Oya BAYDAR
İçinde debelendiğimiz şiddet, nefret, çatışma iklimini değiştirip normalleşmeyi sağlayacak; hepimizi savuran, birbirimize düşman eden kötü rüzgârlar yerine ılımlı bahar yelleri estirecek siyasal reçete, aslında basit. Gezi eylemlerindeki gençler, çocuklar neye isyan ediyorlar, neden meydanlardalar? Dağ’a çıkan gençler çocuklar neye isyan etmişlerdi, neden Dağ’dalar? Teşhisi doğru yapıp bu sorunun cevabını doğru verebilirseniz reçetedeki ilaca da ulaşabilirsiniz.
İktidar, muhalefet, çeşitli siyasal-ideolojik çevreler; Gezi’deki çocuklarla Dağ’daki çocuklar arasındaki bağı görmüyorlar, ya da görmek istemiyorlar. Oysa o çocukların isyanının ortak kaynağı var: O kaynak; devletin, siyasetin, toplumun, otoritenin, her çeşit iktidarın onları ezen, kimliklerini örseleyen, özgürlüklerini kısıtlayan baskıları, buyurganlığı, tehditleri, zulmü. Onlar, eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri etlerinde kemiklerinde hissedenler; başka bir dünya, başka bir yaşam, başka bir kader mümkün diyenler; bunu sloganlarda, pankart yazılarında, parti programlarında bırakmayıp meydanlarda, dağlarda haykıranlar.Onlar; “devlet dersinde öldürülmeden” önce meydanlarda, dağlarda bir teneffüs daha yaşayabilme mücadelesi verenler; meydanlara, sokaklara, dağlara mecbur bırakılmış olanlar.
Gençlik isyankârdır
Şu anda iktidarda ve iktidar çevresinde olan zevat dahil herkes kendi gençliğini; kimi zaman eyleme geçen, kimi zaman için için köpüren isyankâr ruhu hatırlasın. O ruha gençliklerinde bile sahip olmayanlar da dertlerine yansın. Kendisini baskı altına alan, yaşamına, kimliğine kişiliğine, özgürlüğüne, onuruna müdahale eden otoriteye karşı isyan, gençliğin ayrılmaz parçasıdır. Kimi zaman despotlukla, töre gücüyle, dinî akideler üzerinden yaratılan korkuyla, muhafazakâr değerlerin ağırlığı ve mahalle baskısıyla bastırılsa da, genç insanda isyan duygusu için için köpürür. Yolunu bulamadığı, tıkandığı zaman, bireysel planda psikolojik hastalıklara, kişilik bozukluklarına, saplantılara yol açar, intihara kadar vardırabilir.
İsyan duygusunu besleyen; kişinin kendisinin, çevresinin, mensup olduğu toplumsal grubun haksızlığa adaletsizliğe uğradığı, onurunun çiğnendiği, hakkının yendiği gerçeği ve/veya algısıdır.İsyan; zulmün, ayrımcılığın, adaletsizliğin olduğu yerde patlak verir. Zulmü, adaletsizliği, ayrımcılığı, aşağılanmayı yaşayan insan (ya da toplumsal grup) imkân bulduğunda isyan eder. Hele de gençse, hesapsız kitapsız atar kendini ortaya. Ve tabii ki, eyleme dönüşen başkaldırılar, protesto hareketleri, isyanlar, ayaklanmalar, toplumsal kargaşadan çıkarı olan odaklarca kullanılmaya, ateşlenmeye, manipüle edilmeye müsaittir. Toplumsal başkaldırılar, protestolar; kimler tarafından, nasıl kullanıldıkları, nasıl saptırıldıkları üzerinden değil nedenleri üzerinden değerlendirilmedikçe, doğru sonuca varılamaz.
Okmeydanı Gezi’ye; Şırnak, Hakkâri, Lice dağlara açılır
Sadece Taksim’de değil Türkiye’nin 80 ilinde Gezi eylemlerine katılanların çoğunluğunun neden Alevî topluluğundan olduğu sık gündeme getirilen bir soru. Yukardaki bir sürü soyut laf, bunun cevabını vermek içindi aslında. Sadece şimdi değil öteden beri, sosyalist harekete, toplumsal eylemlere, hak mücadelelerine, işçi - köylü hareketine katılanların çoğunluğu Alevî çevrelerden gelen gençlerdi. Çünkü haksızlığı, adaletsizliği, ayrımcılığı kendi yaşamlarında ve ruhlarında hissediyorlardı. Okmeydanı gençlerinin, Gazi çocuklarının yolu, mecbur, Gezi’ye, Türkiye’nin dört bir yanındaki Gezilere çıkacaktı.
Diyarbakır’ın, Hakkâri’nin, Van’ın, Şırnak’ın, v.b gençlerinin, çocuklarının mecburî istikametlerinin de dağlar olmasına şaşmak neden? Devletin, iktidarın, toplumun onlara sağlayabildiği tek gelecek: hapishanelerde çürümek, işsiz, güçsüz aç dolaşmak, bir Türk büyüğünün (!) ünlü sözüyle “Türklere kölelik etmek”, dilinden kimliğinden vaz geçip kendini inkâr etmedikçe hep ikinci sınıf sakıncalı vatandaş kalmaksa eğer, özgürlüğün, umudun, kurtuluşun yolu dağlar değil midir genç Kürt insanı için?
