Neşe Düzel

NEDEN CENGİZ ÇANDAR Türkiye tarihi bir süreçten geçiyor. Silahların susabileceğini, barışın gelebileceğini düşünebileceğimiz bir noktadayız. Ancak anlaşılmaz bir çelişki var karşımızda. Bu süreci başlatan iktidar, aynı zamanda demokrasiyi de budamaya uğraşıyor. 28 Şubat’ı çok andıran bir baskı ve sansür uyguluyor. O zaman da ortaya çok cetin kuşkular ve sorular çıkıyor. Demokrasisiz bir barış olabilir mi? Bugün karşımızdaki en hayati soru bu. Kuvvetler ayrılığına karşı çıkan, hukuku denetimi altına almak isteyen bir başbakan demokratik anayasa hazırlayabilir mi? Peki demokratik anayasa olmadan barış gerçekleşebilir mi? Medya üzerindeki baskıların arttığı ve özgürlüklerin olmadığı bir ülkede barış nasıl olacak? Bu büyük ve “tarihi” çelişkiyi Cengiz Çandar’a sorduk. Ortadoğu ve Kürt dünyasıyla ilgili araştırmalar yapan, kitaplar yazan usta gazeteci Cengiz Çandar yakın zamanda Mezopotamya Ekspresi isimli kitabını yayımladı. Türkiye’nin ve bölgenin kırk yıllık tarihini çarpıcı bir biçimde anlattı.
Basına baskı devam edemez. Türkleri susturup Kürtleri nasıl özgürleştireceksin ki? Başbakanın tek adam olarak herkesi kısıtladığı bir ortamda çözüm süreci yürümez. Sansür bitmek zorunda
Erdoğan’la Öcalan arasında yeni bir Türkiye modeli üzerinde egzersiz var. Kürtlerin iktidar ortağı olacağı yeni bir Türkiye yapılanması bu. Şu anda bunu tabana söylemek çok sakıncalı
Öcalan, muhtemelen Nevruz’dan önce birinci aşama olarak “çatışmasızlık”, yani kalıcı bir ateşkes ilan edecek. PKK, Temmuz veya Ağustosa kadar yurtdışına çekilmiş olacak
Türkiye garip bir süreç yaşıyor. Bir yanda medya üzerindeki baskılar ve sansür artıyor, fikir söyleme özgürlüğü her gün biraz daha kısıtlanıyor. Bir yanda da barış görüşmeleri yapılıyor. Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede barış nasıl olacak?
Milliyet’te, Öcalan’ın İmralı’da BDP’lilerle yaptığı görüşme notlarının yayınlanmasının ardından Başbakan’ın kullandığı dil ve bunun gazetede yol açtığı sonuçlar ciddi soru işaretleri yaratıyor tabii.
Nedir o sorular?
Demokratik ülkelerde gazetecilik, onun, bunun kriterine bağlı değildir. Demokratik ülkelerde gazeteciliğin objektif kriterleri vardır. Gazetecilik nasıl yapılmalı ya da nasıl yapılmamalı? Ne yayınlanmalı, ne yayınlanmamalı? Milli çıkar nedir, ne değildir? Bunların ölçüsünü ve tarifini tek bir adamın ya da bir iktidar odağının, bir partinin belirlemesi, Türkiye’nin şu anda içine girdiği rotayla hiç uyuşmuyor. Çünkü “çözüm süreci” demek, katılım demektir, çoğulculuk demektir. Geniş ittifaklar kurmak demektir.
Hasan Cemal’in yazısına bile tahammül edemeyen bir başbakan, Kürtlerin haklarını nasıl verecek?
Eğer bu sürecin bir tarafında duran kişi... Ki o kişi, bu yolu açtığı için toplumca hepimizin kendisine şükranla borçlu olmamız gereken kişidir. Eğer Başbakan, kendisini destekleyen ve destekleyecek olan unsurlara bu kadar katı davranırsa, bugüne dek silahlı bir taraf olarak hasım konumunda olan Kürt siyasi hareketiyle nasıl uzlaşabilir? Milliyet gazetesinin Öcalan’ın görüşme notlarını yayınlamasıyla ortaya çıkan manzara, eşyanın tabiatına aykırıdır. Bu şekilde çözüm olmaz! Başbakan’ın tek adam olarak ona, buna ayar vereceği, kısıt koyacağı bir ortamda çözüm olmaz.
