Selami GÜREL
Yazının başlığını görenlerin ODTÜ’ye 3500 kişilik polis çıkarması, katilleri bir yıldır bulunmayan Roboski gibi konular ortada dururken “bu da nereden çıktı” diye düşünmeleri mümkün. Aslında “Kürt Tarihi” dergisini keyifle okurken “Sovyet Kürtlerinin 1937 – 38 Sürgünü” başlıklı yazıya rastlamasam, konu ülkemizin, Ortadoğu ve dünyanın gündeminde ön sıraları meşgul eden, yüz yıldır kimlik ve özgürlük mücadelesi veren Kürt halkı olmasaydı, böyle bir yazıyı kaleme almayı aklımdan geçirmeyecektim. Önce yazıdan uzunca bir alıntı.
“1930’lu yıllara gelindiğinde Sovyet topraklarında Hitler ve kapitalist virüs korkusu almış başını gidiyordu. Komünist Parti içindeki Zinovyev, Kamanev, Radek, Buharin gibi muhaliflerin Hitler ile yaptıkları gizli ittifakı itiraf etmeleri bu korkuları doğrulamıştı. Hele ordu içindeki en güvenilir general olan Tuhaçevskiy’in Hitler’e olan hayranlığını sık sık dile getirmesi (…)Sovyet yönetimini paranoyak hale getirdi. Tam da bu sırada sınır bölgelerinde yaşayan, Sovyet iktidarına itaat etmediği ve anti-komünist örgütlerle ilişkileri olduğu tespit edilen uluslara sürgün yolu gözüktü. Ermeniler, Türkler, Koreliler, Azeriler derken sıra Kürtlere geldi”(abç)
Alıntıya devam edelim.
“1937’de başlayan ve 1938’de devam eden sürgünler daha çok Azerbaycan ve Ermenistan Kürtlerini ihtiva etmekteydi. (…) Daha 1937 yılında Kürt aydınlarından Arab Şamilov, Sibirya’ya gönderildi. Heciye Cındi, Cerdoye Genco, Ahmet Mirazi, Cihangir Ağa ve Şamil Teymurov tutuklandı. Onları batılı devletler adına casusluk, milliyetçilik ve anti-sovyetizmle suçlamışlardı.
Yapacağım alıntılar bu kadar. Yazı “bir sabah uyandıklarında evleri askerlerle çevrilmiş, apar topar sürgüne gönderilen ailelerin dramlarını anlatarak” devam ediyor.
İnsan yazıyı okurken, “ bir halkın maruz kaldığı zulmü öğrenmek için yüz yıllık yalanları ve şu mantık tutarsızlıklarını okumak zorunda mıyım” diye düşünmeden edemiyor.
Neden öyle düşündüğümü ve yukarıdaki alıntıdan neler anlamak gerektiğini bir de kendi cümlelerimle ifade etmek istiyorum.
1-1930’lu yıllara gelindiğinde hepsi Ekim Devrimi esnasında, politbüro üyesi olan Zinovyev, Kamanev ve diğerleri Hitler ajanı olmuşlar. (1923’e kadar politbüroda bulunan üyelerden Lenin ve Stalin dışında hepsi “halkın düşmanı” unvanı aldı ve imha edildiler)
2-Sınır bölgelerinde yaşayan Kürtler, Ermeniler vb. uluslar da bu ihanetin içine girmişler.
3-“Çaresiz” kalan Stalin de onları tutuklamak, topluca sürgüne göndermek zorunda kalmış.
Yani yazar, “Stalin’i anlamak gerek” diyor.
