Taner AKÇAM
Türkiye’nin Ermeni soykırımı ile uğraşmasının ABD’nin, bizlerin Kızılderili olarak tanımladığı Yerli Milletlere yönelik yapılan katliam ve imhalarla uğraşmasına benzemeye başladığını söylüyorum.
Bugün ABD’de, Yerli Milletlere karşı tarih boyunca yapılan haksızlıklar son derece rahat ve açık olarak tartışılır. Konu hakkında yüzlerce kitap yayımlanmıştır ve tartışılmasının önünde hiçbir engel yoktur. Üniversitelerde konu ile ilgilenen kürsüler mevcuttur. Fakat bu kürsüler, doğrudan katliam- soykırım değil, daha çok antropoloji, kültür ve sanat tarihi veya dil vb. gibi alanlarda çalışırlar.
Hattâ, Washington’da Kızılderililer ile ilgili dev bir müze vardır. Gezenler bilirler, müzede Yerli Milletlerin tarihi hakkında her şeyi bulabilirsiniz ama tek şey yoktur, katliam ve imhalar.
Türkiye’nin de benzeri bir yola girdiği ve/veya gireceğini söylemekteyim. Bizde de, gerek devlet gerekse özel üniversitelerde ağırlıklı dil- kültür çalışmaları yapacak kürsüler kurulmaya, programlar oluşturulmaya başlandı bile.
Dersim özelinde kurulması tartışılan Müze’nin, Ermeni veya başka Hıristiyan topluluk için kurulması da fazla hayal ürünü değil. Ana amaç, yerli halkların kültürel katkılarını tanımak, öne çıkarmak ve yeniden yaşatmak.
Kiliselerin asıl sahiplerine iadesi, tamiri veya yenilerin inşa edilmesine izin verilmesi bu kategoride ele alınabilir.
Bunun kısa sürede din dışındaki alanları da kapsayacak şekilde genişleyeceğini tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok. Davutoğlu’nun Hrant Dink ile ilgili mesajında bunu ima eden ifadelere yer verilmiş durumda.
Meselenin nasıl “çözülmekte” olduğuna verilecek bir başka örnek de hukuk alanıdır. Beyaz Adam kıtaya ilk geldiğinde ne kadar farklı Yerli Millet vardı kimse bilmiyor. Birçoğu toptan imha oldu. Hayatta kalmış Yerli Milletler, Federal Hükümet’çe tanınan ve tanınmayan Milletler olarak ikiye ayrılıyor. Resmî olarak tanınan Millet sayısı 566. Aşağı yukarı bir o kadar Millet de resmî olarak tanınma kavgası veriyor. Bunun için açılmış onlarca dava var.
Resmî olarak tanınmış Milletler, Federal Hükümet ile yaptıkları antlaşmalara sahipler. Bu Milletler, ABD Federal Hükümeti ile imzaladıkları bu antlaşmalardan doğan haklar kendilerine verilmediği ya da antlaşmalar yanlış yorumlandığı için davalar açmışlar veya hâlâ da açmaktadırlar. Değişik Milletler tarafından açılan bir diğer dava türü de, imzalanmış bazı antlaşmaların geçersiz sayılmasına yönelik. Çünkü bu antlaşmaların nasıl imzalandığı kendi başına ayrı bir hikâyedir.
Sayısı yüzlerle ifade edilecek bu tür davaların kimisi başarı ile kimisi ise başarısızlıkla sonuçlanıyor. Eylül 2014’te Arizona’da, en büyük Yerli Milletlerden birisi olan Navajo kabilesi ile Federal Hükümet arasında yapılan bir antlaşma ile Navajo’lara 554 milyon dolar ödenmesinin kabul edilmesi bu tür başarılı davalara verilecek bir örnek. Davanın 50 yıldan fazla sürdüğünü de eklemekte fayda var.
İddia ettiğim şudur ki, Türkiye de yavaş yavaş bu yola giriyor. Başlangıçta belki sadece Vakıflar ile sınırlı idi ama artık giderek artan sayıda Ermeni birey, ellerindeki tapulara dayanarak mallarını geri almak için davalar açtılar ve açıyorlar. İleri yıllarda bu sayının çok daha artacağını biliyorum.
Vakıf davalarında başarı ile sonuçlananlar var. Bireysel davalarda henüz başarılı bir sonuç var mı bilmiyorum ama bu da ihtimal dışı değil.
Benzeri bir durumu özür dileme pratiği ile ilgili olarak da gözlemek mümkün. Amerika’da, Federal düzeyde özür dileme anlamına gelebilecek bazı adımlar var ama Federal Hükümet’in bu adımların attığından haberli olan insan sayısı ise yok gibi.
Örneğin 2010 yılında, Milli Savunma Bakanlığı bütçesinde düzenleme yapmak amacıyla çıkartılan bir yasada (Department of Defense Appropriations Act) Kongre, Amerikan Milleti adına Yerli Milletlerden açıkça özür dilemiş ve Amerikan Başkanı’ndan ülkenin iyileşebilmesi için, tarih boyunca Yerlilere karşı yapılmış haksızlıkları tanımasını istemiştir.
Toplam yedi maddeden oluşan ve “Tanıma ve Özür Dilemek” başlığını taşıyan metin son derece kuvvetli bir dile sahip. Fakat sorun şudur ki, ABD’nin Kızılderililerden özür dilemiş olduğundan son derece sınırlı sayıda uzman haberdardır. Yerli Milletlerin bile bu özürden habersiz olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Bununla kıyaslandığında, AKP’nin Dersim Özrü ve 24 Nisan taziye metinlerinin, “tanınma ve özür” ile alakası olmadığı rahatlıkla ileri sürülebilecek olsa bile, ABD’den farklı olarak, Türkiye’nin yaptığının en azından bilinir olduğu iddia edilebilir.
Elbette ABD’nin çabaları Türkiye ile kıyaslanmayacak boyutlarda.
1978’den sonrası, Yerli Milletlerin kültürel ve kutsal değerlerinin korunması ve desteklenmesine yönelik değişik dönemlerde çıkartılan kanunlar; Obama yönetimi tarafından, Yerli Milletlerle sorunları çözebilmek amacıyla 2009’da oluşturulan ve geçen aralık ayında altıncı kongresini yapan Beyaz Saray Kızılderili İşleri Konseyi [White House Council on Native American Affairs] gibi girişimler bu farklılığa verilecek örnekler arasındadır.
Türkiye henüz bu boyutta adımlar atmamış bile olsa, ben esas olarak bu yola girilmiş olduğunu söylüyorum. ABD Türkiye’nin seçtiği yolun en ideal tarzı gibi duruyor.
Sorum şu: 1915 için adalet arayışımızda istenen ABD gibi bir şey mi?
Soruna, Türkiye’nin iç sorunu olarak yaklaşmak ve zorunlu oldukça sorunun çözümü önündeki bazı engelleri kaldıracak ve/veya yardımcı olacak mekanizmalar kurmak.
İstenen adalet gerçekten bu mudur? Konu, üzerinde daha fazla durmayı hak ediyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
















































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
30.11.2025
14.07.2025
27.05.2025
24.03.2025
5.06.2023
1.04.2021
15.07.2020
2.05.2020
25.04.2020
22.04.2020