Medyanın üzerinde 28 Şubat’la yarışırcasına bir baskı kuran bir iktidar, demokrasiyi red ederek barışa ulaşacağına Kürtleri ikna edebilecek mi?
Bu sorunun mantıki cevabı “hayır”. Ama bu süreç kendi ürettiği yeni dinamikler nedeniyle demokratikleşmeye doğru evrilmek zorunda. Bakın... Temmuz 2012’de BDP’li Aysel Tuğluk’la Gültan Kışanak’ın Şemdinli civarında karşılaştıkları üç PKK’lıyla sarmaş dolaş fotoğraflarına kıyameti koparmıştı Başbakan. Şimdi yeni bir fotoğraf var ortada. Bu fotoğrafta Tuğluk ve Kışanak Kandil’de, PKK bayrağı ve Öcalan’ın resminin önünde PKK’lı yöneticilerle müzakere yapıyorlar. BDP heyeti Kandil’e Başbakan’ın zımni onayıyla gitti. İki PKK askeriyle el sıkışmak mı yoksa Kandil’de komutanlarla el sıkışmak mı daha önemli? Nasıl oluyor bu?
Nasıl oluyor?
Çözüm süreci kendi bağımsız dinamiğini üretiyor ve tarafları kendisine rehin alıyor. Dolayısıyla süreç, onların, başlangıçta hiç hesap etmediği noktalara doğru evrilebilir.
Hükümet büyük bir cesaret gösteriyor. İmralı’da Öcalan’la görüşüyor ve PKK’nın sınır dışına çekilmesini istiyor. Karşılığında hükümet PKK’ya ne öneriyor?
Zaten Milliyet’in İmralı tatanaklarını yayınlamasıyla ilgili gürültü de bundan koptu. Çünkü başbakan ve hükümet medyası kamuoyuna dediler ki, “Bu sürecin bir amacı var. Amaç, terörü sona erdirmek.” Nasıl olacak bu diye sorulduğunda da, “Öcalan’ın PKK’ya Türkiye’yi terk edin talimatını vermesiyle olacak bu” dediler. Kısacası...
Evet...
Kısacası kamuoyunda, “Öcalan bu sefer işbirliğine çok yatkın ve PKK’yı dışarı çıkartacak” izlenimi yaratıldı. Bunun ne karşılığında olduğunu ise bilmiyorduk biz. Bu soruyu soranlara, “savaşın devamını istiyor” suçlamaları yapıldı. Bu soruyu ortaya atarsan fitne sokuyordun ve Başbakan bu soruya cevap vermek zorunda kalacağı için sinirlenebilirdi ve süreçten vazgeçebilirdi. Neme lazım bu konuya şimdi girmeyelim yaklaşımı yaratıldı.
Açığa çıkan İmralı tutanakları bu sorunun cevabını verdi mi peki?
Bir şekilde verdi. Öcalan kesinlikle barışa evrilecek bir süreçten yana. Onun kafasında Türkiye çatısı altında yeni bir Kürt-Türk uzlaşması var. Bunun için de yeni bir demokratik cumhuriyetin inşası için anayasadan başlayarak atılması gereken yasal adımlar var. Kendisinin silahsızlanma için atacağı adımlarla bunları eşleştiriyor. “Evet, bir gün PKK lağvedilecek, silahlı mücadele bitecek fakat Türkiye de bu arada öyle değişecek ki adeta yeniden kurulacak” diyor. “Hepimiz özgürleşeceğiz” diyor.
Peki Hükümet ona ne öneriyor?
Hükümetin ne önerdiği net değil. Nitekim Karayılan , “Devlete karşı kuşkularımız devam ediyor. Devletin bir projesi yok” diyor.
