Ömer F. Gergerlioğlu
Kürtaj tartışmaları bitmiyor, bitmez çünkü çok hassas bir konuda temel bakış açısı farklılıkları var. Kürtaj cinayeti üzerinde ceninin hakkını ikinci plana düşüren bakış açıları olduğu müddetçe paramparça edilerek anne karnından çıkarılan canlının hakkını savunmak sadece dindarlara kalmış gibi görünüyor.
Konulara felsefi temelleri üzerinden mantıklı bakış açısıyla bakmasıyla bilinen Mahçupyan , Zaman gazetesindeki son iki makalesinde kürtaj konusunu değerlendirmiş. Yazılarını mantık kurgusu üzerinden yapmaya çalışsa da yanlış bilgi ve onun yorumu üzerinden gidince doğru yerlere varamamış. Hatta dindarların kürtaj için yaptığı “ajitasyonun” dindarları bağlayacağını ifade etmesi ve çifte standartçılık yaptıklarını vurgulamasıyla haksızlık yapmış. İkinci yazısında Mussolini benzetmesi yaparak dindarların bundan beri olduklarını ama ümmet milliyetçiliği yaptıklarını ileri sürerek bizlerin kürtaj konusundaki insani yaklaşımımıza gölge düşürmeye çalışmış, bizleri hayal kırıklığına uğratmıştır. İslam hak mevzuunda din ayrımı yapmamıştır.
Kürtaj konusu Mahçupyan’ın sandığının aksine elli yaş üstü erkekler için değil, benim gibi elli yaş altı erkekler için de hatta vicdan sahibi kadınlar için de çok önemli. Çünkü hak eksenli bakmaya çalışıyorsanız bunun yaşı olmaz. “İslami kesimin, özgürlüğün sadece cemaatsel alanı genişletme anlamını taşımadığını, aynı zamanda cemaat üyelerini 'kişileştirdiğini' de idrak etmesinde büyük yarar var. “ diyen Mahçupyan haklı, ancak bu kişileştirme, müslüman kadın ve erkeklere tartışacakları konuyu siyasi bir çizgiye çekmeden hak boyutunda değerlendirmelerini hatırlatır. Bu kişileştirmenin kalitesi , dindarların başkalarının hakkını da başörtüsü konusunda savunma tutarlılığındaki adaletli duruşları gibi rüştlerinden bir şey kaybetmediklerini ispat etmekle ortaya çıkmıştır.
“Buyurgan Müslüman erkek” şeklinde kodlanan Mahçupyan bilinçaltı kadın yazar Hilal Kaplan’ın kuvvetli itirazlarını niye görmez? Kürtaj konusuna yaklaşımda erkek veya kadın bakış açısından ziyade bebeği oluşturan erkek ve kadının sorumluluğu açısından bakması sosyal bilimler açısından derinden düşünülünce daha gerçekçi değil mi? “Kadınların erkek beğenisine 'mazhar' olacak bir dindarlık sergilemeleri” üzerinden konuyu değerlendirdiklerini düşünmek klasik Kemalist yaklaşımdan ne kadar farklı sayın Mahcupyan?
Diyanet’in “bebek üzerinde anne babanın mülkiyet hakkı yoktur” açıklaması devletin bebek üzerinde gayrımeşru öldürme hakkı olduğu anlamına gelir mi sayın Mahçupyan? Devlet birey ilişkilerini bu kadar tehlikeli buluyorsak demokratikleşme talebimizi niye devletten istiyoruzki?
Mahçupyan kürtajı sadece dindarların hassas olduğu bir konu olarak görme hastalığına niye düşüyor? Kürtajın bir cinayet olduğunda mutabık kalalım önce, sonrasında kadının meşru veya gayrımeşru şekilde bir canlının hayatına son verme isteğini konuşalım. Doğru, insan irade sahibidir ve günah işleme özgürlüğüne sahiptir ve bir şekilde bunu yapar. İrade sahibi bir varlık yaratacağı zaman meleklerin Allah’a “ kan dökecek bir varlık mı yaratacaksın” diye sormaları boşuna değildir. İsterse kendi yavrusunun kanını bile dökebilir ama ilk başta bunun bir cinayet olduğunu bilmesi şartıyla…Kürtaj yaptıran birçok kadın daha sonra bebeğin konuşturulduğu basit metinlerle büyük pişmanlık duymuştur. Şu an A.B.D’deki en tanınmış kürtaj karşıtlarından olan bir kadın yaptırdığı bir kürtaj sonrası çektiği vicdan azabı nedeniyle dönüştüğünü açıklamıştır. Dinden hareketle değil vicdan sızısı nedeniyle dönüştüğünü açıklamıştır.
Mahçupyan “Çünkü başkaları için hak talebi, bir ölçüde nesnel olmak zorundadır ve 'başkalarına' eşit mesafede durmayla meşrulaşır. Dolayısıyla bebeğin yaşam hakkını savunanların hayvan ve ağaç haklarını da aynı bağlama oturtmaları beklenir. Çünkü eğer kürtaj cinayetse, açıktır ki hayvanların kısırlaştırılması da, ağaçların kesilmesi de cinayettir.” diyor. Ancak insan olduğumuz için yeryüzü halife olan bizlere emanetttir bilincindeysek tabiiki hayvanların kısırlaştırılmasına da ağaçların vahşi kapitalizmin buyrukları istikametinde katledilmesine de karşı çıkarız. Niye çıkmayalım ki? İslam savaşta bile kadını, çocuğu, yaşlıyı, ekinleri, ağacı, taşı düşünmüş bir dindir. İnsan'ın eşref i mahlukat olması diğerlerinin cinayetine cevaz vermiyorki. İnsanın hiyerarşik sırada birinci olması yeryüzünü idare etme yetkisinin kendisinde olduğundandır. Yoksa hayvan veya bitki bir canlının hakkının, zalim insan taleplerinden aşağı olduğunu göstermezki. Hz. Muhammet bir gün arkadaşlarıyla yürürken bir hayvan ölüsü görür. Herkes yüzünü buruştururken Hz Muhammet “bakın ne güzel dişleri var, onu görün” der. Peygamberin ilk tebliğlerinde bile “hayvanlara fazla yük yüklemeyin” yönünde vurgular vardır.
