın ve selamlaşmanın akabinde söylediğim cümleler var.
Siz ne demiştiniz?
Orada çekim yapan Kanal D muhabirinin kayıtlarında var bu cümleler. İsterse yayınlayabilir. Ben onlarla tokalaşırken, “İnşallah bu sorunu çözeriz. Sizler de artık şehirlerde olursunuz. Sizlerle buralarda değil, şehirlerde görüşürüz” diyen bir kişiyim. Yani bu silahlar bırakılır anlamındaki cümleyi ben o dakikada söyledim. Üstelik karşılaşmanın hemen akabinde bana Kanal D muhabiri “Ne diyorsunuz” diye de sordu.
Soruya ne cevap verdiniz?
“Yaşadığımız bu tablo, Kürt sorununu bir an önce müzakere yoluyla çözmek zorunda olduğumuzu söylüyor bize. Bu işin silahsız bir yolunu bulmak zorundayız” dedim. Bu cevabım da yayınlanmadı. Zaten bu kısımları hiç yayınlamadılar. Sadece görüntü veriyorlar. Onun üzerinden polemik yaratıp kamuoyunda tepki oluşturmaya çalışıyorlar.
Peki, yaptığınızın siyaseten hatalı bir davranış olduğunu düşündünüz mü?
Tabii, siyasi bir tutum değildi. “Bu, siyaseten başka türlü kullanılabilir” diyebilirdik. Daha soğukkanlı ve hesapçı yaklaşabilirdik. Siyaseten böyle düşünüp orada daha kontrollü, hatta samimi olmayan bir şey yaratabilirdik. Ama bunun ortamı yoktu.
Niye ortamı yoktu? Ortam nasıldı?
Medya mensupları bu konuda samimi olsalardı, böyle bir ortamın olmadığını belirtirlerdi. Orada siyasi bir karşılaşmadan çok duygusal bir atmosferin olduğunu ve herkesin o duygusallık içinde hareket ettiğini anlatırlardı. Yüzlerce insan vardı orada. Biz o gün bombalanan köyleri ziyaret ediyorduk. Yolda giderken uzakta kalabalığı gördük ve arabamızdan “kaza oldu” diye indik. Çünkü araçlar durmuştu. Meğer yol kesme varmış. İndiğimizde gördük ki, oradaki sivil halk gerillalarla haşır neşirdi.
Nasıl haşır neşirdi?
Herkes hasbıhal içindeydi. Ben Yüksekova Haber’e o gün de söyledim. “Ben bir anne olarak ürperdim. Zırhlı birlikler on beş dakika mesafedeydiler. Bu dört genç her an ölümle yüz yüzeydiler. Biz siyasetçiler çözüm bulmadığımız için bu gençler ölebilirdi. Bunun duygusallığıyla hareket ettim” dedim.
Bu davranışın bir tepkisi olabileceğini hiç düşünmediniz mi?
O dakikada bunu düşünmek çok mümkün değildi. Çünkü ortada çok insani bir tablo vardı. Bu çocuklar bizim ya!.. Bu çocuklar bu ülkenin evlatları! Hepimizin bu çocuklar! Hiçbiri ölmesin! Üstelik bu sorunu çözmek mümkün. Bu çocukların ölümünü engellemek mümkün. Doğru siyaset de zaten budur. Birkaç dakika dışında, ben daha ilk anda bu sorunu çözme mesajını verdim.
Kucaklaşmanın doğru olmadığını siz de düşündünüz yani. Öyle mi?
Bu, siyasi bir tavır değildi. Bu bir duygusallıktı. Belki de siyasetçinin duygusal olmaya hakkı yoktur. Dediğim gibi yüzlerce insan vardı, analar vardı orada. Herkes ağlamaklı oldu. Gerillalar resmî bir yol kesme prosedürü uygulamak istediler ama yapamadılar. Çünkü herkes onlara sarılmak istedi. Biz o gün bombalanan köylere gitmiştik. Medya köylülerle yaptığımız konuşmaları da çekti ama onları da vermedi.
Medya o köylerde neyi gördü ve yayınlamadı?
O köylerde sekiz dokuz yaşından küçük çocukların tamamında bombardımanın basıncından kaynaklı işitme kaybı başlamıştı. Evlerin duvarları bombaların basıncından çatlamıştı. Medya bunları gördü, “Buraları her gün bombalanıyor, can güvenliğimiz tehlikede” diyen köylüleri dinledi ama bunları vermedi. Sadece birkaç saniyelik kareye odaklandı. Bu kareyi binlerce kez tekrarlayan ve bunun üzerine Başbakan’ın kışkırtıcı, milliyetçi söylemlerini de koyan bir yayıncılık izledi.
PKK lideri Murat Karayılan da o karşılaşmayı kınadı ve o PKK’lıları da eleştirdi. Karayılan’ın eleştirileri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Karayılan bir hafta sonra konuştu. Ben bunu o gün, orada, o anda söyledim. Medyanın kayıtlarında var bu.
Kürt sorunu nereye doğru gidiyor sizce?