Öcalan, BDP’li miletvekillere, “KCK’lılar da, ben de özgür olacağız” dedi. Öcalan’la KCK’lıların serbest bırakılması karşılığında mı PKK’lılar sınır dışına çekilecek? Yoksa masada başka koşullar da var mı?
Her bir adımın karşılığı var tabii. Öcalan’la görüşmeleri iyi bilen üst düzey bir iktidar yetkilisi görüşmemizde şunu söyledi. “Adam, Kürt hareketinin tümünün daha ilerisinde düşünüyor. Onun için pek çok şey teferruat. Öcalan, Hakan Fidan’la ve onun üzerinden Başbakan’dan aldığı bir sinyalle, ‘Türkiye’nin yeniden yapılanmasına varacak bu iş’ diye stratejik bir karar almış. Fidan ve Öcalan öyle bir noktadalar ki, bütün mesele, Kürt hareketini varılan bu noktaya adapte etmek. Aynı şekilde Ak Parti’de de sıkıntı var. Varılan bu noktayı tek başına Ak Parti de taşıyamaz” dedi. Kısacası böyle yaygın bir kanı var.
Tam olarak yaygın kanı nedir?
Şu anda ikisinin ulaştığı mutabakat, Ak Parti’nin de, Kandil’in çok ötesinde. Nitekim Öcalan, İmralı görüşmesinde “Anayasa değişikliğiyle Erdoğan’ın başkanlığını kabul edebiliriz” diyor. Erdoğan’la vardığı varsayılan zımni mutabakata dayanarak bunu söylüyor. “20020-23’te Türkiye ve Türkiye’deki Kürtler olarak öyle bir yere gideceğiz ki bunu Erdoğan sağlayabilir” diye düşünüyor. Erdoğan’la Öcalan arasında bir perspektif uyuşması var. MİT Müsteşarı Fidan’la Öcalan arasında , muhtemelen Başbakan’ın bilgisi dahilinde, gelecek tasavvuruyla ilgili ulaşılmış bir anlaşma seviyesi var. Çok az kişi bunu biliyor.
Mutabakatın koşullarını mı? ?
Evet. Paylaşılmıyor henüz. Bazı konularda mutabakat olmasa, Öcalan’ın “takip edin, dediğime uyun” diyen mektupları, Kandil’e, Avrupa’ya gitmezdi. Erdoğan ile Öcalan arasında Türkiye modeli üzerine egzersiz var.
Öcalan, demokratik bir anayasa yapılacağını söylüyor. Kuvvetler ayrılığına karşı çıkan ve hukuku da kendi denetimine alarak başkan olmak isteyen Başbakan Erdoğan peki nasıl demokratik bir anayasa hazırlayacak? Kuvvetler ayrılığını reddederek demokratik bir anayasa hazırlamak mümkün mü?
Bu konuda açmazlar var tabii.
Apo, Erdoğan’ın başkanlığını destekleyeceklerini söyledi. Erdoğan’ın başkanlığını desteklemek de barış görüşmelerindeki koşullardan biri mi?
Onu bilmiyoruz ama Erdoğan’ın öyle bir tarzı yok. “Başkanlığımı desteklerlerse şunu elde ederler” diye bir söylem tutturmaz.
Peki niye PKK ile görüşmelerde Erdoğan’ın başkanlığı da konuşuluyor?
Zaten Devlet Bahçeli de “Öcalan, Erdoğan koalisyonu hayırlı olsun” diyor. En uç Türk milliyetçileri olayı Erdoğan - Öcalan mutabakatı olarak görüyor.
Siz nasıl görüyorsunuz?
Var o boyutu tabii. Zaten bu sürecin çözüme doğru evrilmesinin en önemli iyimserlik referansı da bu. Erdoğan çok güçlü bir adam. Öcalan da kendi kitlesi üzerinde çok güçlü biri. Bu sorunu onlar çözebilir. Öcalan’dan anladığımız şu ki, mutabakatın stratejik boyutta sağlanabileceğine dair yeterli bir iyimserlik var.
Nedir o iyimserlik?