Mahçupyan "din, dindarlar çifte standart yapıyor" diyor ama öyle bir şey yok. Aslında insan hakları savunucuları kimlikli seküler yazarlar çifte standart yapıyor. Bazı cinayetlerin gayrımeşru, bazı cinayetlerin meşru olduğunu söylüyorlarsa bir şey diyemem. Ama otoriter güçlerin çifte standartlarına çok hassas insan hakları müdafiilerinin bu kadar rahat bir şekilde çelişkilerinden memnun ve mutlu olabilmelerini de anlayamadığımızı söylemek bizim hakkımız.
Mahçupyan "Kısacası bebeğin yaşam hakkını doğanın yaşam hakkının dışında özel önem vererek savunmak, aslında dini bir mülahazaya muhtaçtır ve bu da sadece dindarları bağlar." diyor. Hak ekseninden hareket eden her ideolojiden insan, haklarda sıralama olmayacağını bilir. İslam’a göre hak gaspının her şeklinin adı haksızlıktır ve karşı çıkılması gerekir. Tüm hak savunucularının hayvan hakları vb. haklara olan duyarlılığından daha fazla tutarlı hak savunuculuğunu islam yapmıştır, emin olsunlar.
Mahçupyan "Herkesin dindar olduğu bir toplumda ancak kürtaj yasaklanır ve böylesi de olmayacak" diyor ama aslında herkesin insan hakları savunucusu olduğu bir toplumda ancak konu titizlikle ele alınabilecek. Anne karnındaki bir canlıyı zalimce katledebilmeyi meşru gösteren bir hak savunuculuğuna şüphe ile bakma hakkımız var. Kürtaj din konusundan önce tam da aktif pasif haklar içinde değerlendirilmesi gereken bir konu. Dini işin içine katmadan baksak bile bir cinayetin meşrulaştırıldığını niye görmezler.
Ali Bulaç’ın "Dayak yiyen kadın hukuka başvuruyor da, karnında öldürdüğü bebeği neden hukuk korumasın?" demesini eleştiren Mahçupyan, onun dini bir hukuk anlayışına dayandığını iddia ediyor. Oysa Bulaç günümüzdeki hukuku kast ediyor. “Annenin iradesine başvurmayan hiçbir yaklaşım inandırıcı olmayacaktır” diyen Mahçupyan çok savunmasız durumdaki bir cenini niye hiyerarşik skalanın bu kadar sonuna atıyor?
Mahçupyan kadını kastederek “kendi bedeni üzerinde değil, tüm sosyal ve psikolojik dünyası ile birlikte kendi geleceği üzerinde hak sahibi olan bir özneden söz ediyoruz. Yani ortada bir simetri bulunmuyor, çünkü kadınla eş düzeyli olarak düşünebileceğimiz bir 'hukuk' öznesine sahip değiliz. diyor ancak zigot oluştuktan sonra baba ölümü ile meşru veya gayrımeşru bir şekilde dünyaya gelse de çocuğun ölen babanın hukuki mirasçısı olduğunu bilmiyor mu? Kürtaj ile ortada çocuk katli suçu yok mu?
Bulaç’ın , aynı yazıda "Dine göre düzenleme 'totalitarizm' oluyor da, pozitif-laikliğe göre düzenleme neden 'totalitarizm' olmuyor?" demesini haklı bulmakla beraber kadının tercih hakkını görmezden geldiğini ileri süren Mahçupyan’a tam da bu noktanın önemliliğinde mutabık olduğumuzu söyleyelim. Gerçekten kadın nasıl bir cinayet işleyeceğini bilsin, burada illa dindarlık da aramadığımızı belirtelim. Ama eğer vicdanı müsaade ediyorsa zaten kürtajı devlet yasaklasa da yaptıracaktır. Ancak mesele, daha bu vicdani muhasebe safhasındadır sayın Mahçupyan, emin olunuz. Konunun tıbbi gereklilik boyutunda ki tartışmalar da ayrı bir yazı konusudur.
Kürtaj gerçekten milyonlarca canlının hayatını etkileyen çok önemli bir tartışma konusudur. Bireyin, kadının özgürüğü çok önemlidir ama savunmasız o canlının hakkını düşünmek de olaylara vicdan penceresinden bakanların işidir. Daha 8 hücreliyken yani ilk günde solunum yapan ve 23. Günde kalbi atan bir canlıdan bahsettiğimizi unutmadan cevaplayınız sayın Mahçupyan, İnsan nerede başlar?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları




































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.08.2020
26.08.2020
9.02.2018
5.02.2018
3.02.2018
25.06.2018
23.06.2018
18.06.2018
12.06.2018
11.06.2018