Kime baktığınıza bağlı bu. Başbakan’a bakarak değerlendirirsek, iyi bir yere gitmiyor. Ama Kürtlere baktığınızda... Kürtler hâlâ birlikte yaşama iradesini çok güçlü bir politik program olarak sunuyorlar. Bu önemli bir şans.
Önemli şans dediğiniz tam olarak nedir?
Kürtler, “eşit yurttaşlık hukuku içinde haklarımızı kullanarak ve yönetime katılarak birlikte yaşayabiliriz” diyorlar. Haklarını, hâlâ demokratik cumhuriyet içinde tanımlıyorlar. Bu çok büyük bir teklif! Türkiye’nin, Kürtlerin bu büyük teklifini görmesi, kabul etmesi ve karşılaması lazım.
Sizce Türkiye, Kürt sorununun çözümüne doğru mu gidiyor?
Kürt sorunu açısından önümüzdeki iki yıl kritik bir aşama. Herkes yarına ertelemeden bugünden sözünü söylemeli. Çözeceksek de şimdi, çözmeyip kaosa havale edeceksek de şimdi yapacağız. Bu eşikteyiz şimdi!
İki içinde ne olacak sizce?
Çünkü bu iki yıl içinde hem Ortadoğu’da işin rengi belli olacak. Hem de Türkiye’de siyasi taşlar yerel, genel ve cumhurbaşkanlığı seçimleriyle biraz daha yerine oturacak. Bu iki yılda Türkiye’nin sonraki sürecini belirleyecek bir dönem yaşanacak. Onun için herkesin sözünü, mücadelesini, tutumunu sergilemesi, ne yapacaksa bugün yapması gerekiyor. Birlikte yaşama iradesini, demokrasiyi ve eşitlikçiliği esas alan sesin şimdi daha güçlü çıkması gerekiyor. Yoksa yarın çok geç olabilir. Bu iki yıl içinde ya çözüme doğru evrileceğiz ya da kaosa doğru gideceğiz.
Kürtlerle Türkler arasında büyük bir kopuşa mı gidiyoruz?
Bunun ipuçları var. Duygusal olarak aşırı derecede farklılaşma yaşıyoruz. Aynı şeylere üzülmüyoruz, aynı şeylere sevinmiyoruz. Aynı şeyleri mücadele gerekçesi yapmıyoruz. Bu konuda giderek ayrışıyoruz. Ayrıca Kürtlerde şu duygu da gittikçe yayılıyor. “Ne yapsak yaranamıyoruz. Ne yapsak bir yol bulamıyoruz. Otuz yıldık her yolu denedik, olmadı. Artık bir yol ayırımına geldik. Başka bir şey yapmak lazım” duygusu güçleniyor. Ama dediğim gibi hâlâ şöyle bir şans var ki, Kürtlerin bütün siyasetçileri, Türklerle ortak gelecek ve birlikte yaşama üzerine siyasal proje sunuyorlar.
Ayrılmak istemiyorlar mı? Özerklik istemiyorlar mı?
Ayrılmak istemiyorlar. Özerklik ise birlikte yaşama projesidir. Ama siyaset sürgit böyle gidemez. Belli bir aşamadan sonra toplumsal kopuş siyasete de sirayet eder. Çünkü siyaset sonuçta toplumla birlikte yapılıyor.
Kürtlerle Türkler arasında böyle bir kopuş büyük bir çatışmaya döner mi?
Çok büyük bir risk taşıyor bu. Çünkü Türkiye’nin batısında da çok yoğun bir Kürt nüfus var. Bunların bir kısmı asimile ve entegre olmuş. Bir kısmı ise politize olmuş. Özellikle 90’lı yıllarda köy yakma süreçlerinde göç eden büyük bir politik kitle var.
O süreçte kaç milyon Kürt batıya göç etti?
Köy yakmalardan sonra yaklaşık beş milyon kişi köylerinden çıktı ama bunların büyük kısmı bölgede kaldı. Batıya yaklaşık bir milyon insan gitti. Bu çatışma, artık devletle silahlı güçler arasında geçen bir çatışma olmaktan çıkıp, toplumsal zemine yayılma riskini taşıyor. Böyle bir risk hiç kimsenin hiç bir nedenle göze almayacağı bir risktir.
Büyük bir çatışma olursa bunun sonuçlarının Kürt, Türk herkes için korkunç olacağını görüyor musunuz?
Bu, kesinlikle korkunçtur ve hiç bir şekilde göze alınmaması gereken bir risktir. Sonuçları korkunçtur bunun. Ama ben böyle bir riskin yaşanma ihtimalini büyük görmüyorum. Çünkü AKP hükümetinin çözümsüzlük politikasının çöktüğünü düşünüyorum.
Neye dayanarak bunu söylüyorsunuz?
AKP bir siyasal projeydi. Merkezde muhafazakâr ama demokrat bir siyasi parti yaratma projesiydi AKP. Ve, bu proje reformlar üzerine oturmuştu. Herkes AKP’den, Kürt sorununu çözmesini, demokratikleşme konusunda adımlar atmasını, tekçi cumhuriyet zihniyetinin toplumda var olan travmalarını ortadan kaldıracak bir demokratikleşme programını yürütmesini ve AB’ye üyelik sürecini ilerletmesini bekliyordu. Türkiye’nin böyle bir partiye ihtiyacı vardı. Ama şu anda tam tersi oldu. AKP kendi kuruluş felsefesine ters düştü. AKP aksine, topluma yeni bir tekçilik anlayışı dayatan, toplumu kutuplaştıran, reformları ve AB projesini durduran bir parti oldu.