Kürtlerin özel bir statüye kavuşacağı ve iktidarı paylaşacakları yeni bir Türkiye’nin kurulması. Kürtlerin eşit biçimde iktidar ortağı olacağı bir Türkiye yapılanması bu. Ama şu anda bunu söylemek çok sakıncalı oluyor. Kendi tabanını düzene sokamadığı için, bunu söylediğinizde başta Erdoğan başlar “bunu söylemek provokasyon” diye.
Kürtlerin Türkiye’de iktidar ortağı olması ne demek?
Reel politika açısından şu demek. 5-10 yıl içinde Irak ve Suriye Kürtlerinin yöneteceği bölgeler siyasi olarak Türkiye’ye entegre olabilirler. O zaman bunun idari görüntüsü ne olacak? Ankara’dan oraya Tekirdağ’lı bir vali mi atayacaksınız? Mümkün değil. Ama bunu şimdi söylemek provokasyon oluyor. Tutanakların yayınlanması bu yüzden tepki çekiyor. Şimdi sırası değil deniyor. Oysa Milli Güvenlik Kurulu’nda, “Türkiye, Kürtlerle küçülmeyecek. Tam tersine büyüyecek, güçlenecek” diye bir yaklaşım var. Eee nasıl yapacaksınız bunu?
Kürtlere statü verilerek mi yapılacak?
Tabii. Başka türlü olabilir mi? Eşitlik önce anadilde eğitimle olacak. Bunlarda Öcalan’la anlaşıldığı seziliyor. O da o yüzden, “gün gelecek biz Türkiye’de iktidar ortağı olacağız” diyor. “Türkiye’yi Kürtler ve Türkler beraber yöneteceğiz” diyor.
Kürtlere özerklik verilmeyecek mi?
İsimle çok ilgili değil Öcalan. Özerklikten murat edilen, Kürtlerin kendi kendini yönetmesidir. Zaten şu anda bile 100 belediyede seçilmiş durumdalar. Bu sayı daha da artabilir. Üstelik Başbakan, valilerin seçimle gelebileceği bir idari yapıdan da söz ediyor. Bütün bu sinyaller, biraz daha derinlemesine Öcalan’la konuşuldu muhtemelen. Sonuçta adını ne koyarsanız koyun, Türkiye ademi merkeziyetçi bir ülke olacak. Federasyon, özerklik, ya da Osmanlı dönemindeki gibi bir yapılanma. Osmanlı’da Kürtler iç işlerinde tamamen serbesttiler. Bölgenin adı Kürdistan’dı.
Kiminle kim anlaşıyor bu barış görüşmelerinde? PKK ile devlet mi, Türklerle Kürtler mi, yoksa Apo’yla Erdoğan mı?
Öcalan’la Erdoğan’ın anlaşması sonucunda, Türkiye ile Kürtler anlaşıyor. Türkiye ile Kürtlerin büyük beraberliğine gidiyoruz. Türkiye için temel şart nedir? Terör diye ifade ettiği PKK’nın ortadan kalkmasıdır. Yani PKK’nın silah bırakmasıdır. Meseleye Kürtlerin pozisyonundan bakıldığında ise bu, Kürt isyanının bitmesidir. Dolayısıyla Türkiye’nin siyasal yapısının PKK’nın siyaset yapabileceği şekilde esnemesi ve bunun yasal ve anayasal güvenceye alınması gerekiyor. PKK dağda silahla varolacağı yerde, KCK olarak yasal bir şekilde Türkiye’de siyasette var olacak. Hatırlayın...
Neyi?
12 Eylül yasakları kalkınca CHP’liler SHP’ye geldi. Deniz Baykal SHP’lileri temizledi ve genel başkan oldu. PKK siyasete girdiğinde öyle olacak. Öcalan ve Kandil kadrosu BDP hareketini yönetecek. O yüzden adam “bırakın ev hapsini filan... Hepimiz özgür olacağız” diyor.
Türk medyası ağır bir baskıyla susturulurken Kürtlerin özgürce konuşması nasıl mümkün olacak? Konuşmak, Türklere yasak, Kürtlere serbest mi olacak? Yoksa Türk ya da Kürt kimse konuşamayacak mı? Sansürde mi eşitlik sağlanacak?
