Ömer F. Gergerlioğlu
Farklı kesimlerden yazar, akademisyen ve sanatçılardan 106 kişilik bir grupla 30 Aralık günü Diyarbakır'daydık. Her iki tarafa da seslenen bir metinle acilen çatışmaların durması, müzakerelerin başlamasını istedik.
Sabah Sümer Park'ta bir araya geldiğimizde biz gelenler, Diyarbakırlılar ve yoğun bir medya ilgisi ile toplantı başladı. "Aslolan hayattır" afişi asılı bir platformun üstünde konuşmalar yapıldı. Sevgili Tahir Elçi'nin eşi Türkan Elçi yaptığı "hoş geldiniz" konuşmasında aslında tüm Diyarbakır'ın hissiyatını dile getiriyordu. "Hoş geldin acılı yalnızlığıma" diyen Elçi yıllardır aynı acıları yaşayan Diyarbakır'ın sesi, sitemiydi aslında.
"Hoşbulduk" diyen Rakel Dink "toprak kana doydum demez, bu kadar acı yeter. Birbirimizin acısından doymadık mı? Hepimiz birbirimizin acısından bıkmadık mı? Bitirin bu kan akıntısını, ölmeyi, öldürmeyi. İki dudağınızın arasındadır ölümleri bitirmek, devletler takıntılarını bıraksın artık" diyor ve kendilerine büyük acılar yaşatılan iki kadının ağzından aslında bu toplumun derdinin ana mesajını dinliyorduk.
"Ben de batıdaki öğrenciler gibi kaygısız bir şekilde okula gitmek istiyorum, başladığından beri okuluma gidemedim" diyen ve bunları söylerken gözyaşlarını, hıçkırıklarını tutamayan Suriçi'nden Pelin isimli kız öğrenci "Pencere ve kapılarımızın patlamalardan sarsılmasını istemiyorum. Artık evimizde rahat bir uyku uyumak istiyorum, ben de herkesin yaşadığı bir hayatı yaşamak istiyorum, okuluma gitmek istiyorum." derken çocukların bu savaşta tahminlerin üstünde ne kadar yıprandığını gözler önüne seriyordu.
Çocuğunun çatışma alanında yanmış bedenini göstererek feryat eden Suriçi'nden bir anne ise "sadece çözüm, barış istiyoruz, gururu bir tarafa bıraksınlar artık" diyerek sabır taşının bile çatladığını gösteriyordu. "Çocuklarımız savaşa hazır diyerek çocukları birbirine kırdıranları lanetliyorum" diyor Sur ilçesi muhtarlarından bir kişi. "Suriçi'nde bir gece kalsın batılılar, misafir ederiz, uyuyabiliyorlar mı o zaman anlarlar burada ne olduğunu" diyen ve çıplak gerçeği herkesin yüzüne vuran da bir başka mahalle muhtarıydı. "Çocuğumu kampüste mi, barikatların arkasında mı aramalıydım?" diye soruyor, üniversite öğrencisi çocuğu öldürülmüş bir baba. "Bu muydu vicdanınız, bu muydu kardeşliğiniz. Dokuz gündür kardeşimin cenazesini alamıyoruz. Yalnız değilsiniz, dediniz ama biz kendimizi yalnız hissediyoruz” diyen bir başka ses, terk edilmişlik duygusunun isyanını hepimizin, toplumun yüzüne çarpıyordu.
Heyet olarak bir barış yürüyüşü yapıyor ve Dağkapı'ya kadar yürüyoruz. Polis barikatının önünde yapılan açıklamaya büyük ilgi var. Yol boyunca bize destek veren Diyarbakırlıların gözlerindeki ışıltı ve sahiplenilmişlik duygusu bize çok değerli ama geç kaldığımız bir işi yaptığımızı hatırlatıyor. Mazlum Diyarbakır halkına bir nefes, bir moral olduğumuzu düşünüyoruz, her caddenin başında mevzilenmiş zırhlı araçları görerek yürürken.
Diyarbakır Valisi ile bir heyet oluşturarak görüşüyoruz. Vali Hüseyin Aksoy kendisini bize tanıtarak görevi esnasında insan hakları kurullarında çalıştığını anlatıyor. Biz de bundan cesaret alarak yerel bir yönetici olarak Ankara'nın hatalarına karşı neler yaptığını soruyoruz. Diyarbakır'da gençlere yönelik spor tesisi vb. çalışmalarını anlatıyor ama ben itiraz ederek kendisinden bu sorunun gerçek çözümünün ne olduğunu konuşmamız gerektiğini söylüyorum. Sorunun çözümünün sokağa çıkma yasakları, üç beş barikatı kaldırmakla övünen bir anlayışla olamayacağını, Kürt meselesinin bu tür önlemlerle çözülemeyeceğini, Ankara'ya rapor etmesi gerektiğini söylüyorum. Bir bürokrat olarak siyasetçilerin dediğini uygulamasının doğal olduğunu ama Diyarbakır'daki havanın, Ankara'nın çözüm konseptine uygun olmadığını vurguluyorum. 15 yaşında barikat arkasında elindeki silahıyla bir güç olduğunu düşünen gençlerin söküp atma taktiğiyle bitmeyeceğini , bugünleri arayacağımız bir felaket ortamının kapısını aralayacağını vurguluyorum. Bir an evvel çözüm masasına dönülmesinin önemli olduğunu, 2 ay önce geldiğim Diyarbakır Suriçi'nin çok kötü durumda olduğunu gördüğümü söyleyince "şimdi daha kötü" diyor. Ben de o zaman bunun sonunun olmadığını siyasilere bildirmesi gerektiğini vurguluyorum. Bölgede görev yapan polislerin bir çatışma ortamı içinde yaşadığından halka olan muamelelerindeki usule uygunluk açısından psikolojik testlere tabi tutulup tutulmadığını sorunca, Emniyetin gerekli takipleri yaptığını söylüyor ama bunun zayıf bir cevap olduğunu hissediyorum. Lale Mansur atılarak Dilek Doğan'ın vurulma görüntülerinin bu konudaki hali çok iyi yansıttığını sitem ederek vurguluyor. Polislerin, Diyarbakır ve diğer sokağa çıkma yasağı uygulanan yerlerde duvarlara"Esedullah Tim" imzalı "Türk'ün gücünü göreceksiniz" temalı yazılar yazmasının, okullardaki ders tahtalarına "eğitim sırası bizde" yazmasının soruşturmaya tabi tutulup tutulmadığını sorunca "kesinlikle kabul edilemez" diyor, bunun üzerine devam eden soruşturma olup olmadığını soruyorum. Yine pek tatminkar bir cevap alamıyoruz. 2 ay önce geldiğimde Suriçi'nde 12 yaşında bir Helin Şen isimli bir çocuğun kafasından vurularak öldürüldüğünü ve devam eden çocuk ölümlerini soruyor ve bunların soruşturma konusu olup olmadığını soruyorum. Bu spesifik soruya da çok tatminkar olmayan bir cevap alıyoruz. Anlaşılan ölen masumlar öldüğü ile kalıyor, çatışma kurbanı listesinde sadece bir isim olarak kaydı kalıyor. Abluka mantığı, sorunu arttırmaktan öteye geçmeyecek.
