Ömer F. Gergerlioğlu
Allah bizlere toplumsallığı, paylaşmayı öğütlüyor ve insanlığa örnek olmamızı istiyor.
Mekke'de Hudeybiye anlaşmasının olduğu yere gidiyoruz. Peygamber ve arkadaşları yüzlerce kilometre öteden Mekke'ye umre yapmak için gelmek istedi. Ancak Mekke müşrikleri buna izin vermedi. Mekke tarafının elçisi Suheyl, Hudeybiye'ye gelerek bir barış antlaşması yaptı. Buna göre müslümanlar tarafından bir kişi müslümanların şehri Medine'ye kaçarsa geri iade edilecek, müslümanlar tarafından bir kişi Mekke'ye kaçarsa iade edilmeyecek ve o sene müslümanlar hac yapamayacaktı. Yenilgi gibi görünen sartlar imzalanmak üzere iken Ebu Cendel isimli bir kişi Mekke'den kaçarak geldigini söyler. Müslüman olmuş Ebu Cendel'i müşrikler zincirleyerek hapsetmişti. Ebu Cendel tam kurtulamadığı için zincirleriyle gelmişti. Suheyl, Ebu Cendel'in öz babasıydı. Peygamberimiz antlaşma imzalanmadığı için Ebu Cendel'i vermek istemedi. Ancak Suheyl, verilmediği takdirde imza atmayacağını söyleyince Resulullah içi kan ağlayarak onu teslim etti. Ona “Sen biraz sabret, katlan, yüce Allah'tan da bunun ecrini dile. süphesiz Allah, senin ve senin yaninda bulunan zayif mü'minler için bir genislik ve çikar yol ihsan edecektir. Biz onlara Allah'in ahdiyle söz verdik, onlar da bize söz verdiler. Onlara verdigimiz sözü çigneyemeyiz. Verdigimiz sözde durmamak bize yarasmaz"dedi üzüntüyle. Antlaşma şartları ve Ebu Cendel'in teslim edilmesi ashab arasında yenilgi hissi oluşturdu. Ama asıl kazananlar müslümanlardı. Çünkü haklıydılar ve adalet arayanlar için bir cazibe merkeziydiler. Nitekim bu ivme, meyvesini veriyor, kısa bir süre sonra Mekke kan dökülmeden fethediliyordu. Babaların çaresiz çırpınışlarına karşı gençlerin haksızlığa karşı çıkıp, islam'a gönülden sahip çıkmaları önü alınamaz bir isteği gösteriyordu. Mekke'deki her türlü maddi üstünlüğe rağmen müşrikler haksız ve zalim oldukları için kaybetmeye mahkumdular. Müslümanlar güçsüz oldukları halde o günkü zulüm çarkına karşı çıktıkları için güçlüydüler. Bunu niye anlattığıma geliyorum.Şu anda da islam'a inananların maddi güçleri olmadığını biliyoruz. Müdahil olan bir güç de değiller. Ancak maddî güçleri olsa bile önü alınamaz bir güç olmaları söz konusu değildir. Zira bulunduğu ülkenin ve dünyanın sorunlarına çözüm bulamıyorlar, derman olamıyorlar. Bunu Mekke'ye gidenlerin öncelikle düşünmesi, sorgulaması ve meselenin aslını idrak etmesi gerekir. Mücadelenin tarihî seyri bilinmezse özlenen ibadet tadı da, toplumsal başarı da elde edilemez.
Hira mağarasına gidiyoruz. Nur dağındaki bu mağaranın kelime anlamı “arayış” imiş. Hira arayışın başladığı yer. Allah resulünün vahyi almadan önce itikafa çekildiği ve her ne zaman Mekkelilerin putlara tapındığını görse: “keşke Hira’da olsaydım da bunları görmeseydim, Hira seni çok özledim” dediği o güzel mekan...Suudi Arabistan yönetimi buranın ziyaretini vehhabi anlayışından dolayı bid’at telakki etmiş ve dağı kendi haline bırakmış. Herhangi bir temizleme hizmeti yapmıyor. Hac ve umrenin asıl anlamı olan hatıralar ışığında tarihi ve dini anlama anlayışına ne kadar ters bir kafa yapıları var. Müslümanlar ifrat ve tefrit noktalarından kurtulamıyor. Ya türbeleri kıblegah edinirler ya da mezarları bile şirk düşüncesiyle dümdüz ederler. Hira dik bir dağ, çıkışta zorlanıyorsunuz ancak toplumundan bunalan ve bir arayış içinde olan peygamberin 5 yıla yakın buraya geldiğini düşününce Allah’ın onu büyük bir sorumluluğa hazırladığını anlıyorsunuz. Sonunda bir gece arayışına ve sorgulamalarına ilahi cevap geldi. Hz. Muhammed’e Cebrail gelerek bu arayışın çözümünün kainatı “oku” ması ile olacağını hatırlattı. Varlığın mutluluğunun insanın yaratıcısına olan “alaka” yani sevgi, tutku ve aşk ile onun yörüngesinde kalma ile olacağını hatırlattı. Allah ilk ayetlerinde niçin yaratıldığımızı açıklayarak tavaf ile bunun soyuttan somuta getirilmesini de emrediyor. “Alak” kelimesini tavafı yaptığınız, Hira mağarasına çıktığınızda daha iyi anlıyorsunuz. Aslında hac veya umre tefsir ve siyeri anlamak, derinlemesine tetkik yapmak için çok iyi bir fırsat. Nur dağındaki arayış yıllarında Hz. Hatice zaman zaman dağa gelir eteklerinde çadır kurarak eşinin yemek ihtiyacını karşılarmış. Bazı ateist ve dine alerjik kimseler “o uzun süre mağarada kalmış ve düşüne düşüne akli dengesini kaybetmiş” der. Bu kişilere Hira’ya çıkarak aslında tam karşısında yer alan Mekke’yi seyretmelerini ve tefekkür için yeryüzünde nadir bulunacak bu yere çıkmalarını öğütlerim. Anlaşılan peygamberimiz sessizliği ve muhteşem tefekkür ortamı özelliğinden dolayı burayı seçmişti.