Bu bir açmaz halidir ve bu baskı böyle devam edemez. Çünkü çözüm yolunda atmak istediğin adımları atamazsın bu durumda. Bu sansür bitmek zorunda.
Kürtlerin özgürce konuşması, örgütlenmesi, fikirlerini açıklaması nasıl sağlanacak Türkler susturulurken?
Sağlanamaz. Çünkü hangi Türkleri yasaklıyorlar? “Kürtlerin taleplerini dinleyelim” diyen Türkleri yasaklıyorlar. Sen, Kürtlerin taleplerini dinleyelim diyen adamların konuşmasını yasaklarsan, Kürtlerin serbestçe konuşmalarını nasıl sağlayacaksın? Bu baskı sürerse, çözüm süreci yürümez. Kürtlerle de ters düşerler. KCK’lıların serbest bırakılmasının şart olduğu, dolayısıyla bütün bu konuların konuşulmasının gerektiği ve hapisten çıkacak KCK’lıların konuşacakları bir ortam söz konusuyken, sen onu, bunu susturarak nasıl varırsın ki çözüme?
21 Mart’ta Öcalan, PKK’nın sınır dışına çıkacağını ilan edecek. Siz PKK’nın hangi şartlar karşılığında sınır dışına çekileceğini düşünüyorsunuz?
Öcalan, muhtemelen Nevruz’dan önce birinci aşama olarak “çatışmasızlık”, yani kalıcı bir ateşkes ilan edecek ve PKK’nın sınır dışına çekilmesi taahhüdünde bulunacak. Bunun takvimini ve sınır dışına çekilmenin şartlarını açıklayacak.
Türkler ve Kürtler barış şartlarını öğrenebilecek mi?
Kaçınılmaz bu. Çünkü biz o zaman kamuoyu olarak hükümete dönüp, “sen ne diyorsun? PKK’ya ne öneriyorsun?” diye soracağız. Öcalan’ın getireceği şartlar, hükümetin de bir eylem planı sunmasına yol açacak. PKK, 21 Mart’tan itibaren Türkiye sınırları içinde silahlı eylem yapmayacak. Temmuz veya Ağustos’a dek yurtdışına çekilmiş olacak. Hükümet buna paralel olarak yasal değişiklikleri meclise sunacak. 5, 6, 7’inci yargı paketleri gelebilir. Artık kimse çözüm sürecini bitirmeyi göze alamaz. İktidar da basını, kimseyi susturamayacak bu süreçte. Konuşacağız. Basını susturup Kürtleri nasıl özgürleştirecek ki?
Bir barış anlaşması karşılıklı tavizlerle mümkün. PKK ve hükümet karşılıklı hangi tavizleri verecekler?
PKK’nın tavizi, silahları susturması, içeride hiçbir silahlı unsur bırakmayıp sınır dışına çıkmasıdır. Bu, silahsızlanmanın olacağına dair tahahhüttür. Türkiye ise PKK’yı ortadan kaldıracaksa, onu Türkiye’nin sistemine yerleştirmek zorunda. Bunun için de Anayasa, Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarını, Terörle Mücadele ve Ceza kanunlarını değiştirmek zorunda. Türkiye en sonunda da Öcalan’ı hapisten çıkaracak ve siyasi aktör haline gelmesini kabul edecek.
Apo serbest kalacak mı?
Mantık öyle gerektiriyor. Eğer bu ülkede Öcalan ile çözüm olacaksa, o da çıkacak. PKK silahsızlanmayı nasıl içine sindirecekse, Türkiye’nin Türkleri ve kurumları da Öcalanın özgür bir siyasetçi olacağı Türkiye’yi içlerine sindirmek zorundalar.
PKK’nın siyasallaşmasına izin olacak mı?
Başka çaresi yok. Ya siyasallaşmış bir PKK olacak. Zaten o zaman adı PKK olmayacak. Ömür boyu hapis hükümlüsü Öcalan özgür bir siyasi şahsiyet olacak. Ya da bugünkü durum kanlı bir şekilde devam edecek. Bunun kararını vereceğiz biz.