AK Parti, 2011’e dek çok önemli demokratikleşme adımları attı. Sizce atmadı mı?
AKP projesi başladığı yerde değil bugün. 2009’dan sonra çöktüğünü düşünüyorum ben. Avrupa Birliği perspektifinden kopan, Kürt sorununu yeniden 90’lı yılların çatışma sürecine taşıyan, Alevilerin taleplerini bir kenara bırakan bir siyasi iktidar var şimdi. AKP’nin şu anda gelip dayandığı siyaset sürdürülebilir bir siyaset değil!
Peki, ne öngörüyorsunuz?
Başbakan ya bu siyasetten vazgeçecek ya da AKP projesi çökecek. Hâlbuki AKP, halktan en fazla oyu Oslo sürecini yürütürken aldı. Kamuoyu bu görüşmelere karşı değil ki, Oslo görüşmeleri duyulduğunda halkın AKP’ye oyu düşmedi. AKP niye tekrar buraya dönmüyor?
AKP gene de bazı adımlar atıyor. Okullarda Kürtçe seçmeli dersin başlaması önemli bir adım değil mi sizce?
Atılan adımların ve yapılan işlerin, toplumsal ihtiyacı ne kadar karşıladığı önemlidir. Yapılanlar, toplumsal ihtiyacı karşılamıyor bugün. Şu bir hakikat ki, bu ülkede Kürt sorunu adım adım büyüdü.
Kürt sorunu nasıl büyüdü?
Elli yıl önce belki sadece kültürel haklar verilerek çözülebilirdi Kürt sorunu ama o dönemde kültürel hakları vermediler. Sonraki dönemde temel hak ve özgürlükleri de vermediler. Şimdi iş siyasal haklar düzeyine geldi. Anlayacağınız çözümsüzlük siyaseti, Kürt sorununu giderek büyütüyor. Mesela şimdi hak ve özgürlüklerin yanısıra bir de travmalarımızla baş etme diye sorunumuz var artık bizim. Her iki toplumda da çok sayıda insan yaşamını yitirdi ve dolayısıyla her iki tarafın da hafızasında çok şey birikti. Hafızalarda birikenlerle de baş etme sorunumuz da var artık bizim.
Özerklikten söz ettiniz. Kürtlere özerklik verilmeden çözülür mü Kürt sorunu?
Nihai çözüm mümkün değil. Kürtlerin yönetime katılma haklarını kullanacakları bir mekanizma kurmadan bu sorunu çözme şansımız yok. Kürtlerin asıl derdi yönetime katılmak.
Bunu biraz açar mısınız?
Kürtler sayısal olarak az oldukları için, hiçbir zaman bu ülkede Kürtlerin kendi oylarıyla iktidara gelme şansları yok. Türkiye nüfusunun yüzde 18 kadarı Kürt bugün. Eğer özerklik olmayacaksa, Kürtlerin korunması lazım. Onları koruyan, Kürtlere kontenjan tanıyan yasaların çıkarılması lazım. Çünkü Kürtler yönetime katılmak istiyorlar. Bunun için bizim bulduğumuz en kestirme yol şu anda özerklik. En kolay gerçekleştirilebilecek model özerklik!
Başbakan Erdoğan’ın sertleştiği dönemlerde aslında gizlice Kürt meselesini çözecek adımlar attığına dair görüşler var. Şu anda dokunulmazlıklarla ilgili böyle bir adım atılıyor mu çözüme doğru?
Zannetmiyorum. Artık içinde bulunduğumuz atmosferde, bir taraftan sokağı kışkırtmak, bir taraftan Kürtleri rencide etmek ve bir taraftan da sorunu çözmek gibi bir üçlü sacayağı kurulamaz. Başbakan sorunu çözme yaklaşımındaysa...
Başbakan sorunu çözmek için ne yapmalı sizce?
Başbakan’ın acilen Kürtleri rencide etmekten vazgeçmesi, milliyetçilik ve ayırımcılık tansiyonunu düşürmesi, demokratik siyasetin önünü açması lazım. Çünkü Kürt tarafı, “dışarıda savaş, ölüm, tutuklama, gözaltı ve milliyetçilik varken, bizim burada oturup konuşmamızın bir kıymeti yok. Buradan bir çözüm çıkmaz” noktasına geldi. Başbakan, milliyetçiliği kabartarak, linç girişimlerini teşvik ederek ve demokratik siyasetin önünü kapatarak sorunu çözemez.
Yazarlar
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları











































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.12.2013
15.09.2013
23.04.2013
22.04.2013
15.04.2013
25.03.2013
18.03.2013
11.03.2013
10.12.2012
4.12.2012