Heyetimizde yer alan T24 yazarı Nurcan Baysal'ın gündeme getirmesiyle Suriçi'nde 9 gündür öldürüldükleri yerden kaldırılamayan iki cenazenin nasıl kaldırılabileceğini soruyoruz Vali bey'e. Bu konuda Belediye ile işbirliği yapılarak insan hakları örgütlerinin aracılığıyla cenazelerin kaldırılabileceğini vurguluyor. Bu konuda bir ilerleme sağlatabildiğimizi düşünüyoruz ama sahadaki durumun pek içaçıcı olmadığını, otorite zaafiyeti ve güvensizlikle dolu olduğunu sonradan anlıyoruz.
Sivil toplumun mülki amirlere konunun takipçilerinin olduğunu vurgulamasının bile önemli olduğunu düşünüyorum. Sağladığımız bazı somut gelişmeler, Diyarbakır'ın kaderinin sadece Diyarbakırlılara bırakılmaması gerektiğini, genel sivil baskının istenen düzeyde olmasa bile önemli olduğunu hatırlatıyor. Her iki tarafa sahada yapılan bir ateşkes ve barış çağrısının geç kalmış bir görevimiz olduğu ortada maalesef.
Sur'da esnafla konuşuyorum. Büyük sıkıntı içinde yaşadıklarını, bugün yeni dükkanlarını açtıklarını söylüyorlar. Bir başka kişi 16 yaşındaki çocuğunun bir gece dağa gittiğini sonra gidip cesedini aldığını söylüyor ve "gitmesini istemezdim ama çok istekliymiş demek ki, ne yapabilirim ki bizim yıllardır yaşadığımız gerçeğimiz bu" diyor. Ölüm buralarda sıradan bir konu çoktandır, bu belli. Elinde otomatik silahıyla bir polise durumu soruyorum "az kaldı, bitireceğiz bu işi, temizleyeceğiz" diyor. Yüzleri maskeli polisler ablukanın başında gerginler. Barikatlara yoğun bir müdahale yok gibi içeridekilerin mühimmatsız kalmasını bekliyorlar gibi. Arada şiddetli top atışına benzer patlamalar duyuluyor. Koca şehrin ortasında abluka ve çatışma sesleri, her geçen dakika daha kötüye gideceği belli bir manzara duruyor karşımızda. Bir esnaf anlatıyor, barikatlardaki gençlere giderek "bu işin ticaretlerine büyük zarar verdiğini" söylemiş, barikattaki delikanlı ise "biz burada canımızı koymuşuz ortaya, sen ticaretinden bahsediyorsun" diye terslemiş onu. Bu yeni gençleri, 14-15 yaşındaki çocukları daha da fedai haline getirerek, toplumu çatıştırarak değil, sorunu masada çözmeye yanaşarak herkesin derdine derman olunur.
Savaşın devamı iki taraf için de sonuç alıcı değil. Mesele hendek, barikatla da, savaşın devamıyla da çözülmeyecek. Savaşın devamı sadece ve sadece bu coğrafyanın zaten çok fazla olan acılarını artıracaktır. Savaşın devamı, toplumda sorunları çözme tercihi yerine sorunun çatışmaya mahkum edilerek karşılıklı kin ve nefreti arttırıcı mahiyetini değiştirmeyecektir. Biz her iki tarafa da verdiğimiz mesajı Diyarbakır'dan yükselttik, "Çocuklarımızı kurban etmeyin, halkımızı, geleceğimizi, bin yıllık kardeşliğimizi kurban etmeyin. Yarın çok geç olacak, farkında mısınız?" dedik. Umalım ki bu çağrıyı yarı yolda bırakmayalım, sizler de bırakmayın ve siyasetin bile tıkandığı bugünlerde sivil toplum bir barış müdahili olsun.
@gergerliogluof
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları





























































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.08.2020
26.08.2020
9.02.2018
5.02.2018
3.02.2018
25.06.2018
23.06.2018
18.06.2018
12.06.2018
11.06.2018