Neden Başbakan, Apo’nun İmralı’da BDP heyetiyle yatığı görüşme tutanaklarının yayınlanmasından bu kadar rahatsız oldu?
Erdoğan, kontrol hastası. Amerikalıların “control freak” dedikleri, her şeyi kendi kontrolü altında tutmaya çok eğilimli biri. Bu durumu kontrolü kaybetmek olarak gördü ve feveran etti. Çünkü bu süreci hem Türkiye’nin bekası hem de kendi siyasi geleceği için çok riskli görüyor. Haklı da. Bir de tabii, bu görüşme notlarının bir içeriği var. Erdoğan çok güçlü biri. Öcalan’ın o tutanaklardan benzer bir güç olarak ortaya çıkmasından ve gücünü kendisiyle eşitlemesinden hoşlanmadı. Zira bu tutanaklar, Öcalan’ın otoritesini Kürtler üzerinde tahkim etti. Bir de tabii Erdoğan, çözüm sürecini anlatma tekelini kaybetti. Süreç bir de Öcalan’dan dinlenecek artık. Öcalan’da da Erdoğan’la yarışacak ölçüde bir kıvraklık ve zeka var.
PKK, Apo’nun direktiflerine uyacak mı?
Uyacak. Son tahlilde Öcalan ne derse o olur. Çünkü Öcalan, PKK için bir zamktır. Ayrıldığı anda, PKK parçalanır. O yüzden PKK’nın lider kadrosu kafası yatmasa da direnmeyecek. Ama Kandil süreci istemiyor.
Niye istemiyor?
Bugünkü konjonktürde ömürlerinde görmedikleri kadar destek alıyorlar. İran, Suriye ve Irak’la çok sıkı ilişkideler. Suriye’de yönetici durumundalar. Diplomatik manevra alanları, İsrail’den Rusya’ya kadar genişledi. PKK’yı bu süreçte şanslı görüyorlar. “Bu kadar avantajlı durumdayken, başkanımız, gelecekte silahlarımızı imha edeceğimiz bir süreci başlattı” diyorlar. Kandil, Öcalan’ın önerilerini henüz hazmetmedi. Karayılan, Öcalan’ın mektubuyla ilgili özünde şunu söylüyor. “Çok zorlanıyoruz ama Öcalan’ın dediklerini yapacağız” diyor. PKK’yı nasıl ikna edecekleri konusunda sıkıntıdalar...
Öcalan bu avantajlı durumu bilmiyor mu?
Biliyor.
Türkiye, Öcalan’a ne önerdi bunun karşılığında?
Onun çok somut, net cevabı yok şu anda.
Demokrasi gittikçe yok edilirken gerçek ve kalıcı bir barış olabilecek mi?
Çözüm sürecinin dinamiği başta Erdoğan olmak üzere, bütün siyasetçileri terbiye ederek ilerleyecek. Başka çaresi yok.
[email protected]
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları
-
Atilla AytemurBingöl Erdumlu Kitabı: Film gibi hayat* 24.01.2024 Tüm Yazıları
-
Şahin ALPAY"Ergun Abi"ye veda 10.11.2023 Tüm Yazıları
-
Ahmet ALTANYüzyıllık cumhuriyet başarılı mı başarısız mı? 29.10.2023 Tüm Yazıları
-
Levent GültekinDin, insanları kardeş yapar mı? 26.09.2023 Tüm Yazıları
-
Ayhan AKTARŞair Roni Margulies’in ardından… 7.08.2023 Tüm Yazıları
-
Ceyda KaranBiden ve iki cephede birden yenilgi 30.06.2023 Tüm Yazıları
































































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.12.2013
15.09.2013
23.04.2013
22.04.2013
15.04.2013
25.03.2013
18.03.2013
11.03.2013
10.12.2012
4.12.2012