Süleyman Seyfi Öğün
Önümüzdeki bir kaç sene; gelişmeler gösteriyor ki çok; ama çok çetin geçecek. Kapital-dünyânın yapısal ve çevrimsel krizi bunun başat belirleyicisi durumunda. Üretim fetişizmi ve savaş arasındaki târihsel ilişkinin kanıtları mebzûl miktardaki tecrübe ile sâbitlenmiş durumda. Ama bu defa durum biraz daha farklı. Gerilimli ilişkiler finans kapital ile savaş arasında yaşanıyor. Keynes'in “gölge ekonomi” dediği finansal kapital ile reel üretimin karşılığı olan kapital arasındaki açık o kadar büyüdü ki; çevrimi artık imkânsız hâle geldi. Yaşanan ve derinleşen durgunluğu aşmak için küresel ölçekte yaygın bir savaş giderek kaçınılmaz bir zorunluluk olarak yerleşiyor. Meselâ Ortadoğu'daki tabloyu basit olarak bir enerji savaşı olarak okumak eksik ve yüzeysel bir bakışın ürünüdür. Elbette bu yoktur demek istemiyorum. Ama dikkat çekmek istediğim; enerji meselesini “esas mesele” düzeyine yerleştirmektir. Bu karakter oyuncusunu başrol oyuncusu ile karıştırmak gibidir. Esas mesele, küreselleşme dinamikleri içinde merkez kapital dünyâ ile başta Çin ve Hindistan olmak üzere artık hatırı sayılır üretim üssüne dönüşmüş olan yarı-merkez dünyâlar arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin sürdürülebilir olmaktan çıkmasıdır. Hegemonik güçler için tek yol, finansal fazlanın emilmesini sağlamaktır. Bu fazlanın emilmesi basit olarak fâiz rejiminde yapılacak basit değişikliklerle sağlanamayacak kadar karmaşıktır. Burada yapılması gereken bu “fazlaya bir karşılık” bulmaktır. Arz ve talebi eş anlı yükseltecek formül ise târihsel olarak çok âşina olduğumuz militarist büyümenin sağlanmasıdır. Bu fazlanın çekilmesi birincil etap, karşılığının bulunması ikinci etap ve nihâyet tüketilmesi de üçüncü etabı oluşturuyor. Adını koymak gerekirse bu savaştır.
Savaş denilince kafalar biraz karışabiliyor. Bunu giderebilmek için filmi biraz geriye sarmak gerekir. Üretim fetişizmi, durgunluk ve savaş arasındaki ilişkiler 19. Asır itibârıyla mûtaddır. Bunun en ileri evresi II. Genel Savaştı. Nükleer tehlike bu döngüyü kırdı. Dünyânın çekirdek toplumları barışçıl, demokratik, yeniden bölüşümcü dönüşümlerle kendi steril alanlarını oluşturdular. Diğer taraftan iki kamplı dünyâ militarist ekonomiyi merkezden periferiye taşıdı. Bu merkez kaç dönüşüm, merkezi dehşet dengesi içinde göreli bir çatışmazlık iklimine soktu. 1960'larda başlayan “Barış içinde var olmak” ve “Yumuşama” lâkırdıları sâdece lüzumsuz yükselen tansiyonlara müdahale etmek ile ilgiliydi. Değilse zâten Yalta Rûhu merkez dünyâ için çatışmasızlığı kurumsallaştırmıştı. Savaşlar ise çeperlerde bütün şiddeti ile devam ediyordu. 1945'ten 1990'lara kadar süren dönemde büyük bir zihnî tutulmanın yaşandığını görüyoruz. Bu tutulma ideolojik aygıtlarla sağlandı. Ulusal kurtuluş savaşları, sosyalist halk hareketleri, iç savaşlar kendi ideolojik “yanılsamaları ” üzerinden bu büyük senaryoda yerlerini aldılar.
1990'lardan başlayarak değişen nedir? Bunu bir kaç boyutu olduğunu söyleyebiliyoruz. İlk olarak finansal büyüme ve üretim merkezlerinin merkezden periferiye kayması yarı-merkez dünyâyı güçlendirici bir etki doğurdu. II. Genel Savaştan sonra Almanya ve Japonya'yı içine alan bir süreç derece derece olmak kaydıyla Çin, Hindistan, Güneydoğu Asya, Brezilya ve Türkiye gibi yarı-merkez dünyâya sirâyet etti. Genel dengeler açısından 1970'lerden 1980'lere Almanya'nın, 1980'lerden 1990'lara Japonya'nın fazlaları hayli rahatsız ediciydi. Ama bu sivrilmeler bir şekilde yontuldu. 1990'lardan 2000'lere Çin, Hindistan ve Güney Kore ve Tayvan'ı içine alan başka karşılıklı bağımlılık ilişkileri doğdu. Zâten esas mesele de bağımlılık ilişkilerinde “karşılıklılık” boyutunun doğmasıdır. Bu, hegemonik güçler için yönetilmesi daha zor bir dünyâ anlamına gelmektedir. Kapital dünyânın krizleri buna eklemlendiğinde sıkıntılar büyümektedir.
Görünen o ki, artık Yalta'nın bir hükmü kalmamıştır. Karşılıklı bağımlılık ilişkileri ve bunun doğurduğu çevrimsel ve yapısal krizleri aşmanın başka bir yolu kalmamış gözüküyor. Militarizmi vesâyetçi savaşlarla başlatmak yeterli olmuyor. Aşama aşama ve ister istemez savaş, kapital dünyâyı da içine alıyor. Târihin en belâlı karadeliklerinden birisine hızla yaklaşıyoruz. Bu tahlillerde yanılmış olmayı diliyorum…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları







































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.06.2021
29.04.2021
22.04.2021
4.06.2020
22.04.2019
4.02.2019
14.02.2019
11.02.2019
4.02.2019
28.01.2019