Sevr mağarasına çıkmamak olmaz. Hicret yolunun çok kritik dönemecini oluşturan bu mağaranın kelime anlamı “devrim” imiş. İnsanı sarsan bir anlam. Hakikaten devrim. Zira Mekke’nin zulmünün zirve yaptığı anda buradaki görevin bitme noktasına geldiği anlaşılmıştı. Fedakarlık üzerine bina edilen bir ayrılışla Mekke’den ayrılan Nebi ve sıddık arkadaşı Ebu Bekir yolu değiştirerek bu mağarada 3 gün kaldılar. Müşrikler Medine yolunda olmayan Sevr dağına çok zayıf bir ihtimal olduğunu düşünerek ancak iz sürücünün ısrarıyla geldi. Dağın en tepesindeki mağaraya çıktı ve mağaranın giriş kapısına kadar dayandılar. Ama aşağıda olan kapıya eğilerek bakmayı ihmal ettiler daha doğrusu Allah’ın ayetinde buyurduğu gibi “görmediğiniz ordular bu bakışı engelledi.” Sevr’in anlamı niye devrim? Çünkü bir yenilgi değildi bu hicret. Sadece yeniden bir doğuşun ilk basamağıydı. Fedakar arkadaşına “üzülme, Allah bizimle, üçüncüsü Allah olan iki dosta kimse zarar veremez” diyen Nebinin yardımcısı Allah idi çünkü. Sevr’e çıkmadan hicret hakkında konuşmayınız. Bizim bir çıkışta canımız çıkıyor ama onlar orada 3 gün sadece süt içerek zorluklar altında saklanmışlar. Merhametli Resul ve onu çok doğrulayan arkadaşı bu adalet ordusunun ilk devrim habercileriydi. Mağarada Kur’an okuyarak ve ışıkları da söndürerek geceyarısı 02.00 civarlarında hicretin bu çok kritik anını tefekkür etmeye çalıştık. Nebinin ayağının değdiği mekanları mutlaka ziyaret etmelisinizki o tarihi hadiseleri daha iyi anlayasınız. Niye Sevr’e devrim dendiğini, zorlukları aşan o iradeyi tanıdığınız anda fehmediyorsunuz. 11 gün süren 450 km’lik yolu iz kaybettirmek için zikzaklar çizerek zorluklarla kat eden Nebi’yi ve fedakar arkadaşını iyi anlamak için bunu yapmak gerekiyor.
Tabiiki sonunda şu sorunun da cevabını aramak zorundayız. Hac ve umrelerdeki bu denli dua, enerji birikiminden sonra niye istenilen noktada değiliz? İslam aleminin neresine gitse olumsuz davranışlar, toplumsal kurallara uyumda boşvermişlik, dini anlayışta kısırlık, tembellik gören Mehmet Akif’ten bu yana değişen bir şey yok. İslam dünyasında zihni bir devrim oluşturmazsak, dini yeniden yorumlama ve hayatın her alanında yeryüzünün vekili olma bilinci ile hareket etmezsek yıllarca potansiyel enerjimizi kinetik enerjiye çeviremeyeceğiz. Hac ve umrelerin islamı derinliğine anlama eğitimi olduğunu anlayınca simgelerin arkasındaki anlamları çözmeyi daha çok isteyeceğimiz anlaşılıyor.
Hac ve umre’den gelenin vazifesi oranın güzelliklerini anlatmak ve oraya gidişe herkesi özendirmek olmalıdır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları








































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.08.2020
26.08.2020
9.02.2018
5.02.2018
3.02.2018
25.06.2018
23.06.2018
18.06.2018
12.06.2018
11.06.2018