Anneler, PKK saflarındaki çocuklarının eve dönmesini istiyorlar. Duymazdan görmezden gelinmesi vicdansızlık olan; Kürt siyasal hareketi için de savsaklanması, hafife alınması en azından siyasal basiretsizlik sayılacak yerden göğe haklı bir talep. Bir de, taş atan çocuğu onlarca yıl hapse mahkûm edilmiş, işkence görmüş, zindanda da sokakta da her türlü tacize, saldırıya uğramış, devlet zulmünün her türünü tatmış, Türk ordusunda askerliğini yaparken kim vurduya getirilip öldürülmüş, dilini konuşması engellenmiş, asker-sivil devlet memurlarından “şerefsiz”den başka hitaba layık görülmemiş analar var. Onlar, keşke evladım dağa çıksaydı da ömür boyu hapislerde çürümeseydi, bir pusuda öldürülmeseydi diyorlar.
Yalan ve yanlış teşhis hastayı öldürür
Kürt anneler çocuklarının dağdan indirilmesi için direnirken topluma ve siyasete güçlü bir mesaj veriyorlar. Madem ki barış süreci diyorsunuz, çocuklarımızın evlerine dönmesi için koşulları hazırlayın diyorlar aslında. Başbakan Tayyip Erdoğan’da ifadesini bulan siyasal iktidarın buna cevabı, Kürt siyasal hareketini suçlayıp köşeye sıkıştırmaya çalışmak, “Getirin o kaçırdığınız çocukları, yoksa B ve C planları devreye girer ha!” diye tehditler savurmak oluyor.
Yetkili siyasetçiler, sorulması gereken ilk soruyu: o gençler, o çocuklar neden dağa çıktılar, neden örgüte katıldılar sorusunu sormuyor, sormaya cesaret edemiyorlar. Bunun yerine yalan ve tahrifata başvuruluyor. 16 - 17 yaşındaki çocukların PKK tarafından kaçırıldığı izlenimi yaratılmaya çalışılıyor. Gerçekten böyle olsaydı, geri getirilmeleri kolay olurdu. Çünkü o çocuklar, (doğru veya yanlış) özgürlüğü, umudu dağlarda gördükleri için; gençliğin isyankâr ruhu, hesapsız cesaretiyle oradalar. Bunu bölge insanları da, örgüt de, BDP de, Kandil de biliyor. Sorunun danışıldığı Abdullah Öcalan da, “kendileri istedikleri takdirdeailelerine iade edilsinler” diyor, bu gerçeği bildiği için. Erdoğan’ın veya BDP’nin “dönün” komutuyla eve döneceklerini ummak safdillik ve konuyu hiç anlamamak olur.
Siyasal iktidar, Gezi’yi ne kadar yanlış teşhis etmişse ve bu yanlış teşhis paranoyak yalanlarla, komplo teorileriyle beslenerek ülkeyi, toplumu bir yıldan bu yana nasıl zehirlemiş, ayrıştırmış, cinnet haline vardırmışsa, dağdaki çocuklar konusunda da aynı manipülatif taktiği güdüyor. Bir yandan kalekollar inşa edip, Kürtler arasındaki sözde sınırlara duvarlar çekerken, kuyruğu sıkışmadıkça barış sürecinde hiçbir somut adım atmaya yanaşmazken, en önemlisi de dağdakilerin ovada siyaset yapmaları için gerekli yol haritasını savsaklayıp mış gibi yaparken, Kürt hareketini itibarsızlaştıran, suçlu gösteren söylemlerinin tonunu bu defa anneler üzerinden, anneleri istismar ederek yükseltiyor.
Gezi’nin, on beş yaşında devlet dersinde öldürülen Berkin çocuğunun annesini meydanlarda yuhalatan Erdoğan şimdi yürekleri dağdaki çocukları için yanan annelerin acılarının üstüne basarak iktidarını pekiştirmeye çalışıyor.
Neden Gezi (ler), neden dağlar sorusunun o pek yalın ve açık cevabı yalanlardan yanlışlardan arındırılarak verilmedikçe ne Gezi’deki ne de dağlardaki çocuklar anlaşılır. Toplumun normalleşmesi, barış ortamına kavuşulması da hayalden ibaret kalır.
Yazının başında sözünü ettiğim reçete mi? İşte:
Ayrımcı, buyurgan, zehirli dilinizden vazgeçin. Gerçeği görün, kabullenin. Yalanlara inanmayın, halkı yalanlarınıza inandırmayla çalışmayın. İnsanları, özellikle gençleri ayaklandıran tahakküm hevesini ve herkesi kendi çizginizde hizaya getirme tutkunuzu gemleyin. (O hizanın toplumun geldiği düzeye göre çok alçak, çok düşük olduğunu siz görmüyorsanız, ben söyleyeyim.) Kürt halkını oyalamaktan, kandırmaktan, B ve C planlarıyla tehditten vazgeçin. Kendi kaderlerine egemen olma isteklerini, bu ülkenin yurttaşları olarak özgür ve özerk yaşama umutlarını köreltmeyin. Çözüm çözüm diye gevelemek yerine Alevîlerin, Kürtlerin, emekçilerin, gençlerin sorunlarını, onlara sorarak, onlar ne diyor, ne istiyor dinleyerek çözmeye çalışın. En önemlisi de devlet şiddetinden ve iktidar buyurganlığından vazgeçin. Güç sizde, dümen sizde, artık bahaneniz yok.
Bugün değilse yarın Gezi’nin çocuklarıyla dağların çocukları birleşip A planı uyguladıklarında ne B ne de C planlarınız para eder. Korkunuz, telaşınız da bu yüzden zaten.
Yazarlar
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları

































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.05.2024
14.05.2024
3.05.2024
3.05.2024
22.04.2024
16.04.2024
3.04.2024
29.03.2024
22.03.2024
7.03.2024