Böyle bir yazı, Sovyetler Birliği çökmeden, arşivler açılmadan, dünyada önemli bir insan yığınının bu sistemi hala “ideal” bir sistem olarak görebildiği, bilgi eksikliğinin, ideolojik bulanıklıkların, tabuların dokunulmazlığının hakim olduğu 1989 öncesi kaleme alınmış olsaydı, belki çok şaşırtıcı olmazdı. Oysa yıl 2013…
Açık ki Stalinizmi böyle kısa bir yazının içinde anlatmaya kalkmak mümkün değil. Ben sadece konu ile doğrudan ilişkisi olan birkaç noktaya dikkat çekip noktalamak istiyorum.
Lenin’in ağır hastalık döneminde, ömrünün son zamanlarında Stalin ile anlaşmazlığa düştüğü ve en önem verdiği, konu egemen ulus şovenizmi idi. Stalin içinse tüm ulusları merkezi olarak kontrol altına almak gerekliyken, Lenin tüm ulusların merkezi bir aygıt tarafından kontrol edildiği bir sisteme karşıydı. Hasta yatağında iken şöyle diyordu: “Birleşik bir aygıta ihtiyacımız olduğu söyleniyor. Nereden geliyor bu iddialar? Bunların geldiği yer Çarlık’tan ödünç aldığımız ve hafifçe Sovyet yağına buladığımız aynı rus devlet aygıtı değil mi? Bu aygıt bize tümüyle yabancıdır” Aynı günlerde, Stalin’in sağ kolu Ordhonikidze’nin bu tartışmalarda bir Gürcistan Merkez Komitesi üyesini tokatlamasını duyduğunda Kamanev’e, “Yoldaş Kamanev egemen ulus şovenizmine karşı ölümüne bir savaş açıyorum. Hastalığımdan kurtulur kurtulmaz onu bütün sağlıklı dişlerimle yiyeceğim” diye yazmıştı. 24 Aralık 1922’de kongreye yazdığı mektupta da, “Stalin’in genel sekreterlik makamından uzaklaştırılmasını” önerecek ama ömrü buna yetmeyecekti. Stalin ise adım adım hem partiyi hem de tüm ulusları merkezi bir aparatın denetimine alacaktı.
Bu denetim esnasında neler oldu peki? Kısaca, önce Lenin katıldığı son kongre olan 11. Kongrede MK’ye seçilen 26 üyenin 18’i, 1924’e kadarki tüm halk komiserlerinin %75’i, 1934’teki Muzafferler Kongresinde seçilen 139 MK üyesinin 98’i, aynı kongreye katılan 1961 delegenin 1108’i idam edildi. 1936 ya gelindiğinde Politbüro üyesi Kirov’un Stalin’den fazla oy almasıyla Nikolayev isimli bir “öğrenci” tarafından öldürüldü. Kirov’un öldürülmesinden sonra korkunç bir temizlik harekatına başlanıp tüm muhalifler imha edildi. Gulag denilen toplama kamplarına en iyimser rakamlarla on milyon insan dolduruldu. Tüm Sovyetler Birliği, parti bürokratlarının ve askerlerin yönettiği bir cezaevine dönüştü.
Son söz üzerine: Biz halkların sürgünün ne anlama geldiğini 1915 yılında Türkiye Ermenilerinin, 1919-1921 de Karadeniz Rumlarının, 1938 de Dersim Kürtlerinin başına gelenlerden çok iyi biliyoruz. Talat Paşaları da, Topal Osmanları da, tüm İttihat Terakkicileri de, tek partili cumhuriyetimizin marifetlerini de, GPU’yu da, Stalin’i de tarih hak ettiği yere çoktan yerleştirdi. Eğer bir coğrafyada tüm muhalifler imha ediliyor, halklar sürgüne gönderiliyor, bir işçi 300 ruble maaş alırken parti ve işletme yöneticileri on bin ruble alıyorsa o sistemin adı açıktır. O tarihin kara bir sayfasıdır ve özgürlük adına o sistemden öğrenilecek hiçbir şey yoktur.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.03.2025
2.03.2025
9.02.2025
7.02.2025
3.01.2025
19.01.2024
8.01.2024
14.06.2023
26.05.2023
7.05.2023